<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813</id><updated>2011-11-27T17:07:49.284-08:00</updated><category term='Erbakan&apos;ın Hayatı'/><category term='Medeniyetlerin Barışı'/><title type='text'>ERBAKAN</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3633377492956312655</id><published>2008-05-05T16:19:00.001-07:00</published><updated>2008-05-05T16:19:52.906-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yüce Rabbimiz aziz kitabı Kuran-ı Kerim’de “Şüphesiz ki Kuran’ı biz indirdik ve yine onu koruyacak da biziz” buyurmaktadır. Hazreti İbrahim’e ateşi ferah feza bir yer yapan, Hazreti Musa’yı Firavun’un sarayında risalet vazifesine hazırlayan ve Efendimiz’i (Sallallâhu aleyhi ve sellem) mağarada güvercinle koruyan Allah böyle bir söz verdiyse elbette onun önüne kimsenin set koyması mümkün değildir. Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun “her biri yıldız gibidir” dediği sahabiler (radıyallahü anhüm) ahiretin tarlası hükmünde olan bu dünyada yaşama gayelerini Allah’ın dinini güneşin doğup battığı her yere ulaştırmak şeklinde zihinlerine kodlamışlardır. Her fani gibi onlar da meşakkat yurdunu bırakıp beka âlemi olan ahiret yurduna irtihal etmişlerdir. Dünya hayatını çok iyi okuyan bu güzide topluluk geride de kendi yerlerini doldurabilecek çıraklar yetiştirip gitmişlerdir. İşte bu çırakların büyüklerinden birisi de Hasan Basri Hazretleridir (Basralı Hasan).    &lt;p align="justify"&gt;Babası Yesâr Irak’ın Meysan kasabasındandır. Meysan fethedildikten sonra babası köle olarak Medine’ye getirilmiş orada Ümmü Seleme Validemizin cariyesi olan Hayra ile evlenmiştir. Hasan Basri Hazretleri dünyaya geldiğinde Hazreti Ömer’in hilafetinin ikinci yarısıdır ve yıl hicri 21’dir. Ümmü Seleme validemiz bu nur topu gibi bebeği görünce çok sevinmiş, adını Hasan olarak koymuş ve Hazreti Ömer’den onun hakkında hayır dua istemiştir. Ayrıca Ümmü Seleme validemiz onun için "Yâ Rabbî! Sen bu çocuğu âleme imam, insanoğluna da örnek bir insan eyle. Halk ona uyup onun yolundan gitsin" diye dua etmiştir. İşte Hasan Basri dünyaya geldiğinde böyle nurdan bir halede ve huzurlu bir ailede kendini buluvermiştir. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Annesi, Ümmü Seleme validemizin ihtiyaçlarını gidermek için dışarıya çıktığında çoğu zaman onu müminlerin annesi Ümmü Seleme emziriyordu. Böylece Ümmü Seleme validemiz Hasan Basri Hazretlerinin hem sütannesi hem de Efendimiz’in (Sallallâhu aleyhi ve sellem) hanımı olması hasebiyle annesi oluyordu. Daha küçük yaşlarda o kutlu hanede Hasan Basri Hazretleri oyun oynardı, koşturur zıplar bazen de ellerini tavana değdirmek için çırpınıp dururdu. İşte böyle bir muhitte neşet eden, sabavetini Efendimiz’in (Sallallâhu aleyhi ve sellem) mescidinde geçiren Hasan Basri Hazretleri birçok sahabeyi görmüş ve onlara talebe olmakla müşerref olmuştu. Hasan Basri Hazretleri yetmiş tanesi Bedir ashabı olmak üzere yüz otuza yakın sahabe ile görüşmüştü. Bunlar arasında Hazreti Osman, Hazreti Ali, Ebu Musa el-Eşari, Abdullah bin Ömer, Enes bin Mâlik, Câbir bin Abdullah, Ebu Hureyre, Semüre bin Cündeb, İmran bin Husayn gibi birçok sahabe ile ilişkileri olmuş ve onlardan hadis rivayet etmişti. Hasan Basri Hazretleri, Hazreti Osman halife iken sık sık onun Mescid-i Nebevi’deki sohbetlerine katılıyor ve halkanın feyzinden istifade etmeye çalışıyordu. O, Ashabı Kiram arasında en çok Hazreti Ali’den etkilenmişti. Hazreti Ali’nin zahidane ve muttaki yaşayışı onun üzerinde derin bir tesir icra etmişti. Hazreti Ali’nin ibadet aşkı, dünya malına karşı cömert oluşu ve konuşmasındaki hikmet onda derin izler bırakmıştı.&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri 14 yaşına geldiği zaman ailesi ile birlikte Medine’den Basra’ya göç etmişlerdi. Basra o zaman İslam’ın büyük şehirlerinden biri olması hasebiyle Ashabı Kiramın büyüklerinden Abdullah bin Abbas ve daha nice büyükleri bağrında taşıyordu. Bu durumu ganimet bilen Hasan Basri Hazretleri kendisini mescide kapadı ve ondan Fıkıh, Hadis, Tefsir ilimlerine dair birçok meseleyi öğrendi. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri Sicistan’a düzenlenen sefere katılmış daha sonra İbni Ziyad’ın valilik yaptığı Horasan’da on sene kadar kalmıştı. Bu on sene zarfı içinde bölgedeki birçok sahabe ile görüşmüş ve onlardan ilim öğrenmişti. Daha sonra Basra’ya dönen Hasan Basri Hazretleri Basra’daki sahabe ve tabiînin büyüklerinden ders almaya devam etti.&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Daha ziyade züht yönüyle tanıdığımız Hasan Basri Hazretleri gençliğinde ticaret ile meşguldü ve varlıklı idi. O inci ticareti yapması hasebiyle zaman zaman diyarı Rum denilen Anadolu’ya geliyor belirli bir süre kaldıktan sonra tekrar Basra’ya dönüyordu. O günlerde, seferlerde adet üzere devlet erkânına hediyeler takdim ediliyor, ondan sonra o ülkede ticaret yapılabiliyordu. Yine böyle bir seferde Anadolu’ya gelmişler fakat bir merasim dolayısıyla hediyeleri birkaç gün sonra vermek zorunda kalmışlardı. Bu merasim çeşitli ilimlerde kendinden söz ettiren, usta bir silahşör olan ve devlet erkânı tarafından sevilen dönemin kralının genç yaşta vefat eden oğlu içindi. Merasimde önde gelen ricali devlet, esnaf ve daha birçokları bir meydana konulan tabutun etrafında dönüyor ve tabut içindeki gence “Seni kaybettiğimiz için çok üzgünüz. Elimizden gelen her şeyi senin için yapmaya hazırız fakat bu dünyaya gelen her canlı ölümü tadacaktır” diyerek derin üzüntülerini bildiriyorlardı. İşte bu hadise Hasan Basri Hazretlerinde dünya malının ve makamının gelip geçici olduğunu göstermiş ve onda köklü değişiklere neden olmuştu. O artık bundan sonra zahitlik yönüyle bilinecek ve ömrünü i’la-yı kelimetullah uğrunda geçirecekti. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde “insanların da tıpkı toprak gibi çeşitlerinin olduğunu; kiminin taş üzerindeki toprak gibi hiçbir şeyden etkilenmeyen, kiminin kendisine atılan tohumu yetiştiremeyen kıraç toprak gibi ve kiminin de az bir su ile bağrındaki tohumu şahlandıran humuslu toprak gibi” olduğunu beyan buyurmuşlardır. İşte Hasan Basri Hazretleri dünyanın faniliğini küçük bir hadise ile anlayıp ahiretin tarlası olan bu dünyayı ahiret adına imar etmenin yollarına bakmıştır. Başından geçen bu hadiseden sonra da elindeki bütün malını mülkünü fakirlere dağıtmış hayatını daha sade bir şekilde devam ettirmiştir.  &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Yanlış anlaşılmasın burada okuyucularımızı insanlar dünyayı tamamen terk edip ahiret hayatı adına çalışsınlar gibi bir mülahazaya sevk etmek istemiyoruz fakat Hasan Basri Hazretleri gibi insanlar ümmet-i Muhammed’in matmahı nazarı oldukları için hayatlarını çok sade bir şekilde devam ettirmişlerdir. Onların dünya hayatını istihkar eden yaşantılarından müminler çok şeyler öğrenmişler ve hayatlarını aldıkları malumata göre sürdürüp gitmişlerdir. Zaten Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) de “Bundan sonra sizin tekrar şirke gireceğinizden endişe etmiyorum, ümmetimin hakkında en çok endişe ettiğim şey onların dünyaya bağlanmalarıdır, dünya sevgisini kalplerine koymalarıdır” buyurmuşlardır. Zira içinde dünya sevgisini taşıyan insan şeytanın ağına kolayca takılıverir. Şeytan onun hakkında “Ben bu şahsı kalbi hayatını delik deşik ederek tamamen nefsi için yaşatabilirim” der. Nefsi için çalışan birisinin de sağlıklı bir toplum adına verebileceği hiçbir şey yoktur.  İşte Hasan Basri Hazretleri, çağındaki inanan insanlara her daim bu hissi vermeye çalışmıştır. Bir gün imam ve talebeleri beraber iken talebeleri şeytanın vesvesesinden şikâyet etmişlerdir. Bunun üzerine imam biraz önce şeytan bana da Âdemoğullarından dert yandı ve dedi ki: Ey imam! Allah cc beni cennetinden çıkardığı vakit dünyayı ve cehennemi bana verdi, Âdemoğullarına ise cenneti ve kanaati verdi. Şimdi ben insanların benim malıma göz diktiklerini müşahede ediyorum.  Sen şimdi onlara söyle de benim malıma göz dikmesinler. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Bir sohbeti esnasında Hasan Basri Hazretleri kalbin bozulmasının nedenini altı nedene bağlar. Bunlar:&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;1. Tevbeyi terk etmek. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;2. İlmi ile amel etmemek. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;3. Amelinde ihlâsı gözetmemek&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;4. Allah’ın verdiği rızka şükretmemek. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;5. Allah’ın verdiğine razı olmamak. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;6. Ölümden hiçbir nasihat almama. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri duanın kabul edilmesi için ferde taalluk eden sıfatlar içinde şunları saymıştır: &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;1. Dünyaya karşı hırs beslemeyen, yanlarına oturduğun zaman Allah’ı hatırlatan ilim ehli insanlar ile beraber otur; çünkü onların sohbet-i cananına doyum olmaz. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;2. Teheccüt namazı kılmak. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;3. İslam dininin direği olan namazı vaktinde kılmak.&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;4. Helal rızık yemek.&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;5. Kuran’ı adabına göre okumak.&lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri, zamanında sadece halk ile beraber olmamış, devrin devlet ricali ile de arasını iyi tutmuştur. Birçok insanı idama götüren Haccac onun toplumdaki nüfuzundan korktuğu için ona dokunamamıştır. Hazret Haccac’ın yanı sıra Emevilerin yüz akı halifesi Ömer bin Abdülaziz’e insanlara adaletle davranmasını, hak sahibine hakkını vermesini, halifeliğin iki tarafı keskin bir kılıç gibi olduğunu; Allah’ın emirlerine bağlı hüküm veren birinin Efendimiz’in (Sallallâhu aleyhi ve sellem) beşaretini hak eden yedi grup arasına girdiğini, zulüm ile yöneticilik yapanın da ahiretteki makamının Cehennem gayyaları olduğunu söylemiştir. Efendimiz(Sallallâhu aleyhi ve sellem)  başka bir hadisi şeriflerinde “Allah bir sultanı severse ona Allah’tan korkan ona ahireti hatırlatan vezir verir” buyurmaktadırlar. Bu hadis-i şerif zaviyesinden baktığımız zaman kendisine Hasan Basri Hazretleri gibi bir danışman verilen Ömer bin Abdülaziz Hazretlerinin Allah katındaki değerini de az çok tahmin edebiliriz.   &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri anne babaya hak ettikleri şekilde davranılmasını etrafındakilere hep anlatmıştır. Hac esnasında gördüğü birisine o yükü sırtında niye taşıyorsun dediğinde adam; Ya imam sırtımda taşıdığım şahıs benim babamdır, Şam’dan sırtımda getirip ona yedi kere hac yaptırdım demiştir. Bunun üzerine imam bir kere kalbini kırsan bütün bunların sevabını kaybeder bir kez de gönlünü alsan hepsinin sevabını alabilirsin demiştir. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri gıybet konusunda çok hassastır. Bir gün kendisine birisi gelip ben yemekte falanın evinde idim, yemek yerken ev sahibi seni çekiştirdi demişti. Hazret de kendisine “sana o şahıs ne ikram etti?” diye sorup, laf getiren kişi, “şu yemekleri ve şu meşrubatları ikram etti” deyince Hasan Basri “O kadar şeyi midende sakladın da benim hakkımda söylediği sözleri saklayamadın mı?” diye cevap vermiş ve daha sonra bir kap hurma hazırlayarak “Bunu beni çekiştiren kimseye ver ve daha sonra ona şunu söyle: Duydum ki sevabının bir kısmını benim defterime geçirmek istemişsin, teşekkür ederim. Bunun karşılığı olarak ben de sana bu hurmayı gönderiyorum fakat benim hediyem seninkinin ayarında değil” diyerek hem gıybet edene hem de söz getiren kişiye ibretamiz bir ders vermiştir.  Yine bir gün kendisine birileri “Ya imam sen diyorsun ki ashab-ı kiram zamanında Medine’de gıybet yapıldığı zaman Medine’nin sokakları kokardı. Biz de şimdi gıybet ediyoruz fakat hiçbir yer kokmuyor” denildiği zaman “Bir insan derici dükkânına girdiğinde burnu oranın kokusuna dayanamaz. Belli bir süre geçtikten sonra artık alışır ve deri dükkânındaki kerih kokulardan hiçbir şey duymaz hale gelir. İşte sizler de gıybet etmeye o kadar alışmışsınız ki artık her tarafı çepeçevre saran pis kokuları duymaz hale gelmişsiniz”. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Hasan Basri Hazretleri hayatı boyunca hep ehli sünnet akidesinin neşri için çaba sarf etti. Bu uğurda yapılabilecek en iyi hizmet olan talebe yetiştirdi. Onun o kutlu halkasının tadına varan birçok talebesi onun düşüncelerini ve tasavvuf meşrebini devam ettirdi. Hasan Basri Hazretlerinin Hazreti Ali’den aldığı tasavvuf yolunu kendisinden sonra Mâlik bin Dinar, Ebu Hâşim el-Mekkî gibi zatlar devam ettirmiştir. Ayrıca kadınlar âleminin sultanlarından Rabiatü’l-Adeviyye ondan istifade edenler arasındadır. &lt;/p&gt;  &lt;p align="justify"&gt;Ömrünü Allah’ın yolunu neşretmekle örgüleyen Hasan Basri Hazretleri vefatına yakın zamanda fasih konuşma hasletini kaybetti. İrtihal-i dar-ı bekaya etmeden önce biraz kendinden geçti ve daha sonra uyanınca “Beni cennet yurdunun güzelliklerinden uyandırdınız” dedi. Hasan Basri Hazretleri hicri 110’da (miladi 728) bir Cuma gecesi 80 yaşında bu dünyaya gözünü yumdu. Yüce Rabbimiz bizleri onlara layık halef eylesin o yüce kametin makamını cennet eylesin. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3633377492956312655?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3633377492956312655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3633377492956312655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3633377492956312655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3633377492956312655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/05/yce-rabbimiz-aziz-kitab-kuran-kerimde.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3341175872917843700</id><published>2008-05-05T16:17:00.000-07:00</published><updated>2008-05-05T16:18:19.987-07:00</updated><title type='text'>İSLAM VE KADIN HAKLARI</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;b&gt;           &lt;span style="font-family:Verdana;color:#9d0000;"&gt;          &lt;br /&gt;           &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;           &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;b&gt;           &lt;span style="font-family:Verdana;color:#9d0000;"&gt;           Şüphesiz geçmiş incelendiğinde, kadınların tarihin akışı içerisinde            erkeklere nazaran daha mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri            görülmektedir. Bugün İslam alemindeki bazı olumsuz görünümler,            İslam�ın kadına değer vermediği gibi haksız görüşlerin ortaya            atılmasına sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;          İslam�da insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi            bir fark yoktur. Her ikisi de eşit derecede Yüce Allah�ın emir ve            yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın da, yeryüzünü imar etmek ve            orada Allah�a kulluk yapmakla sorumludurlar. İslâm�da insanlık ve            Allah�a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı            gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten            farklı değildir.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Kadın, yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere            sahip değildir. İlke olarak insanların en değerlisi, �takvâda (güzel            şeyler yapma ve kötülüklerden sakınma da) en üstün olanıdır� (el-Hucurât            49/13) Kurân-ı Kerim�de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip            olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine            eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir.            (el-Bakara 2/187)&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          �Ben, erkek olsun, kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden            hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim. (Al-i İmran, 3/195) ve            �O�nun varlığının delillerinden (Allah�ın ayetlerinden) biri de            kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler            yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda,            düşünen bir toplum için ibretler vardır.� (Rum, 30/21) âyet-i            kerimeleri, İslam�a göre kadının bir insan olarak asla ikinci sınıf            olmadığını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Yüce Kitabımız Kur�an-ı Kerim; �Onlar sizin için birer elbise, siz de            onlar için birer elbisesiniz.� (Bakara, 2/187) beyanıyla da erkek ve            kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde            dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          İslâm dininin kadına tanıdığı hakların değer ve önemini daha iyi            kavrayabilmek için İslâm�dan önceki çeşitli toplum ve medeniyetlerde            kadının durumu çok iyi değerlendirilmelidir. Kadının insan olup            olmadığının, rûhunun bulunup bulunmadığının tartışıldığı, tamamen            erkeğe tabi olduğu ve sürekli vesayet altında bulunduğu, hatta            mirastan hisse alması bir yana, kendisinin bile miras malı gibi            değerlendirildiği bir dönemde, yüce İslam dini; kadının da insan            olduğunu beyan etmiş, mirastaki haklarını ortaya koymuş, onu sadece            emir alan değil, yerine göre emir veren konumuna yükseltmiş ve kadını            olması gereken yere koymuştur.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Hz. Peygamberin; kadınlardan ayrıca biat alması ve bu hâdisenin Kur�an-ı            Kerim�de açıkça yer alması, (Mümtehine, 60/13) İslam�a göre kadın            iradesinin bağımsızlığını göstermektedir. İslam�a göre, bir insan            olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Buna            göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve            adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun            korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı,            özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel            haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          İslam�ın ilk yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu            bilinmektedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamberimizin huzurunda            oturur; belki bugün bile kadınların sormaya cesaret edemeyecekleri            kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç çekinmeden sorarlardı.            Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin konuşmalarını            dinlerlerdi.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim, Hz.            Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mehirin yüksek oranlarda            tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde,            mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; �Allah�ın bize            vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur�an�da bulunan            bir hükümdür� diye itiraz ettiği, Hz. Ömer�in de bu itiraz karşısında            �Allah�a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek            böyle kadınlar var� dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Diğer            taraftan yine Hz. Ömer döneminde �Hisbe� denilen görevin, yani            pazarlardaki düzen ve ahengi kontrol işlerinin bir nevi bugünkü            anlamda �zabıta� hizmetlerinin kadına verildiği tarihî bir vakıadır.          &lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          İslam tarihine ve İslam ülkelerindeki uygulamaya bakıldığında,            Peygamberimiz döneminde kadınlara tanınan hakların; geleneklerin din            gibi algılanması ve kabul edilmesi gibi sebeplerin etkisiyle tedrici            olarak azaldığı görülmektedir.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Bu anlayışın etkisiyle bazı ülkelerde kadın; cinsel obje olarak            değerlendirilmiş, horlanmış ve toplumdan tecrit edilmiştir. Bu            uygulama asırlarca dünyanın her yerinde farklı din mensupları            tarafından da benimsenmiştir. Yakın zamanlara kadar, bazı istisnalar            dışında erkeklerle kadınlar medenî ve siyasî haklarda eşit değildi.            Son yüzyıla kadar Batı toplumu kadın hakları konusunda kötü bir sınav            vermiştir. Bugün kadın haklarının en fazla olduğu ülkelerde bile 18,            19. asra kadar; kadının ruhu var mı, insan sayılır mı, sayılmaz mı            tartışmalarının yapıldığı bir realitedir.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Netice itibariyle söylenecek şey şudur: İslam Dini�ne göre insan            insana eşittir. Bu anlayışta kadın-erkek ayırımı kesinlikle söz konusu            değildir.&lt;br /&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3341175872917843700?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3341175872917843700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3341175872917843700' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3341175872917843700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3341175872917843700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/05/islam-ve-kadin-haklari.html' title='İSLAM VE KADIN HAKLARI'/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6464997623301262933</id><published>2008-05-05T15:13:00.000-07:00</published><updated>2008-05-05T15:14:29.324-07:00</updated><title type='text'>Eski Cahiliyet Çağında Metres</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="center"&gt; &lt;/p&gt;           &lt;p class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;b&gt;           &lt;span style="font-family:Verdana;color:#9d0000;"&gt;          &lt;br /&gt;          Nemrut zamanında, fahişeler vardı, en ince gömlekleri giyer, ilgi            çekmek için yollarda yürürlerdi. Kadın, kocasını dostu ile birlikte            idare ederdi.&lt;br /&gt;          Davut ve Süleyman Peygamberin devrinde, kadının inceden yapılmış,            yanları dikilmemiş açık gömlekleri olurdu. bu açık yerden karınlarının            kıvrımları görünürdü.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Erkeklerle karışık oturulur, beraber gezilir, yürürken kırıtılır ve            vücudun bazı süsü ve güzellikleri gösterirlerdi.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Bu zamanda olanlar o zamanlar da vardı. Cahiliyet çağının bu tür            konularda, içinde bulunduğumuz çağa erişebildiğini söylemek...&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;          Kaynak:&lt;br /&gt;          Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6464997623301262933?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6464997623301262933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6464997623301262933' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6464997623301262933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6464997623301262933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/05/eski-cahiliyet-anda-metres.html' title='Eski Cahiliyet Çağında Metres'/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-116403595001993619</id><published>2008-05-05T15:08:00.001-07:00</published><updated>2008-05-05T15:08:24.024-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erbakan&apos;ın Hayatı'/><title type='text'>Erbakan'ın Hayatı</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;a href="http://ufukguclu.blogspot.com/2008/01/erbakann-hayat.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;   &lt;p&gt;&lt;a href="http://www.erbakan.net/images/stories/erbakan.net-00039.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 320px;" alt="" src="http://www.erbakan.net/images/stories/erbakan.net-00039.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası Adana'nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ın annesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım'dır. Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının Trabzon'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943 yılında birincilikle bitirdi. 1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makine Fakültesinden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsü'nde asistan olarak göreve başladı. 1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı. Aachen Teknik Üniversitesi'nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "DOKTOR" unvanını aldı. Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATS tarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu. II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'a döndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı. 1953'ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı. Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'da çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.&lt;br /&gt;Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yeni hedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobil ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir. 1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da Odalar Birliği Başkanı oldu. O zamanki hükümet her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKAN'ı polis zoruyla görevinden uzaklaştırdı. Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek Meclis'e girdi. 24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi'ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis'e girdi. 1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu. 1978 yılı başında 12 Eylül 1980'e kadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği antidemokratik uygulama ve yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar politikadan resmen uzak tutuldu. Eylül 1987'deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisi'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden Milletvekili seçildi. 1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde Refah Partisi %21.7 ile birinci olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin Başbakanı olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır. 1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003 te Saadet Partisine Genel Başkan seçilmiştir. Evli ve 3 çocuk babasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-116403595001993619?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/116403595001993619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=116403595001993619' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/116403595001993619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/116403595001993619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/05/erbakann-hayat.html' title='Erbakan&apos;ın Hayatı'/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-1539030490040773655</id><published>2008-05-05T03:57:00.000-07:00</published><updated>2008-05-05T03:58:18.158-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medeniyetlerin Barışı'/><title type='text'>Medeniyetlerin Barışı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;                                                                                  &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;" class="baslik"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img src="http://www.harunyahya.org/Makaleler/res/02-01.jpg" align="left" border="1" height="188" hspace="10" width="300" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye Devleti, jeo-stratejik ve jeo-ekonomik olarak,                      son derece kilit öneme sahip bir bölgede yer almaktadır. Türkiye'nin                      Asya ve Avrupa arasında bir köprü görevi görmesi, Kafkaslar'a                      ve Hazar Bölgesi'ne komşu olması, Karadeniz'i ve Akdeniz'i                      kontrol edebilen konumu önemini daha da artırmaktadır. Üzerinde                      bulunduğu coğrafya, Türkiye'ye, kendisini aynı anda hem Avrupalı,                      hem Asyalı, hem de Ortadoğulu hissedebilme imkanı vermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'yla, Türkiyenin içinde                      bulunduğu coğrafyanın siyasi haritası önemli ölçüde değişmiş                      ve ortaya birçok yeni devlet çıkmıştır. 20. yüzyıl bitmeden                      hemen önce ise hiç beklenmedik ve çok önemli bir gelişme olmuş                      ve SSCB dağılmıştır. Bunun sonucunda bölgedeki dengelerde                      büyük değişiklikler olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;Osmanlı-Türk Hinterlandı                      &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tarihin işleyişi, böylesine hareketli bir bölgenin her an                      yeni yapılanmalara açık olduğunu göstermektedir. Bu coğrafyada                      Osmanlı Devleti'nin ardından, aradan geçen uzun zamana ve                      denenen her türlü rejim ve siyasi iktidara rağmen, huzur ve                      istikrar hala sağlanamamıştır. Gerek Balkanlar, gerekse Ortadoğu                      ve Kafkasya halkları savaşların, çatışmaların ve gerginliklerin                      ağır yükü altında ezilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünya siyasetinde söz sahibi olanlar, herşeyden önce bugün                      "Osmanlı-Türk Hinterlandı" olarak anılan bu bölgelerin öneminin                      farkında olmalıdır. Çünkü pek çok politik denge, ana hatlarıyla                      bu coğrafyanın etrafında şekillenmektedir. Bunun yanı sıra                      bölgenin sahip olduğu kaynaklar, 21. yüzyıl siyasetinin burada                      yoğunlaşmasına sebep olmaktadır. Bu topraklar, bugün dünyanın                      en zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Sanayileşmenin temel                      hammaddelerini oluşturan kömür, petrol, doğalgaz, demir, bakır                      gibi madenler açısından, başta Kafkaslar ve Orta Asya olmak                      üzere tüm bölge oldukça zengin rezervlere sahiptir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;Çatışmaların yerini işbirliği                      almalı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Son zamanlarda gerçekleşen ve dünya gündemini oldukça meşgul                      eden birçok olay, yazının girişinde sınırlarını çizdiğimiz                      bu bölgeyi yakından ilgilendirmektedir. Dolayısıyla dünya                      barışının tesis edilebilmesi için, bir an önce bölgedeki denge                      ve istikrarın sağlanabilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz, bu topraklar                      üzerinde huzurun yerleşmesi ve kaynakların verimli kullanımıyla                      bölge rahata kavuşacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünyanın bu en önemli coğrafyasında, etnik ve dini farklılıkları                      olan insanların birarada huzur içinde yaşamalarını sağlayacak                      ve adaleti eşit olarak dağıtacak bir işbirliğinin gereği kaçınılmazdır.                      Bölgede yer alan devletler, güçlerini ve imkanlarını hem ekonomik                      hem de sosyo-kültürel alanda işbirliğiyle güçlendirdikleri                      takdirde, bu coğrafyanın sahip olduğu stratejik önem daha                      da artacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bunun yolu ise, ülkeler arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkların                      yerini, barış ve işbirliğine bırakmasından geçer. Bu tür bir                      işbirliği, bölgedeki her ülke için önemli bir dayanak noktası                      oluşturacak ve böylece uluslararası platformda her bir devlet                      kendi ulusunun menfaatlerini karşılıklı hoşgörü ve uzlaşı                      çerçevesinde koruma imkanı bulacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;Türkiye'nin sahip olduğu                      miras  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da                      kalıcı barışı temin etmiş, böyle bir birliktelikten oluşan                      ekonomik gücü en adaletli ve hakkaniyetli şekilde yönlendirmiş                      köklü bir tarihe sahiptir. Balkan halkları, Türkiye ile gönül                      bağlarını hala devam ettirmektedirler. Ortadoğu ise, Osmanlı'nın                      bölgeden çekilmesiyle kaybettiği huzur ve istikrarı, tekrar                      kazanmaya çalışmaktadır. Eğer bu bölgede yer alan ülkeler,                      bugün dünyanın geleceğinde bu kadar hayati bir öneme sahiplerse,                      bu durumda Osmanlı'nın varisi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin                      de söz konusu süreçte kilit rol oynaması kaçınılmazdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aynı durum, Kafkaslar ve Orta Asya için de geçerlidir. Bu                      bölge halkları ile Türkiye arasında büyük bir kültür ve tarih                      birliği vardır. Kafkaslar, tarih boyunca Rus zulmünden kaçarak                      Osmanlı'ya sığınmış Müslüman kavimlerin diyarıdır. Orta Asya                      ise, Osmanlı toprağı olmasa da, Türklerin ilk vatanı olması                      ve hala bu coğrafyada çok sayıda Türkün yaşıyor olması sebebiyle,                      Türkiye'nin doğal etki alanındadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Unutulmamalıdır ki, Türkiye, yüzlerce farklı kültürün ve                      etnik grubun barındığı bu topraklarda, sahip olduğu Osmanlı                      mirası gereği "söz sahibi"dir. Nitekim Soğuk Savaş'ın ardından,                      tesis edilen yeni dünya sisteminde, başta Amerika olmak üzere,                      pek çok ülkenin ısrarcı talebi, Türkiye'nin bu topraklarda                      aktif rol alması yönündedir. Türkiye'nin Somali Operasyonu                      ile Bosna Hersek ve Kosova harekatlarında üstlendiği aktif                      rol bu düşünceyi kanıtlamaktadır. (&lt;a target="_blank" href="http://www.fikiryazilari.net/"&gt;http://www.fikiryazilari.net/&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;Türk İslam medeniyeti                      bölgede çözüm olacaktır &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye Devleti bugün, tıpkı Osmanlı'nın yaptığı gibi, Balkanlar                      ve Ortadoğu'daki farklı etnik kimlik ve dinleri kucaklayan                      bir strateji geliştirmektedir. Bu stratejinin dayanak noktası                      ise, Türk-İslam kültürünün ve köklü medeniyetimizin yeniden                      keşfedilmesidir. Nitekim bu topraklarda, siyaseten olmasa                      bile, kültürel olarak Türk hakimiyeti hala devam etmekte,                      özellikle Balkanlar'da ve Kafkasya'da farklı ırklardan çok                      sayıda Müslüman kendini Türk ve Osmanlı addetmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img src="http://www.harunyahya.org/Makaleler/res/02-02.jpg" align="right" border="1" height="212" hspace="10" vspace="5" width="150" /&gt;Amerikalı stratejist                      Samuel Huntington tarafından ortaya atılan "medeniyetlerin                      çatışması" fikri, bilimsel, akli ve vicdani hiçbir delili                      olmayan anlamsız bir teoridir. Tarih boyunca, yeryüzünün her                      bölgesinde çeşitli medeniyetler varolmuş, bu medeniyetler                      birbirleriyle sosyal ve kültürel açıdan ilişkiler kurmuş ve                      "medeniyet alışverişi"nde bulunmuşlardır. Her ırk, her soy,                      her millet ayrı bir medeniyete sahiptir. Her medeniyetin ayrı                      bir özelliği vardır ve karşılıklı hoşgörü ve uzlaşı çerçevesinde                      insanlar her medeniyetten birşeyler alırlar. Allah, bir Kuran                      ayetinde yeryüzündeki medeniyetlerin çeşitliliğinin insanların                      karşılıklı ilişkilerini düzenlemeye vesile olduğunu belirtir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden                      yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler                      (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün                      (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride                      olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır."                      (Hucurat Suresi, 13)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Huntington'un teorisi, Charles Darwin tarafından ortaya atılan                      Evrim Teorisi'nin, hiçbir temele dayanmayan bir iddiası olan                      "doğadaki türler arasındaki çatışma"nın sosyolojiye ve toplumlara                      uygulanma çabasıdır. Bu çatışma iddiası, komünizm vasıtasıyla                      denenmiş ve ortaya 20. yüzyılın kanlı bilançosu çıkmıştır.                      Oysa an dünyanın ihtiyacı çatışma değil, topyekün barıştır.                      Bu barış için ihtiyaç duyulan modeli uzaklarda aramaya gerek                      yoktur. 500 yıllık bir dönemde, idaresi altındaki her bölgeye                      nizam vermiş olan Osmanlı idaresi ve Türk-İslam ahlakı, oluşturulmak                      istenen "medeniyetler çatışması"nı, "medeniyetler barışı"na                      döndürmeye yetecektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;Osmanlı Vizyonuyla Ortadoğu                      ve Dünya Siyasetine Bakabilmek&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img src="http://www.harunyahya.org/Makaleler/res/02-03.jpg" align="left" border="1" height="203" hspace="10" vspace="5" width="150" /&gt;İkinci Dünya Savaşı'nın                      hemen ardından başlayan soğuk savaş dönemi, kapitalist ve                      komünist bloklar için uzun süreli bir istikrar ortamı oluşturmuştu.                      İki kutuba ayrılan dünya siyaseti, her ne kadar tehlike teşkil                      ediyor gibi gözükse de, gerçekte iki kutup arasındaki güç                      dengesi bir istikrar ortamı oluşturuyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                                      &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1991 yılında Sovyetler Birliği'nin çöküşü, bu dengeyi bozdu.                      Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile başlayan yeni dönem, demokrasinin                      ve serbest piyasa ekonomisinin en önemli aktörü olan ABD'yi                      rakipsiz bırakmıştı. Bu yeni döneme de "Yeni Dünya Düzeni"                      adı verilmişti. "Yeni Dünya Düzeni" kısa zamanda birkaç teorik                      zemine birden oturtuldu. Bunların arasında en önemlisi ve                      bugünlerde de yeniden gündeme getirilen ise "Medeniyetler                      Çatışması" fikridir. Fikrin savunucusu Samuel Huntington,                      medeniyetlerin tabiatından kaynaklanan kültürel farklılıkların                      çatışmalara neden olacağını ve bu çatışmaların dünyadaki sürtüşmelerin                      son kısmını oluşturacağını ileri sürmüştü. Bugün de bu tezden                      yola çıkarak, farklı etnik kimliklerin ve dinlerin bir arada                      yaşamayı başaramayarak çatışacağı ve önümüzdeki günlerde,                      söz konusu bölgelerin birçok çatışmaya sahne olacağı iddia                      ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Halbuki bu iddialardan yola çıkanlar, yakın geçmişte yaşanmış                      Osmanlı modelini göz ardı etmeye çalışıyorlar. Osmanlı Millet                      Sistemi'nde, devletin koruyucu şemsiyesi altına giren her                      millet ya da topluluğa, kendi inanç ve örfüne göre yaşama                      hakkı tanınır ve temel hakları koruma altına alınırdı. Türkler                      ister Balkanlar'da, ister Kafkaslar'da, ister Ortadoğu'da                      olsun gittikleri hiçbir ülkede kimseyi dinini ve töresini                      değiştirmeye zorlamamışlar ve hiç kimseye dininden dolayı                      zulmetmemiş, kimseyi hor görmemişlerdir. Her dinden, her mezhepten                      vatandaş ibadetini dilediği gibi yerine getirmiş, kendi örf                      ve adetlerini uygulama konusunda hiçbir baskı veya zorlama                      ile karşılaşmamıştır. Bunun karşılığında, dışarıdan gelen                      saldırılarda bu topraklarda yaşayanlar da, -severek ve isteyerek-                      yönetiminden memnun kaldıkları Osmanlı Devleti'nin yanında                      yer almışlardır. Böylece dış güvenlik ve ekonomi başta olmak                      üzere, pek çok alanda doğal ve sağlam bir ittifak oluşmuş,                      hem Osmanlı Devleti'nin hem de tebası altında yaşayanların                      huzur buldukları bir ortam sağlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                                       &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#990000;"&gt;21. Yüzyılın Şekillenmesinde                      Türkiye'ye Kilit Rol&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img src="http://www.harunyahya.org/Makaleler/res/02-04.jpg" align="right" border="1" height="204" hspace="10" width="150" /&gt;"Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'yı                      içine alan milyonlarca km2'lik bir alanda, dünya siyasetinin                      merkezi olan bir bölgede söz sahibi bir ülke olduğu için 21.                      yüzyılın şekillenmesinde kilit rol oynayacaktır." Bill Clinton                      (ABD Eski Başkanı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'nin sahip olduğu tarihi miras ile siyasi, askeri                      ve ekonomik potansiyel nedeniyle, pek çok Batılı ülke bu bölge                      üzerinde geliştirdikleri stratejilerin Türkiye eksenli -hatta                      Türkiye merkezli- olması gerektiğinin farkındadır. Nitekim                      ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın, 1999 yılının son aylarında                      Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma da bu görüşü                      destekler niteliktedir. Bir anda tüm dünya ülkelerinin dikkatini                      Türkiye üzerine çevirmelerine neden olan bu ünlü konuşmada,                      Clinton'ın özellikle, "20. yüzyılın gidişatını nasıl Osmanlı'nın                      yıkılışı belirlediyse, 21. yüzyılın şekillenmesinde de Türkiye'nin                      etkin rol oynayacağı" anlamına gelen sözleri son derece önemli                      bir tespiti içermektedir. Siyaset yorumcuları, Clinton'ın                      bu sözlerini "Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'yı içine alan                      milyonlarca km2'lik bir alanda, dünya siyasetinin merkezi                      olan bir bölgede söz sahibi bir ülke olduğu için 21. yüzyılın                      şekillenmesinde kilit rol oynayacaktır" şeklinde değerlendirmişlerdir.                      Bill Clinton benzer mesajları Kasım 1999 tarihinde Türkiye                      gezisi sırasında TBMM'nde yaptığı konuşmasında da vermiştir.                      ABD liderinin, Türkiye için 21. yüzyılda böyle bir saptamada                      bulunması kuşkusuz çok dikkat çekicidir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                   &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; kaynak: &lt;a href="http://www.harunyahya.org/Makaleler/medeniyetlerin_barisi.htm"&gt;http://www.harunyahya.org/Makaleler/medeniyetlerin_barisi.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-1539030490040773655?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/1539030490040773655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=1539030490040773655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1539030490040773655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1539030490040773655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/05/medeniyetlerin-bar.html' title='Medeniyetlerin Barışı'/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6931821040927835373</id><published>2008-03-03T12:48:00.000-08:00</published><updated>2008-03-03T12:49:05.375-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;The &lt;b&gt;Felicity Party&lt;/b&gt; (&lt;i&gt;Saadet Partisi&lt;/i&gt;) is a &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkey" title="Turkey"&gt;Turkish&lt;/a&gt; political party of strongly &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Islamist" class="mw-redirect" title="Islamist"&gt;Islamist&lt;/a&gt; views, often seen as the main voice of sensitive Muslims in Turkey.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;It was founded on &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/July_20" title="July 20"&gt;20 July&lt;/a&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/2001" title="2001"&gt;2001&lt;/a&gt; by the members of the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Virtue_Party_%28Turkey%29" class="mw-redirect" title="Virtue Party (Turkey)"&gt;Virtue Party&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Although an Islamist party, its policy platform covers the whole span of political issues in Turkey.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;The Felicity Party has not been particularly successful electorally, polling just 2.5% of the vote in the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/November_3" title="November 3"&gt;3 November&lt;/a&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/2002" title="2002"&gt;2002&lt;/a&gt; general elections, thereby failing to pass the 10% threshold necessary to gain representation in the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_Grand_National_Assembly" class="mw-redirect" title="Turkish Grand National Assembly"&gt;Turkish Grand National Assembly&lt;/a&gt;. It was more slightly more successful in the local elections of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/March_29" title="March 29"&gt;29 March&lt;/a&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/2004" title="2004"&gt;2004&lt;/a&gt;, winning 4.1% of the vote and a number of mayoralties, although none of any particular significance.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;The Felicity Party's vote has been weakened by the success of the moderately Islamic &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Justice_and_Development_Party_%28Turkey%29" title="Justice and Development Party (Turkey)"&gt;Justice and Development Party&lt;/a&gt; government, although it has repeatedly condemned the Turkish government's desire to join the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/European_Union" title="European Union"&gt;European Union&lt;/a&gt;, military ties with &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Israel" title="Israel"&gt;Israel&lt;/a&gt; and the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/United_States" title="United States"&gt;United States&lt;/a&gt;. It has argued that Turkey must adapt its military and foreign policy stance to meet what it argues are increasing threats coming from &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_West" title="The West"&gt;the West&lt;/a&gt; to all Muslim countries.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;The Felicity Party was founded by the support of veteran politician &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan" title="Necmettin Erbakan"&gt;Necmettin Erbakan&lt;/a&gt;, and its policy platform is based strongly around his ideas and philosophy. It remains an important party, despite its relative electoral weakness, due to its strong grassroots organization in comparison with other political parties in Turkey.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;The Felicity Party works both as a political party and an enormous social organization. It has party branches in nearly every discrict, small town and city in the country. In the past it has organized demonstrations on a wide range of issues, often involving tens of thousands of participants. Thousands of protesters joined SP organized demonstrations against the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Operation_Phantom_Fury" class="mw-redirect" title="Operation Phantom Fury"&gt;2004 attack on Fallujah&lt;/a&gt;, the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Occupation_of_Palestine" title="Occupation of Palestine"&gt;occupation of Palestine&lt;/a&gt; and recently against the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jyllands-Posten_Muhammad_cartoons_controversy" title="Jyllands-Posten Muhammad cartoons controversy"&gt;depictions of the Prophet Muhammed&lt;/a&gt; in newspapers around the world.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6931821040927835373?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6931821040927835373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6931821040927835373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6931821040927835373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6931821040927835373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/felicity-party-saadet-partisi-is.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6182728130006185458</id><published>2008-03-03T12:47:00.000-08:00</published><updated>2008-03-03T12:48:07.570-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Zionism is an international political movement that regards the Jews as a national entity and seeks to preserve that entity. This has primarily focused on the creation of a homeland for the Jewish People in the Promised Land, and (having achieved this goal) continues as support for the modern state of Israel.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Although its origins are earlier, the movement was formally established by the Austro-Hungarian journalist Theodor Herzl in the late 19th century. The movement was eventually successful in establishing Israel in 1948, as the world's first and only modern Jewish State. Described as a "diaspora nationalism,"[2] its proponents regard it as a national liberation movement whose aim is the self-determination of the Jewish people.[3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While Zionism is based in part upon religious tradition linking the Jewish people to the Land of Israel, where the concept of Jewish nationhood is thought to have first evolved somewhere between 1200 BCE and the late Second Temple era (i.e. up to 70 CE),[4][5] the modern movement was mainly secular, beginning largely as a response by European Jewry to antisemitism across Europe.[6] It constituted a branch of the broader phenomenon of modern nationalism.[7] At first one of several Jewish political movements offering alternative responses to the position of Jews in Europe, Zionism gradually gained more support, and after the Holocaust became the dominant Jewish political movement. Opposition to Zionism has arisen on a number of grounds, ranging from religious objections to competing claims of nationalism to political dissent that considers the ideology either immoral or impractical.[8][unreliable source?]&lt;br /&gt;Contents&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1 Terminology&lt;br /&gt;    * 2 History of Zionism&lt;br /&gt;    * 3 Types of Zionism&lt;br /&gt;          o 3.1 Labor Zionism&lt;br /&gt;          o 3.2 General Zionism&lt;br /&gt;          o 3.3 Religious Zionism&lt;br /&gt;          o 3.4 Revisionist Zionism&lt;br /&gt;    * 4 The negation of the Diaspora&lt;br /&gt;    * 5 Anti-Zionism and post-Zionism&lt;br /&gt;    * 6 Non-Jewish Zionism&lt;br /&gt;          o 6.1 Marcus Garvey and "Black Zionism"&lt;br /&gt;          o 6.2 Christian Zionism&lt;br /&gt;          o 6.3 Muslims supporting Zionism&lt;br /&gt;    * 7 Footnotes&lt;br /&gt;    * 8 References&lt;br /&gt;    * 9 See also&lt;br /&gt;          o 9.1 Types of Zionism&lt;br /&gt;          o 9.2 Zionist institutions and organizations&lt;br /&gt;          o 9.3 History of Zionism and Israel&lt;br /&gt;          o 9.4 Other&lt;br /&gt;    * 10 Other resources&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Terminology&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The word "Zionism" itself is derived from the word "Zion" (Hebrew: ציון, Tzi-yon), one of the names of Jerusalem and the Land of Israel, as mentioned in the Bible. It was coined as a term for Jewish nationalism by Austrian Jewish publisher Nathan Birnbaum, founder of the first nationalist Jewish students' movement Kadimah, in his journal Selbstemanzipation (Self Emancipation) in 1890. (Birnbaum eventually turned against political Zionism and became the first secretary-general of the anti-Zionist Haredi movement Agudat Israel.)[9]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since the founding of the State of Israel, the term "Zionism" is generally considered to mean support for Israel as a Jewish nation state. However, a variety of different, and sometimes competing, ideologies that support Israel fit under the general category of Zionism, such as Religious Zionism, Revisionist Zionism, and Labor Zionism. Thus, the term is also sometimes used to refer specifically to the programs of these ideologies, such as efforts to encourage Jewish immigration to Israel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Certain individuals and groups have used the term "Zionism" as a pejorative to justify attacks on Jews. According to historians Walter Laqueur, Howard Sachar and Jack Fischel among others, in some cases, the label "Zionist" is also used as a euphemism for Jews in general by apologists for antisemitism.[10]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zionism should be distinguished from Territorialism which was a Jewish nationalist movement calling for a Jewish homeland, but not necessarily in Palestine. During the early history of Zionism, a number of proposals were made for settling Jews outside of Europe but these all ultimately were rejected or failed. The debate over these proposals helped define the nature and focus of the Zionist movement.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] History of Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: History of Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since the first century CE most Jews have lived in exile, although there has been a constant presence of Jews in the Land of Israel. According to Judaism the Jews would return to Eretz Israel with the coming of the Messiah. However in the nineteenth century the current in Judaism supporting an earlier return got more support. Even before 1882, which is generally seen as the year in which practical Zionism started, some Jewish immigration into Palestine occurred.[11]&lt;br /&gt;Demographics in Palestine[12] year     Jews     Arabs&lt;br /&gt;1800     6,700     268,000&lt;br /&gt;1880     24,000     525,000&lt;br /&gt;1915     87,500     590,000&lt;br /&gt;1931     174,000     837,000&lt;br /&gt;1947     630,000     1,310,000&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In 1882 immigration, called Aliyah (ascent) by Jews, started in earnest. Most immigrants came from Eastern Europe, where anti-semitism was rampant. They founded a number of agricultural settlements, or moshava, with financial support from Jewish philanthropists in Western Europa. In the 1890s Theodor Herzl infused Zionism with a new and practical urgency. He brought the World Zionist Organization into being and, together with Nathan Birnbaum, planned its First Congress at Basel in 1897.[13] This current in Zionism is known as political Zionism because it aimed at reaching a political agreement with the Power ruling Palestine. Up to 1917 this was the Ottoman Empire, and then until 1948 it was Britain on behalf of the League of Nations. The WZO also supported small scale settlement in Palestine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In 1917 Chaim Weizmann was successful in gaining the Balfour Declaration from the British. This declaration endorsed a Jewish Homeland in Palestine and became the basis of the Mandate the League of Nations gave to Britain. Subsequently Britain supported Jewish immigration in principle, but in reaction to Arab violence it did impose restrictions on immigration.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At the beginning of the twentieth century the Labor Zionism movement in Palestine began to develop. Although it consisted of several parties, in 1920 these parties together founded the Histadrut. The Histadrut did many things for Jewish workers, such as offer a Labor Exchange, health services, and improved labor and living conditions. It was also the largest employer of the Yishuv, the Jewish community in Palestine. An important task of the Histadrut was also the absorption of immigrants by offering them shelter, jobs and other necesitties. Under the leadership of David Ben-Gurion in the 1930s the dominant party of the labor movement, Mapai, also became the dominant party in the WZO.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Among Palestinian Arabs there was a lot of popular resistance against Zionism. There were riots in 1920, 1921 and 1929, sometimes accompanied by massacres of Jews. From 1936 to 1939 a general Revolt broke out. This revolt was suppressed by the British, but in a reaction they restricted further Jewish immigration to an absolute limit of 75,000, and in principle they stuck to this limit until the end of the Mandate.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Zionist goal of a Jewish commonwealth in Palestine, as demanded at the Biltmore Conference of 1942[14], conflicted with the demands of the Palestinian Arabs. After WWII, support for Zionism among Jews increased. The British, were attacked in Palestine by Zionist groups because of restrictions on Jewish immigration, and referred the issue to the United Nations. In 1947 the UN decided on a two-state solution, a Jewish and an Arab state in Palestine. The Arabs rejected the UN decision, saying they wanted a single state with an Arab majority and declared war. During this war the Yishuv first defeated the Palestinian Arabs and their foreign auxiliaries in April and early May 1948, withstood the invasion of armies of Arab states in May and June and subsequently went on to defeat those armies and conquer 78 percent of Palestine. During the war the military offensives of the Yishuv caused an exodus of over 700,000 Palestinians, of whom about half left the territory of Palestine (becoming refugees) and half were internally displaced.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On 14 May 1948, after the last British troops had left, the Jewish Agency, led by Ben-Gurion declared the creation of the State of Israel. After the creation of the State of Israel the WZO continued to exist as an organisation that supported Israel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Types of Zionism&lt;br /&gt;    This section does not cite any references or sources. (May 2007)&lt;br /&gt;Please improve this section by adding citations to reliable sources. Unverifiable material may be challenged and removed.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Labor Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Labor Zionism&lt;br /&gt;    See also: Kibbutz Movement and Kibbutz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Around 1900 the chief rival to Zionism among young Jews in Eastern Europe was the socialist movement. Many Jews were abandoning Judaism in favour of Communism or supported the Bund, a Jewish socialist movement which called for Jewish autonomy in Eastern Europe and promoted Yiddish as the Jewish language.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Opposition to this led to the emergence of a new Zionist movement, the socialist Zionists, who believed that the Jews' centuries of being oppressed in anti-Semitic societies had reduced Jews to a meek, vulnerable, despairing existence which invited further anti-Semitism. They argued that Jews should redeem themselves from their history by becoming farmers, workers, and soldiers in a country of their own. These socialist Zionists rejected religion as perpetuating a "Diaspora mentality" among the Jewish people and established rural communes in Israel called "Kibbutzim". Major theoreticians of Socialist Zionism included Moses Hess, Nahum Syrkin, Ber Borochov and Aaron David Gordon, and leading figures in the movement included David Ben-Gurion and Berl Katznelson. Most Socialist Zionists rejected Yiddish as a language of exile, embracing Hebrew as the common Jewish tongue. A major exception was Borochov, committed Yiddishist and Yiddish philologist who wrote extensively on the importance of the language. Socialist and Labor Zionism was ardently secularist with many Labor Zionists being committed atheists or opposed to religion. Consequently, the movement often had an antagonistic relationship with Orthodox Judaism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Labor Zionism was the dominant force in the political and economic life of the Yishuv during the period of the British Mandate of Palestine - partly as a consequence of its role in organizing Jewish economic life through the Histadrut - and was the dominant ideology of the political establishment in Israel until the 1977 election when the Labor Party was defeated.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] General Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: General Zionists&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;General Zionism (or Liberal Zionism) was initially the dominant trend within the Zionist movement from the first Zionist Congress in 1897 until the First World War, after which Labour Zionism was ascendant and the Zionist movement was becoming polarized between the Labour Zionists on the left and Revisionists on the right. The General Zionist movement identified with the liberal European Jewish middle class (or bourgeois) from which many Zionist leaders such as Herzl and Chaim Weizmann came and believed that a Jewish state could be accomplished through lobbying the Great Powers of Europe and influential circles in European society. The decline of General Zionism within the Zionist movement and the growing polarization within the movement was reflected in 1922 by the need of General Zionists to officially declare themselves a tendency in the Zionist Congress where, previously, they enjoyed such hegemony over the movement that it was not necessary to organize themselves as a formal faction.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Religious Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Religious Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the 1920s and 1930s, a small but vocal group of religious Jews began to develop the concept of Religious Zionism under such leaders as Rabbi Abraham Isaac Kook (the first Chief Rabbi of Palestine) and his son Zevi Judah, and gained substantial following during the latter half of the 20th century. Kook was concerned that growing secularization of Zionism and antagonism towards it from the Orthodox Jews would lead to a schism. He therefore sought to create a brand of Judaism which would serve as a bridge between Orthodoxy and secular Jews.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Revisionist Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Revisionist Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Revisionist Zionists were a group led by Jabotinsky who advocated pressing Britain to allow mass Jewish emigration and the formation of a Jewish Army in Palestine. The army would force the Arab population to accept mass Jewish migration and promote British interests in the region.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Revisionist Zionism was detested by the Socialist Zionist movement which saw them as being influenced by Fascism and the movement caused a great deal of concern among Arab Palestinians. After the 1929 Arab riots, the British banned Jabotinsky from entering Palestine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Revisionism was popular in Poland but lacked large support in Palestine. In 1935 the Revisionists left the Zionist Organization and formed an alternative, the New Zionist Organization. They rejoined the ZO in 1946.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] The negation of the Diaspora&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: The "Negation of the Diaspora" in Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to Eliezer Schweid the rejection of life in the Diaspora is a central assumption in all currents of Zionism.[15] Underlying this attitude was the feeling that the Diaspora restricted the full growth of Jewish national life. For instance the poet Bialik wrote:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    And my heart weeps for my unhappy people ...&lt;br /&gt;    How burned, how blasted must our portion be,&lt;br /&gt;    If seed like this is withered in its soil. ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to Schweid Bialik meant that the “seed” was the potential of the Jewish people, which they preserved in the Diaspora, where it could only give rise to deformed results. However once conditions changed the “seed” could still give a plentiful harvest.[16]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In this matter Sternhell distinguishes two schools of thought in Zionism. One was the liberal or utilitarian school of Herzl and Nordau. Especially after the Dreyfus Affair they held that anti-Semitism would never disappear, and saw Zionism as a rational solution for Jewish individuals. The other was the organic nationalist school. It was prevalent among the Zionists in Palestine, and saw Zionism as a project to rescue the Jewish nation and not as a project to rescue Jewish individuals. Zionism was a matter of the "Rebirth of the Nation".[17]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Anti-Zionism and post-Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Anti-Zionism and Post-Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There are a number of critics of Zionism, ranging from Jewish anti-Zionists to pro-Palestinian activists. Some of the most vocal critics of Zionism have tended to be Palestinians and other Arabs,[citation needed] many of whom view Israel as wrongfully occupying what they view as the Arab land of Palestine.[18][19] Such critics generally opposed Israel's creation in 1948, and continue to criticize the Zionist movement which underlies it. These critics view the changes in demographic balance which accompanied the creation of Israel, including the displacement of some 700,000 Arab refugees,[20], and the accompanying violence, as negative but inevitable consequences of Zionism and the concept of a Jewish State. Critics of Zionism, such as Joseph Massad have asserted that Zionism is a form of racism,[21] both in its support of Israel as a Jewish State, and in its continuing policies such as the Law of Return.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While most Jewish groups are pro-Zionist, some liberal and Haredi Jewish communities (most vocally the Satmar Hasidim and the Neturei Karta group), oppose Zionism on religious grounds.[22] Other non-Zionist Israeli movements, such as the Canaanite movement led by poet Yonatan Ratosh in the 1930s and 1940s, have argued that "Israeli" should be a new pan-ethnic nationality. A related modern movement is known as post-Zionism, which asserts that Israel should abandon the concept of a "state of the Jewish people" and instead strive to be a state of all its citizens.[23] Another opinion favors a binational state in which Arabs and Jews live together while enjoying some type of autonomy, as in Belgium.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In defense of criticism, Zionists reject the charges that Zionism is racist, insisting it is no different than any other national liberation movement of oppressed peoples, and argue that since criticism of both the state of Israel and Zionism is often disproportionate in degree and unique in kind, much of it can be attributed to antisemitism.[24][25]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Non-Jewish Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Marcus Garvey and "Black Zionism"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zionist success in winning British support for formation of a "Jewish National Home" in Palestine helped inspire the African-American Nationalist Marcus Garvey to form a movement dedicated to returning Americans of African origin to Africa. During a speech in Harlem in 1920 Garvey stated that&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    other races were engaged in seeing their cause through---the Jews through their Zionist movement and the Irish through their Irish movement---and I decided that, cost what it might, I would make this a favorable time to see the Negro's interest through.[26]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garvey established a shipping company, the Black Star Line, to ship Black Americans to Africa, but for various reasons failed in his endeavour. His ideas helped inspire the Rastafarian movement in Jamaica, the Black Jews[27] and the Black Hebrews who initially moved to Liberia before settling in Israel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Christian Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Christian Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition to Jewish Zionism, there was always a small number of Christian Zionists that existed from the early days of the Zionist movement. According to Charles Merkley of Carleton University, Christian Zionism strengthened significantly after the 1967 Six-Day War, and many dispensationalist Christians, especially in the United States, now strongly support Zionism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Throughout the entire 19th century and early 20th century, the return of the Jews to the Holy Land was widely supported by such eminent figures as Queen Victoria, King Edward VII, John Adams, the second President of the United States, General Smuts of South Africa, President Masaryk of Czechoslovakia, British Prime Ministers Lloyd George and Arthur Balfour, President Woodrow Wilson, Benedetto Croce, Italian philosopher and historian, Henry Dunant, founder of the Red Cross and author of the Geneva Conventions, Fridtjof Nansen, Norwegian scientist and humanitarian. The French government through Minister M. Cambon formally committed itself to “the renaissance of the Jewish nationality in that Land from which the people of Israel were exiled so many centuries ago". In China, Wang, Minister of Foreign Affairs, declared that "the Nationalist government is in full sympathy with the Jewish people in their desire to establish a country for themselves."[28]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Muslims supporting Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Most Muslim public figures oppose Zionism; there is no organized Zionist movement among Muslims. There are, however, a few Muslim thinkers who publicly express Zionist views. The best known is Sheikh Abdul Hadi Palazzi, the leader of Italian Muslim Assembly and a co-founder of the Islam-Israel Fellowship. In 2005, Palazzi told FrontPage Magazine "I find in the Qur'an that God granted the Land of Israel to the Children of Israel and ordered them to settle therein (Qur'an 5:21) and that before the Last Day He will bring the Children of Israel to retake possession of their Land, gathering them from different countries and nations (Qur'an 17:104). Consequently, as a Muslim who abides by the Qur'an, I believe that opposing the existence of the State of Israel means opposing a Divine decree."[29]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Other public Muslim figures supporting Zionism include Magdi Allam, Salah Choudhury and Tashbih Sayyed, who calls himself a 'Muslim Zionist'.[30].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Footnotes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. ^ "An international movement originally for the establishment of a Jewish national or religious community in Palestine and later for the support of modern Israel." ("Zionism," Webster's 11th Collegiate Dictionary). See also "Zionism", Encyclopedia Britannica, which describes it as a "Jewish nationalist movement that has had as its goal the creation and support of a Jewish national state in Palestine, the ancient homeland of the Jews (Hebrew: Eretz Yisra'el, “the Land of Israel”)," and The American Heritage® Dictionary of the English Language, Fourth Edition, which defines it as "A Jewish movement that arose in the late 19th century in response to growing anti-Semitism and sought to reestablish a Jewish homeland in Palestine. Modern Zionism is concerned with the support and development of the state of Israel."&lt;br /&gt;   2. ^ Ernest Gellner, 1983. Nations and Nationalism (First edition), p 107-108.&lt;br /&gt;   3. ^ A national liberation movement:&lt;br /&gt;          * "Zionism is a modern national liberation movement whose roots go far back to Biblical times." (Rockaway, Robert. Zionism: The National Liberation Movement of The Jewish People, World Zionist Organization, January 21, 1975, accessed August 17, 2006).&lt;br /&gt;          * "The aim of Zionism was principally the liberation and self-determination of the Jewish people...", Shlomo Avineri. (Zionism as a Movement of National Liberation, Hagshama department of the World Zionist Organization, December 12, 2003, accessed August 17, 2006).&lt;br /&gt;          * "Political Zionism, the national liberation movement of the Jewish people, emerged in the 19th century within the context of the liberal nationalism then sweeping through Europe." (Neuberger, Binyamin. Zionism - an Introduction, Israeli Ministry of Foreign Affairs, August 20, 2001, accessed August 17, 2006).&lt;br /&gt;          * "The vicious diatribes on Zionism voiced here by Arab delegates may give this Assembly the wrong impression that while the rest of the world supported the Jewish national liberation movement the Arab world was always hostile to Zionism." (Chaim Herzog, Statement in the General Assembly by Ambassador Herzog on the item "Elimination of all forms of racial discrimination", 10 November 1975., Israeli Ministry of Foreign Affairs, November 11, 1975, accessed August 17, 2006).&lt;br /&gt;          * Zionism: one of the earliest examples of a national liberation movement, written submission by the World Union for Progressive Judaism to the U.N. Commission on Human Rights, Sixtieth session, Item 5 and 9 of the provisional agenda, January 27, 2004, accessed August 17, 2006.&lt;br /&gt;          * "Zionism is the national liberation movement of the Jewish people and the state of Israel is its political expression." (Avi Shlaim, A debate : Is Zionism today the real enemy of the Jews?, International Herald Tribune, February 4, 2005, accessed August 17, 2006.&lt;br /&gt;          * "But Zionism is the national liberation movement of the Jewish people." (Philips, Melanie. Zionism today is the real enemy of the Jews’: opposed by Melanie Phillips, www.melaniephilips.com, accessed August 17, 2006.&lt;br /&gt;          * "Zionism, the national liberation movement of the Jewish people, brought about the establishment of the State of Israel, and views a Jewish, Zionist, democratic and secure State of Israel to be the expression of the common responsibility of the Jewish people for its continuity and future." (What is Zionism (The Jerusalem Program), Hadassah, accessed August 17, 2006.&lt;br /&gt;          * "Zionism is the national liberation movement of the Jewish people." (Harris, Rob. Ireland's Zionist slurs like Iran, says Israel, Jewish Telegraph, December 16, 2005, accessed August 17, 2006.&lt;br /&gt;   4. ^ "...from Zion, where King David fashioned the first Jewish nation" (Friedland, Roger and Hecht, Richard To Rule Jerusalem, p. 27).&lt;br /&gt;   5. ^ "By the late Second Temple times, when widely held Messianic beliefs were so politically powerful in their implications and repercussions, and when the significance of political authority, territorial sovereignty, and religious belief for the fate of the Jews as a people was so widely and vehemently contested, it seems clear that Jewish nationhood was a social and cultural reality". (Roshwald, Aviel. "Jewish Identity and the Paradox of Nationalism", in Berkowitz, Michael (ed.). Nationalism, Zionism and Ethnic Mobilization of the Jews in 1900 and Beyond, p. 15).&lt;br /&gt;   6. ^ Largely a response to anti-Semitism:&lt;br /&gt;          * "A Jewish movement that arose in the late 19th century in response to growing anti-Semitism and sought to reestablish a Jewish homeland in Palestine." ("Zionism", The American Heritage® Dictionary of the English Language, Fourth Edition).&lt;br /&gt;          * "The Political Zionists conceived of Zionism as the Jewish response to anti-Semitism. They believed that Jews must have an independent state as soon as possible, in order to have a place of refuge for endangered Jewish communities." (Wylen, Stephen M. Settings of Silver: An Introduction to Judaism, Second Edition, Paulist Press, 2000, p. 392).&lt;br /&gt;          * "Zionism, the national movement to return Jews to their homeland in Israel, was founded as a response to anti-Semitism in Western Europe and to violent persecution of Jews in Eastern Europe." (Calaprice, Alice. The Einstein Almanac, Johns Hopkins University Press, 2004, p. xvi).&lt;br /&gt;          * "The major response to anti-semitism was the emergence of Zionism under the leadership of Theodor Herzl in the late nineteenth century." (Matustik, Martin J. and Westphal, Merold. Kierkegaard in Post/Modernity, Indiana University Press, 1995, p. 178).&lt;br /&gt;          * "Zionism was founded as a response to anti-Semitism, principally in Russia, but took off when the worst nightmare of the Jews transpired in Western Europe under Nazism." (Hollis, Rosemary. The Israeli-Palestinian road block: can Europeans make a difference?PDF (57.9 KiB), International Affairs 80, 2 (2004), p. 198)&lt;br /&gt;   7. ^ A.R. Taylor, 'Vision and intent in Zionist Thought', in 'The transformation of Palestine', ed. by I. Abu-Lughod, 1971, ISBN 0-8101-0345-1, p. 10&lt;br /&gt;   8. ^ Noam Chomsky, The Chomsky Reader[page # needed]&lt;br /&gt;   9. ^ De Lange, Nicholas, An Introduction to Judaism, Cambridge University Press (2000), p. 30. ISBN 0-521-46624-5.&lt;br /&gt;  10. ^ Misuse of the term "Zionism":&lt;br /&gt;          * "... behind the cover of "anti-Zionism" lurks a variety of motives that ought to be called by their true name. When, in the 1950s under Stalin, the Jews of the Soviet Union came under severe attack and scores were executed, it was under the banner of anti-Zionism rather than anti-Semitism, which had been given a bad name by Adolf Hitler. When in later years the policy of Israeli governments was attacked as racist or colonialist in various parts of the world, the basis of the criticism was quite often the belief that Israel had no right to exist in the first place, not opposition to specific policies of the Israeli government. Traditional anti-Semitism has gone out of fashion in the West except on the extreme right. But something we might call post-anti-Semitism has taken its place. It is less violent in its aims, but still very real. By and large it has not been too difficult to differentiate between genuine and bogus anti-Zionism. The test is twofold. It is almost always clear whether the attacks are directed against a specific policy carried out by an Israeli government (for instance, as an occupying power) or against the existence of Israel. Secondly, there is the test of selectivity. If from all the evils besetting the world, the misdeeds, real or imaginary, of Zionism are singled out and given constant and relentless publicity, it can be taken for granted that the true motive is not anti-Zionism but something different and more sweeping." (Laqueur, Walter: Dying for Jerusalem: The Past, Present and Future of the Holiest City (Sourcebooks, Inc., 2006) ISBN 1-4022-0632-1. p. 55)&lt;br /&gt;          * "In late July 1967, Moscow launched an unprecedented propaganda campaign against Zionism as a "world threat." Defeat was attributed not to tiny Israel alone, but to an "all-powerful international force." ... In its flagrant vulgarity, the new propaganda assault soon achieved Nazi-era characteristics. The Soviet public was saturated with racist canards. Extracts from Trofim Kichko's notorious 1963 volume, Judaism Without Embellishment, were extensively republished in the Soviet media. Yuri Ivanov's Beware: Zionism, a book essentially replicated The Protocols of the Elders of Zion, was given nationwide coverage." (Howard Sachar: A History of the Jews in the Modern World (Knopf, NY. 2005) p.722&lt;br /&gt;          * See also Rootless cosmopolitan, Doctors' Plot, Zionology, Polish 1968 political crisis&lt;br /&gt;  11. ^ C.D. Smith, 2001, 'Palestine and the Arab-Israeli conflict', 4th ed., ISBN 0-312-20828-6, p. 1-12, 33-38&lt;br /&gt;  12. ^ Y. Gorny, 1987, 'Zionism and the Arabs, 1882-1948', p. 5 (italics from original)&lt;br /&gt;  13. ^ Zionism &amp;amp; The British In Palestine, by Sethi,Arjun (University of Maryland) January 2007, accessed May 20, 2007.&lt;br /&gt;  14. ^ http://www.mideastweb.org/biltmore_program.htm&lt;br /&gt;  15. ^ E. Schweid, ‘Rejection of the Diaspora in Zionist Thought’, in ‘’Essential Papers onZionsm, ed. By Reinharz &amp;amp; Shapira, 1996, ISBN 0-8147-7449-0, p.133&lt;br /&gt;  16. ^ E. Schweid, ‘Rejection of the Diaspora in Zionist Thought’, in ‘’Essential Papers on Zionism, ed. By Reinharz &amp;amp; Shapira, 1996, ISBN 0-8147-7449-0, p.157&lt;br /&gt;  17. ^ Z. Sternhell, 'The founding myths of Israel', 1998, p. 3-36, ISBN 0-691-01694-1, p. 49-51&lt;br /&gt;  18. ^ El-Nawawy, Mohammed (2002). The Israeli-Egyptian Peace Process in the reporting of western Journalists. Ablex/Greenwood, pg. 19 ISBN 1567505449 "It is a barrier that has been created by years and years of antagonism with Israelis; a barrier that was strengthened by the Egyptian and Arab news media at large which have enforced the Arabs' stereotypes about the Israelis as invaders of Arab land."&lt;br /&gt;  19. ^ Khalidi, Rashid (2006). The Iron Cage: The Story of the Palestinian Struggle for Statehood. Beacon Press, pg. 19.&lt;br /&gt;  20. ^ The U.N.'s final estimate of the total number of Palestinian Refugees was 711,000 according to the General Progress Report and Supplementary Report of the United Nations Conciliation Commission for Palestine, Covering the Period from 11 December 1949 to 23 October 1950, published by the United Nations Conciliation Commission, October 23, 1950. (U.N. General Assembly Official Records, 5th Session, Supplement No. 18, Document A/1367/Rev.1)&lt;br /&gt;  21. ^ Massad, Joseph (February 2003). The legacy of Jean-Paul Sartre. Al-Ahram Weekly. Retrieved on 2006-09-20.&lt;br /&gt;  22. ^ Neturei Karta, Satmar and various left wing anti-Zionist groups make up a tiny fraction of the Jewish population and do not represent main stream thinking, Again Zionists Not Jews, Anti-Zionist Resource Center, Zionism On The Web.&lt;br /&gt;  23. ^ Can Israel Survive Post-Zionism? by Meyrav Wurmser. Middle East Quarterly, March 1999&lt;br /&gt;  24. ^ Taguieff, Pierre-André. Rising From the Muck: The New Anti-Semitism in Europe. Ivan R. Dee, 2004.&lt;br /&gt;  25. ^ Rosenbaum, Ron. Those who forget the past. Random House, 2004.&lt;br /&gt;  26. ^ Negro World 6, March 1920 cited in http://www.international.ucla.edu/africa/mgpp/lifeintr.asp (accessed 29/11/2007).&lt;br /&gt;  27. ^ http://www.blackjews.org/RabbiBios/RabbiFord.html&lt;br /&gt;  28. ^ Palestine: The Original Sin , Meir Abelson [1]&lt;br /&gt;  29. ^ The Anti-Terror, Pro-Israel Sheikh, By Jamie Glazov, September 12, 2005, FrontPageMagazine.com&lt;br /&gt;  30. ^ Tashbih Sayyed ― A Fearless Muslim Zionist, by Rachel Neuwirth, 24 Jun, 2007, The American Thinker, posted by Islam-Watch.org&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] References&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Taylor, A.R., 1971, 'Vision and intent in Zionist Thought', in 'The transformation of Palestine', ed. by I. Abu-Lughod, ISBN 0-8101-0345-1, Northwestern university press, Evanston, USA&lt;br /&gt;    * David Hazony, Yoram Hazony, and Michael B. Oren, eds., "New Essays on Zionism," Shalem Press, 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] See also&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Types of Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Christian Zionism&lt;br /&gt;    * Cultural Zionism&lt;br /&gt;    * General Zionists&lt;br /&gt;    * Labor Zionism&lt;br /&gt;    * Reform Zionism&lt;br /&gt;    * Religious Zionism&lt;br /&gt;    * Revisionist Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Zionist institutions and organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Histadrut&lt;br /&gt;    * The Jewish Agency for Israel&lt;br /&gt;    * Jewish National Fund&lt;br /&gt;    * Vaad Leumi&lt;br /&gt;    * World Zionist Organization&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] History of Zionism and Israel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * "Zion story": an article in the TLS by Geoffrey Wheatcroft, February 20, 2008&lt;br /&gt;    * History of Zionism&lt;br /&gt;    * History of Israel&lt;br /&gt;    * History of Palestine&lt;br /&gt;    * Israeli-Palestinian conflict&lt;br /&gt;    * List of Zionist figures&lt;br /&gt;    * Timeline of Zionism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Other&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Anti-Zionism&lt;br /&gt;    * Jewish Autonomism&lt;br /&gt;    * Jewish Emancipation&lt;br /&gt;    * Palestinophilia&lt;br /&gt;    * Zionism and racism allegations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Other resources&lt;br /&gt;Wikimedia Commons has media related to:&lt;br /&gt;Zionism&lt;br /&gt;Wikisource has an original article from the 1913 Catholic Encyclopedia about:&lt;br /&gt;Zionists&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    For other resources and external links, see Zionism and anti-Zionism (resources)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;v • d • e&lt;br /&gt;Jews and Judaism&lt;br /&gt;Denominations     Schisms · Inta-Jewish relations · Orthodox · (Haredi · Hasidic · Modern Orthodox) · Conservative · Reform · Reconstructionist · Jewish Renewal · Rabbinic · Karaite · Samaritan · Humanistic&lt;br /&gt;Philosophy     Principles of faith · Chosen people · Eschatology · Ethics · Halakha · Holocaust theology · Kabbalah · Kashrut · Messianism · Minyan · Mussar Movement · Names of God · Seven Laws of Noah · Tzedakah · Tzniut&lt;br /&gt;Religious texts     Tanakh (Torah · Nevi'im · Ketuvim) · Arba'ah Turim · Chumash · Kuzari · Midrash · Mishnah Berurah · Mishneh Torah · Piyyut · Rabbinic works · Shulchan Aruch · Siddur · Talmud · Tosefta · Zohar&lt;br /&gt;Jewish leadership     Abraham · Isaac · Jacob · Sarah · Rebecca · Rachel · Leah · Moses · Deborah · Ruth · David · Solomon · Elijah · Hillel · Shammai · Judah haNasi · Saadia Gaon · Rashi · Isaac Alfasi · Abraham ibn Ezra · Tosafists · Rambam · Nahmanides · Gersonides · Joseph Albo · Yosef Karo · Asher ben Jehiel · Baal Shem Tov · Shneur Zalman of Liadi · Vilna Gaon · Leopold Zunz · Israel Jacobson · Abraham Geiger · Ovadia Yosef · Moshe Feinstein · Elazar Shach · Menachem Schneerson&lt;br /&gt;Life and culture     Who is a Jew? · Bar Mitzvah / Bat Mitzvah · Bereavement · Brit milah · Etymology of the word Jew · Marriage · Niddah · Pidyon HaBen · Secular Jewish culture · Shidduch · Zeved habat&lt;br /&gt;Roles and places     Four Holy Cities (Jerusalem · Safed · Hebron · Tiberias) · Beth din · Gabbai · Hazzan · Kohen · Maggid · Mashgiach · Mikvah · Mohel · Rabbi · Rebbe · Rosh yeshiva · Synagogue · Temple · Tabernacle · Western Wall&lt;br /&gt;Religious articles     Aleinu · Amidah · Four Species · Gartel · Hallel · Havdalah · Kaddish · Kittel · Kol Nidre · Ma Tovu · Menorah (Hanukiah) · Mezuzah · Prayer · Sefer Torah · Services · Shema Yisrael · Shofar · Tallit · Tefillin · Tzitzit · Yad · Yarmulke&lt;br /&gt;Other religions     Jewish views of religious pluralism · Abrahamic religions · Christianity (Catholicism · Christian-Jewish reconciliation · Judeo-Christian) · Islam · Jewish Buddhist · Judeo-Paganism · Mormonism · Others&lt;br /&gt;Languages     Hebrew · Judeo-Arabic · Judeo-Aramaic · Judeo-Persian · Ladino · Yiddish&lt;br /&gt;History     Ancient · Temple in Jerusalem · Babylonian captivity · Jerusalem (Significance · Timeline) · Hasmonean · Sanhedrin · Pharisees · First Jewish-Roman War · Diaspora · Middle Ages · Muslim rule · Sabbateans · Haskalah · Emancipation · The Holocaust · Aliyah · Israel (History) · Arab-Israeli and Israeli-Palestinian conflicts · Land of Israel · Baal teshuva movement&lt;br /&gt;Politics     Zionism (General · Labor · Religious · Revisionist) · General Jewish Labor Union · World Agudath Israel · Feminism · Politics of Israel&lt;br /&gt;Antisemitism     History · Persecution · New · Racial · Religious · Secondary&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6182728130006185458?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6182728130006185458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6182728130006185458' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6182728130006185458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6182728130006185458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/zionism-is-international-political.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-7804332733913541377</id><published>2008-03-03T12:45:00.000-08:00</published><updated>2008-03-03T12:47:12.267-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>, also known as parliamentarianism (and parliamentarism in U.S. English), is distinguished by the executive branch of government being dependent on the direct or indirect support of the parliament, often expressed through a vote of confidence. Hence, there is no clear-cut separation of powers between the executive and legislative branches, leading to a differing set of checks and balances compared to those found in a presidential republic. Parliamentary systems usually have a clear differentiation between the head of government and the head of state, with the head of government being the prime minister or premier, and the head of state often being an elected (either popularly or through parliament) president or hereditary monarch. Though in Parliamentary systems the prime minister and cabinet will exercise executive power on a day-to-day basis, actual authority will usually be bestowed in the head of state, giving them many codified or uncodified reserve powers, providing some balance to these systems.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The term parliamentary system does not mean that a country is ruled by different parties in coalition with each other. Such multi-party arrangements are usually the product of an electoral system known as proportional representation. Parliamentary countries that use "first past the post" voting usually have governments composed of one party. However, parliamentary systems in continental Europe do use proportional representation, and tend to produce election results in which no single party has a majority of seats.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parliamentarianism may also be for governance in local governments. An example is the city of Oslo, which has an executive council as a part of the parliamentary system. The council-manager system of municipal government used in some U.S. cities bears many similarities to a parliamentary system.&lt;br /&gt;Contents&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1 Types&lt;br /&gt;    * 2 Advantages of a parliamentary system&lt;br /&gt;    * 3 Criticisms of parliamentarianism&lt;br /&gt;    * 4 Countries with a parliamentary system of government&lt;br /&gt;          o 4.1 Unicameral system&lt;br /&gt;          o 4.2 Bicameral system&lt;br /&gt;    * 5 Notes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Types&lt;br /&gt;    This section may contain original research or unverified claims.&lt;br /&gt;Please improve the article by adding references. See the talk page for details. (November 2007)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There are broadly two forms of Parliamentary Democracies.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Westminster System or Westminster Models tend to be found in Commonwealth of Nations countries, although they are not universal within nor exclusive to Commonwealth countries. These parliaments tend to have a more adversarial style of debate and the plenary session of parliament is relatively more important than committees. Some parliaments in this model are elected using "First Past the Post" electoral systems, (e.g. Canada, India and the UK), others using proportional representation, e.g. Ireland and New Zealand. The Australian House of Representatives is elected using the alternative or preferential vote while the Senate is elected using PRSTV (proportional representation through the single transferable vote). However even when proportional representation systems are used, the systems used tend to allow the voter to vote for a named candidate rather than a party list. This model does allow for a greater separation of powers than the Western European Model, although the extent of the separation of powers is nowhere near that of the presidential system of United States.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Western European Parliamentary Model (e.g., Spain, Germany) tend to have a more consensual debating system, and have semi-cyclical debating chambers. Proportional representation systems are used, where there is more of a tendency to use party list systems than the Westminster Model legislatures. The committees of these Parliaments tend to be more important than the plenary chamber. This model is sometimes called the West German Model since its earliest exemplar in its final form was in the Bundestag of West Germany (which became the Bundestag of Germany upon the absorption of the GDR by the FRG).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There also exists a Hybrid Model, the semi-presidential system, drawing on both presidential systems and parliamentary systems, for example the French Fifth Republic. Much of Eastern Europe has adopted this model since the early 1990s.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Implementations of the parliamentary system can also differ on whether the government needs the explicit approval of the parliament to form, rather than just the absence of its disapproval, and under what conditions (if any) the government has the right to dissolve the parliament.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Advantages of a parliamentary system&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Some believe that it's easier to pass legislation within a parliamentary system. This is because the executive branch is dependent upon the direct or indirect support of the legislative branch and often includes members of the legislature. Thus, this would amount to the executive (as the majority party or coalition of parties in the legislature) possessing more votes in order to pass legislation. In a presidential system, the executive is often chosen independently from the legislature. If the executive and legislature in such a system include members entirely or predominantly from different political parties, then stalemate can occur. Former US President Bill Clinton often faced problems in this regard, since the Republicans controlled Congress for much of his tenure. Presidents can also face problems from their own parties, however, as former US President Jimmy Carter often did[citation needed]. Accordingly, the executive within a presidential system might not be able to properly implement his or her platform/manifesto. Evidently, an executive in any system (be it parliamentary, presidential or semi-presidential) is chiefly voted into office on the basis of his or her party's platform/manifesto. It could be said then that the will of the people is more easily instituted within a parliamentary system.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition to quicker legislative action, Parliamentarianism has attractive features for nations that are ethnically, racially, or ideologically divided. In a unipersonal presidential system, all executive power is concentrated in the president. In a parliamentary system, with a collegial executive, power is more divided. In the 1989 Lebanese Taif Agreement, in order to give Muslims greater political power, Lebanon moved from a semi-presidential system with a strong president to a system more structurally similar to a classical parliamentarianism. Iraq similarly disdained a presidential system out of fears that such a system would be equivalent to Shiite domination; Afghanistan's minorities refused to go along with a presidency as strong as the Pashtuns desired.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It can also be argued that power is more evenly spread out in the power structure of parliamentarianism. The premier seldom tends to have as high importance as a ruling president, and there tends to be a higher focus on voting for a party and its political ideas than voting for an actual person.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In The English Constitution, Walter Bagehot praised parliamentarianism for producing serious debates, for allowing the change in power without an election, and for allowing elections at any time. Bagehot considered the four-year election rule of the United States to be unnatural.[citation needed]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There is also a body of scholarship, associated with Juan Linz, Fred Riggs, Bruce Ackerman, and Robert Dahl that claims that parliamentarianism is less prone to authoritarian collapse. These scholars point out that since World War II, two-thirds of Third World countries establishing parliamentary governments successfully made the transition to democracy. By contrast, no Third World presidential system successfully made the transition to democracy without experiencing coups and other constitutional breakdowns. As Bruce Ackerman says of the 30 countries to have experimented with American checks and balances, "All of them, without exception, have succumbed to the nightmare [of breakdown] one time or another, often repeatedly."[citation needed]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A recent World Bank study found that parliamentary systems are associated with lower corruption.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Criticisms of parliamentarianism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One main criticism of many parliamentary systems is that the head of state is in almost all cases not directly elected. In a presidential system, the president is usually chosen directly by the electorate, or by a set of electors directly chosen by the people, separate from the legislature. However, in a parliamentary system the prime minister is elected by the legislature, often under the strong influence of the party leadership. Thus, a party's candidate for the head of government is usually known before the election, possibly making the election as much about the person as the party behind him or her.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Another major criticism of the parliamentary system lies precisely in its purported advantage: that there is no truly independent body to oppose and veto legislation passed by the parliament, and therefore no substantial check on legislative power. Conversely, because of the lack of inherent separation of powers, some believe that a parliamentary system can place too much power in the executive entity, leading to the feeling that the legislature or judiciary have little scope to administer checks or balances on the executive. However, most parliamentary systems are bicameral, with an upper house designed to check the power of the lower (from which the executive comes).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Although it is possible to have a powerful prime minister, as Britain has, or even a dominant party system, as Japan has, parliamentary systems are also sometimes unstable. Critics point to Israel, Italy, India, the French Fourth Republic, and Weimar Germany as examples of parliamentary systems where unstable coalitions, demanding minority parties, votes of no confidence, and threats of such votes, make or have made effective governance impossible. Defenders of parliamentarianism say that parliamentary instability is the result of proportional representation, political culture, and highly polarised electorates.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Former Prime Minister Ayad Allawi criticized the parliamentary system of newly-democratic Iraq, saying that because of party-based voting "the vast majority of the electorate based their choices on sectarian and ethnic affiliations, not on genuine political platforms."[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Although Walter Bagehot praised parliamentarianism for allowing an election to take place at any time, the lack of a definite election calendar can be abused. In some systems, such as the British, a ruling party can schedule elections when it feels that it is likely to do well, and so avoid elections at times of unpopularity. Thus, by wise timing of elections, in a parliamentary system a party can extend its rule for longer than is feasible in a functioning presidential system. In other systems, such as the Dutch and the Belgian, the ruling party or coalition has some flexibility in determining the election date.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexander Hamilton argued for elections at set intervals as a means of insulating the government from the transient passions of the people, and thereby giving reason the advantage over passion in the accountability of the government to the people. (citation needed)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In systems where the prime minister is chosen from members of parliament, it prevents people who cannot be elected to parliament from serving. For example, suppose a talented politician from the majority party happens to reside in a district in which another party is dominant and holds the seat. That politician is unlikely to be elected to parliament, and therefore cannot become prime minister, even though that politician may enjoy great support overall nationally. In particular, there have been cases where a sitting prime minister has been ousted solely because they lost their own parliamentary seat in an election. However, in practice, politicians do not necessarily represent the electorate which they originated from, and in some cases may live outside the electorate they represent. This allows promising politicians to be allocated a "safe seat", regardless of their origins.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Countries with a parliamentary system of government&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Unicameral system&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This table shows countries with parliament consisting of a single house.&lt;br /&gt;Country     Parliament&lt;br /&gt;Albania     Kuvendi&lt;br /&gt;Bangladesh     Jatiyo Sangshad&lt;br /&gt;Bulgaria     National Assembly&lt;br /&gt;Burkina Faso     National Assembly&lt;br /&gt;Croatia     Sabor&lt;br /&gt;Denmark     Folketing&lt;br /&gt;Dominica     House of Assembly&lt;br /&gt;Estonia     Riigikogu&lt;br /&gt;Finland     Eduskunta/Riksdag&lt;br /&gt;Greece     Hellenic Parliament&lt;br /&gt;Hungary     National Assembly&lt;br /&gt;Iceland     Althing&lt;br /&gt;India     Parliament/Rajya Sabha &amp;amp; Lok Sabha&lt;br /&gt;Israel     Knesset&lt;br /&gt;Kurdistan Region     Kurdistan National Assembly&lt;br /&gt;Latvia     Saeima&lt;br /&gt;Lithuania     Seimas&lt;br /&gt;Luxembourg     Chamber of Deputies&lt;br /&gt;Malta     House of Representatives&lt;br /&gt;Moldova     Parliament&lt;br /&gt;Mongolia     State Great Khural&lt;br /&gt;Montenegro     Parliament&lt;br /&gt;New Zealand     Parliament&lt;br /&gt;Norway*     Storting&lt;br /&gt;Palestinian Authority     Parliament&lt;br /&gt;Papua New Guinea     National Parliament&lt;br /&gt;Portugal     Assembly of the Republic&lt;br /&gt;Republic of Macedonia     Sobranie - Assembly&lt;br /&gt;Saint Kitts and Nevis     National Assembly&lt;br /&gt;Saint Vincent and the Grenadines     House of Assembly&lt;br /&gt;Samoa     Fono&lt;br /&gt;Serbia     National Assembly&lt;br /&gt;Singapore     Parliament&lt;br /&gt;Slovakia     National Council&lt;br /&gt;Sri Lanka     Parliament&lt;br /&gt;Sweden     Riksdag&lt;br /&gt;Turkey     Grand National Assembly&lt;br /&gt;Ukraine     Verhovna Rada&lt;br /&gt;Vanuatu     Parliament&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * The Norwegian Parliament is divided in the Lagting and Odelsting in legislative matters. This separation will be abolished with the next parliament in 2009 due to a constitutional amendment.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Bicameral system&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This table shows organisations and countries with parliament consisting of two houses.&lt;br /&gt;Organisation or Country     Parliament     Upper chamber     Lower chamber&lt;br /&gt;Australia     Parliament     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;Austria     Parliament     Federal Council     National Council&lt;br /&gt;Antigua and Barbuda     Parliament     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;The Bahamas     Parliament     Senate     House of Assembly&lt;br /&gt;Barbados     Parliament     Senate     House of Assmebly&lt;br /&gt;Belize     National Assembly     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;Belgium     Federal Parliament     Senate     Chamber of Representatives&lt;br /&gt;Bhutan     Parliament (Chitshog)[3]     National Council (Gyalyong Tshogde)     National Assembly (Gyalyong Tshogdu)&lt;br /&gt;Canada     Parliament     Senate     House of Commons&lt;br /&gt;Czech Republic     Parliament     Senate     Chamber of Deputies&lt;br /&gt;Ethiopia     Federal Parliamentary Assembly     House of Federation     House of People's Representatives&lt;br /&gt;European Union         Council of the European Union     European Parliament&lt;br /&gt;Germany         Bundesrat (Federal Council)     Bundestag (Federal Diet)&lt;br /&gt;Grenada     Parliament     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;India     Parliament (Sansad)     Rajya Sabha (Council of States)     Lok Sabha (House of People)&lt;br /&gt;Ireland     Oireachtas     Seanad Éireann     Dáil Éireann&lt;br /&gt;Iraq     National Assembly     Council of Union[4]     Council of Representatives&lt;br /&gt;Italy     Parliament     Senate of the Republic     Chamber of Deputies&lt;br /&gt;Jamaica     Parliament     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;Japan     Diet     House of Councillors     House of Representatives&lt;br /&gt;Malaysia     Parliament     Dewan Negara (Senate)     Dewan Rakyat (House of Representatives)&lt;br /&gt;The Netherlands     States-General     Eerste Kamer     Tweede Kamer&lt;br /&gt;Pakistan     Majlis-e-Shoora     Senate     National Assembly&lt;br /&gt;Poland     Parliament     Senate     Sejm&lt;br /&gt;Romania     Parliament     Senate     Chamber of Deputies&lt;br /&gt;Saint Lucia     Parliament     Senate     House of Assembly&lt;br /&gt;Slovenia     Parliament     National Council     National Assembly&lt;br /&gt;South Africa     Parliament     National Council of Provinces     National Assembly&lt;br /&gt;Spain     Cortes Generales     Senate     Congress of Deputies&lt;br /&gt;Switzerland     Federal Assembly     Council of States     National Council&lt;br /&gt;Thailand     National Assembly[5]     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;Trinidad and Tobago     Parliament     Senate     House of Representatives&lt;br /&gt;United Kingdom     Parliament     House of Lords     House of Commons&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-7804332733913541377?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/7804332733913541377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=7804332733913541377' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7804332733913541377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7804332733913541377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/also-known-as-parliamentarianism-and.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6172991670036629899</id><published>2008-03-03T12:44:00.000-08:00</published><updated>2008-03-03T12:45:21.901-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>For other uses, see Organization (disambiguation).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization (or organisation — see spelling differences) is a social arrangement which pursues collective goals, which controls its own performance, and which has a boundary separating it from its environment. The word itself is derived from the Greek word ὄργανον (organon) meaning tool. The term is used in both daily and scientific English in multiple ways.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the social sciences, organizations are studied by researchers from several disciplines, the most common of which are sociology, economics, political science, psychology, management, and organizational communication. The broad area is commonly referred to as organizational studies, organizational behavior or organization analysis. Therefore, a number of different theories and perspectives exist, some of which are compatible, and others that are competing.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Organization – process-related: an entity is being (re-)organized (organization as task or action).&lt;br /&gt;    * Organization – functional: organization as a function of how entities like businesses or state authorities are used (organization as a permanent structure).&lt;br /&gt;    * Organization – institutional: an entity is an organization (organization as an actual purposeful structure within a social context)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Contents&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1 Organization in sociology&lt;br /&gt;    * 2 Organization in management and organizational studies&lt;br /&gt;    * 3 Organization theories&lt;br /&gt;    * 4 Organizational structures&lt;br /&gt;          o 4.1 Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;          o 4.2 Committees or juries&lt;br /&gt;          o 4.3 Staff organization or cross-functional team&lt;br /&gt;          o 4.4 Organization: Cyclical structure&lt;br /&gt;          o 4.5 Matrix organization&lt;br /&gt;          o 4.6 Ecologieyyyy&lt;br /&gt;          o 4.7 "Chaordic" organizations&lt;br /&gt;          o 4.8 The organization of the artist&lt;br /&gt;    * 5 Leadership in organizations&lt;br /&gt;          o 5.1 Leadership in formal organizations&lt;br /&gt;          o 5.2 Leadership in informal organizations&lt;br /&gt;          o 5.3 Leader in organizations&lt;br /&gt;    * 6 Hybrid organizations&lt;br /&gt;    * 7 Notes&lt;br /&gt;    * 8 See also&lt;br /&gt;          o 8.1 Related lists&lt;br /&gt;    * 9 References&lt;br /&gt;    * 10 External links&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization in sociology&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In sociology "organization" is understood as planned, coordinated and purposeful action of human beings to construct or compile a common tangible or intangible product. This action is usually framed by formal membership and form (institutional rules). Sociology distinguishes the term organization into planned formal and unplanned informal (i.e. spontaneously formed) organizations. Sociology analyzes organizations in the first line from an institutional perspective. In this sense, organization is a permanent arrangement of elements. These elements and their actions are determined by rules so that a certain task can be fulfilled through a system of coordinated division of labor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization is defined by the elements that are part of it (who belongs to the organization and who does not?), its communication (which elements communicate and how do they communicate?), its autonomy (Max Weber termed autonomy in this context: Autokephalie)(which changes are executed autonomously by the organization or its elements?) and its rules of action compared to outside events (what causes an organization to act as a collective actor?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By coordinated and planned cooperation of the elements, the organization is able to solve tasks that lie beyond the abilities of the single elements. The price paid by the elements is the limitation of the degrees of freedom of the elements. Advantages of organizations are enhancement (more of the same), addition (combination of different features), and extension. Disadvantages can be inertness (through co-ordination) and loss of interaction.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization in management and organizational studies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Organizational studies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Management is interested in organization mainly from an instrumental point of view. For a company organization is a means to an end to achieve its goals.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization theories&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Among the theories that are or have been most influential are:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Weberian organization theory (refer to Max Weber's chapter on Bureaucracy in his book 'Economy and Society')&lt;br /&gt;    * Marxist organization analysis&lt;br /&gt;    * Scientific management (mainly following Frederick W. Taylor)&lt;br /&gt;    * Human Relations Studies (going back to the Hawthorne studies, Maslow and Hertzberg)&lt;br /&gt;    * Administrative theories (with work by e.g. Henri Fayol and Chester Barnard)&lt;br /&gt;    * Contingency theory&lt;br /&gt;    * New institutionalism and new institutional economics&lt;br /&gt;    * Network analysis&lt;br /&gt;    * Economic sociology&lt;br /&gt;    * Organization ecology (or demography of organizations)&lt;br /&gt;    * Transaction cost economics&lt;br /&gt;    * Agency theory (sometimes called principal - agent theory)&lt;br /&gt;    * Studies of organization culture&lt;br /&gt;    * Postmodern organization studies&lt;br /&gt;    * Labour Process Theory&lt;br /&gt;    * Critical Management Studies&lt;br /&gt;    * Complexity Theory and Organizations&lt;br /&gt;    * Transaction cost theory/Transaction cost Economics (TCE)&lt;br /&gt;    * Garbage can model&lt;br /&gt;    * Actor-Network Theory and the 'Montreal School'&lt;br /&gt;    * social entrepreneurship&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organizational structures&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Organizational structure&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study of organizations includes a focus on optimizing organizational structure. According to management science, most human organizations fall roughly into four types:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;    * Committees or juries&lt;br /&gt;    * Matrix organizations&lt;br /&gt;    * Ecologies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A hierarchy exemplifies an arrangement with a leader who leads leaders. This arrangement is often associated with bureaucracy. Hierarchies were satirized in The Peter Principle (1969), a book that introduced hierarchiology and the saying that "in a hierarchy every employee tends to rise to his level of incompetence".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An extremely rigid, in terms of responsibilities, type of organization is exemplified by Führerprinzip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Committees or juries&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;These consist of a group of peers who decide as a group, perhaps by voting. The difference between a jury and a committee is that the members of the committee are usually assigned to perform or lead further actions after the group comes to a decision, whereas members of a jury come to a decision. In common law countries legal juries render decisions of guilt, liability and quantify damages; juries are also used in athletic contests, book awards and similar activities. Sometimes a selection committee functions like a jury. In the Middle Ages juries in continental Europe were used to determine the law according to consensus amongst local notables.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Committees are often the most reliable way to make decisions. Condorcet's jury theorem proved that if the average member votes better than a roll of dice, then adding more members increases the number of majorities that can come to a correct vote (however correctness is defined). The problem is that if the average member is worse than a roll of dice, the committee's decisions grow worse, not better: Staffing is crucial.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parliamentary procedure, such as Robert's Rules of Order, helps prevent committees from engaging in lengthy discussions without reaching decisions.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Staff organization or cross-functional team&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A staff helps an expert get all his work done. To this end, a "chief of staff" decides whether an assignment is routine or not. If it's routine, he assigns it to a staff member, who is a sort of junior expert. The chief of staff schedules the routine problems, and checks that they are completed.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;If a problem is not routine, the chief of staff notices. He passes it to the expert, who solves the problem, and educates the staff – converting the problem into a routine problem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In a "cross functional team", like an executive committee, the boss has to be a non-expert, because so many kinds of expertise are required.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization: Cyclical structure&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A theory put forth by renowned scholar Stephen John has asserted that throughout the cyclical nature of one’s life organizational patterns are key to success. Through various social and political constraints within society one must realize that organizational skills are paramount to success. Stephen John suggests that emphasis needs to be put on areas such as individual/ group processes, functionality, and overall structures of institutions in order to maintain a proper organization. Furthermore, the individual's overall organizational skills are pre-determined by the processes undertaken.:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Matrix organization&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    See also: matrix management&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This organizational type assigns each worker two bosses in two different hierarchies. One hierarchy is "functional" and assures that each type of expert in the organization is well-trained, and measured by a boss who is super-expert in the same field. The other direction is "executive" and tries to get projects completed using the experts. Projects might be organized by regions, customer types, or some other schema. matrix management&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Ecologieyyyy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This organization has intense competition. Bad parts of the organization starve. Good ones get more work. Everybody is paid for what they actually do, and runs a tiny business that has to show a profit, or they are fired.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Companies who utilize this organization type reflect a rather one-sided view of what goes on in ecology. It is also the case that a natural ecosystem has a natural border - ecoregions do not in general compete with one another in any way, but are very autonomous.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The pharmaceutical company GlaxoSmithKline talks about functioning as this type of organization in this external article from The Guardian.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] "Chaordic" organizations&lt;br /&gt;    To meet Wikipedia's quality standards this section may need a rewrite, in part or in full.&lt;br /&gt;Please discuss this issue on the talk page.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The chaordic model of organizing human endeavors emerged in the 1990s, based on a blending of chaos and order (hence "chaordic"), comes out of the work of Dee Hock and the creation of the VISA financial network. Blending democracy, complex system, consensus decision making, co-operation and competition, the chaordic approach attempts to encourage organizations to evolve from the increasingly nonviable hierarchical, command-and-control models.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Similarly, emergent organizations, and the principle of self-organization. See also group entity for an anarchist perspective on human organizations.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organizations that are legal entities: government, international organization, non-governmental organization, armed forces, corporation, partnership, charity, not-for-profit corporation, cooperative, university.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] The organization of the artist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The organization of the artist is a term first used by architect Frank Gehry to denote the organizational set-up he enforces in order to ensure that the architect/artist is in control of design through construction. The organization of the artist deliberately eliminates the influence of politicians and business people on design. The purpose of the organization of the artist is to ensure that it is the design of the architect/artist that is actually implemented and not some compromise decided by political and business interests.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gehry initially developed the concept of the organization of the artist as a reaction against what he calls the "marginalization of the architect/artist." Gehry explains:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    "There's a tendency to marginalize and treat the creative people like women are treated, 'sweetie, us big business guys know how to do this, just give us the design and we'll take it from there.' That is the worst thing that can happen. It requires the organization of the artist to prevail so that the end product is as close as possible to the object of desire [the design] that both the client and architect have come to agree on." (Flyvbjerg 2005, 53).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gehry argues that the organization of the artist, in addition to making possible artistic integrity, also helps keep his buildings on time and budget, which is rare for the type of innovative and complex designs that Gehry is known for. The organization of the artist thus serves the dual purpose of artistic freedom and economic prudence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in formal organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization that is established as an instrument or means for achieving defined objectives has been referred to as a formal organization. Its design specifies how goals are subdivided and reflected in subdivisions of the organization. Divisions, departments, sections, positions, jobs, and tasks make up this work structure. Thus, the formal organization is expected to behave impersonally in regard to relationships with clients or with its members. According to Weber's definition, entry and subsequent advancement is by merit or seniority. Each employee receives a salary and enjoys a degree of tenure that safeguards him from the arbitrary influence of superiors or of powerful clients. The higher his position in the hierarchy, the greater his presumed expertise in adjudicating problems that may arise in the course of the work carried out at lower levels of the organization. It is this bureaucratic structure that forms the basis for the appointment of heads or chiefs of administrative subdivisions in the organization and endows them with the authority attached to their position. [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in informal organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In contrast to the appointed head or chief of an administrative unit, a leader emerges within the context of the informal organization that underlies the formal structure. The informal organization expresses the personal objectives and goals of the individual membership. Their objectives and goals may or may not coincide with those of the formal organization. The informal organization represents an extension of the social structures that generally characterize human life — the spontaneous emergence of groups and organizations as ends in themselves.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In prehistoric times, man was preoccupied with his personal security, maintenance, protection, and survival. Now man spends a major portion of his waking hours working for organizations. His need to identify with a community that provides security, protection, maintenance, and a feeling of belonging continues unchanged from prehistoric times. This need is met by the informal organization and its emergent, or unofficial, leaders.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leaders emerge from within the structure of the informal organization. Their personal qualities, the demands of the situation, or a combination of these and other factors attract followers who accept their leadership within one or several overlay structures. Instead of the authority of position held by an appointed head or chief, the emergent leader wields influence or power. Influence is the ability of a person to gain cooperation from others by means of persuasion or control over rewards. Power is a stronger form of influence because it reflects a person's ability to enforce action through the control of a means of punishment.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leader in organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An individual who is appointed to a managerial position has the right to command and enforce obedience by virtue of the authority of his position. However, he must possess adequate personal attributes to match his authority, because authority is only potentially available to him. In the absence of sufficient personal competence, a manager may be confronted by an emergent leader who can challenge his role in the organization and reduce it to that of a figurehead. However, only authority of position has the backing of formal sanctions. It follows that whoever wields personal influence and power can legitimize this only by gaining a formal position in the hierarchy, with commensurate authority.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Hybrid organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A hybrid organization is a body that operates in both the public sector and the private sector, simultaneously fulfilling public duties and developing commercial market activities. As a result the hybrid organization becomes a mixture of both a part of government and a private corporation.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Notes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. ^ a b Cecil A Gibb (1970). Leadership (Handbook of Social Psychology). Reading, Mass.: Addison-Wesley, 884-89. ISBN 0140805176 9780140805178. OCLC 174777513.&lt;br /&gt;   2. ^ a b c Henry P. Knowles; Borje O. Saxberg (1971). Personality and Leadership Behavior. Reading, Mass.: Addison-Wesley, 884-89. ISBN 0140805176 9780140805178. OCLC 118832.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] See also&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Affinity group&lt;br /&gt;    * Bureaucracy&lt;br /&gt;    * Business organization&lt;br /&gt;    * Charitable trust&lt;br /&gt;    * Coalition&lt;br /&gt;    * Collective&lt;br /&gt;    * Cooperative&lt;br /&gt;    * Hybrid organization&lt;br /&gt;    * International organization&lt;br /&gt;    * Mutual organization&lt;br /&gt;    * Non-governmental organization&lt;br /&gt;    * Organizational culture&lt;br /&gt;    * Organization design&lt;br /&gt;    * Organizational climate&lt;br /&gt;    * Organizational development&lt;br /&gt;    * Organization of the artist&lt;br /&gt;    * Organization studies&lt;br /&gt;    * Pacifist organization&lt;br /&gt;    * Requisite organization&lt;br /&gt;    * Service organization&lt;br /&gt;    * Size of groups, organizations, and communities&lt;br /&gt;    * Strategic management&lt;br /&gt;    * Strategic planning&lt;br /&gt;    * Supraorganization&lt;br /&gt;    * Terrorist organizations&lt;br /&gt;    * Virtual organization&lt;br /&gt;    * Voluntary association&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Related lists&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * List of environmental organizations&lt;br /&gt;    * List of trade unions&lt;br /&gt;    * List of civic, fraternal, service, and professional organizations&lt;br /&gt;    * List of professional organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] References&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Richard Scott. Organizations. ISBN 0-13-266354-6&lt;br /&gt;    * Richard Scott. Organizations and Institutions&lt;br /&gt;    * Charles Handy.Understanding Organizations&lt;br /&gt;    * Laurence J. Peter and Raymond Hull. The Peter Principle Pan Books 1970 ISBN 0-330-02519-8&lt;br /&gt;    * Ronald Coase (1937). "The Nature of the Firm" Economica, 4(16), pp. 386-405.&lt;br /&gt;    * Julie Morgenstern (1998). Organizing from the Inside Out. Owl Books ISBN 0-8050-5649-1&lt;br /&gt;    * Henry Mintzberg (l98l). "Organization Design: Fashion or Fit" Harvard Business Review (January February),&lt;br /&gt;    * Thomas Marshak (1987). "organization theory," The New Palgrave: A Dictionary of Economics, v. 3, pp. 757-60.&lt;br /&gt;    * Bent Flyvbjerg (2005). "Design by Deception: The Politics of Megaproject Approval." Harvard Design Magazine, no. 22, Spring/Summer issue, pp. 50-59.&lt;br /&gt;    * Daniel Katz; Robert Louis Kahn (1966). The social psychology of organizations. New York: Wiley. OCLC 255184.&lt;br /&gt;    * Daniel Katz; Robert Louis Kahn (1966). The social psychology of organizations. New York: Wiley. OCLC 255184.&lt;br /&gt;    * Richard Arvid Johnson (1976). Management, systems, and society : an introduction. Pacific Palisades, Calif.: Goodyear Pub. Co.. ISBN 0876205406 9780876205402. OCLC 2299496.&lt;br /&gt;    * Virginia Satir (1967). Conjoint family therapy; a guide to theory and technique. Palo Alto, Calif.: Science and Behavior Books. OCLC 187068.&lt;br /&gt;    * James G March; Herbert A Simon (1958). Organizations. New York: Wiley. ISBN 0471567930 9780471567936. OCLC 1329335.&lt;br /&gt;    * Carl R Rogers; Fritz Jules Roethlisberger (1990). Barriers and gateways to communication. Boston, Mass.: Harvard Business Review. OCLC 154085959.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6172991670036629899?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6172991670036629899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6172991670036629899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6172991670036629899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6172991670036629899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/for-other-uses-see-organization_03.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5876959972273557899</id><published>2008-03-03T12:43:00.002-08:00</published><updated>2008-03-03T12:44:36.750-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>For other uses, see Organization (disambiguation).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization (or organisation — see spelling differences) is a social arrangement which pursues collective goals, which controls its own performance, and which has a boundary separating it from its environment. The word itself is derived from the Greek word ὄργανον (organon) meaning tool. The term is used in both daily and scientific English in multiple ways.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the social sciences, organizations are studied by researchers from several disciplines, the most common of which are sociology, economics, political science, psychology, management, and organizational communication. The broad area is commonly referred to as organizational studies, organizational behavior or organization analysis. Therefore, a number of different theories and perspectives exist, some of which are compatible, and others that are competing.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Organization – process-related: an entity is being (re-)organized (organization as task or action).&lt;br /&gt;    * Organization – functional: organization as a function of how entities like businesses or state authorities are used (organization as a permanent structure).&lt;br /&gt;    * Organization – institutional: an entity is an organization (organization as an actual purposeful structure within a social context)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Contents&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1 Organization in sociology&lt;br /&gt;    * 2 Organization in management and organizational studies&lt;br /&gt;    * 3 Organization theories&lt;br /&gt;    * 4 Organizational structures&lt;br /&gt;          o 4.1 Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;          o 4.2 Committees or juries&lt;br /&gt;          o 4.3 Staff organization or cross-functional team&lt;br /&gt;          o 4.4 Organization: Cyclical structure&lt;br /&gt;          o 4.5 Matrix organization&lt;br /&gt;          o 4.6 Ecologieyyyy&lt;br /&gt;          o 4.7 "Chaordic" organizations&lt;br /&gt;          o 4.8 The organization of the artist&lt;br /&gt;    * 5 Leadership in organizations&lt;br /&gt;          o 5.1 Leadership in formal organizations&lt;br /&gt;          o 5.2 Leadership in informal organizations&lt;br /&gt;          o 5.3 Leader in organizations&lt;br /&gt;    * 6 Hybrid organizations&lt;br /&gt;    * 7 Notes&lt;br /&gt;    * 8 See also&lt;br /&gt;          o 8.1 Related lists&lt;br /&gt;    * 9 References&lt;br /&gt;    * 10 External links&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization in sociology&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In sociology "organization" is understood as planned, coordinated and purposeful action of human beings to construct or compile a common tangible or intangible product. This action is usually framed by formal membership and form (institutional rules). Sociology distinguishes the term organization into planned formal and unplanned informal (i.e. spontaneously formed) organizations. Sociology analyzes organizations in the first line from an institutional perspective. In this sense, organization is a permanent arrangement of elements. These elements and their actions are determined by rules so that a certain task can be fulfilled through a system of coordinated division of labor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization is defined by the elements that are part of it (who belongs to the organization and who does not?), its communication (which elements communicate and how do they communicate?), its autonomy (Max Weber termed autonomy in this context: Autokephalie)(which changes are executed autonomously by the organization or its elements?) and its rules of action compared to outside events (what causes an organization to act as a collective actor?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By coordinated and planned cooperation of the elements, the organization is able to solve tasks that lie beyond the abilities of the single elements. The price paid by the elements is the limitation of the degrees of freedom of the elements. Advantages of organizations are enhancement (more of the same), addition (combination of different features), and extension. Disadvantages can be inertness (through co-ordination) and loss of interaction.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization in management and organizational studies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Organizational studies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Management is interested in organization mainly from an instrumental point of view. For a company organization is a means to an end to achieve its goals.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization theories&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Among the theories that are or have been most influential are:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Weberian organization theory (refer to Max Weber's chapter on Bureaucracy in his book 'Economy and Society')&lt;br /&gt;    * Marxist organization analysis&lt;br /&gt;    * Scientific management (mainly following Frederick W. Taylor)&lt;br /&gt;    * Human Relations Studies (going back to the Hawthorne studies, Maslow and Hertzberg)&lt;br /&gt;    * Administrative theories (with work by e.g. Henri Fayol and Chester Barnard)&lt;br /&gt;    * Contingency theory&lt;br /&gt;    * New institutionalism and new institutional economics&lt;br /&gt;    * Network analysis&lt;br /&gt;    * Economic sociology&lt;br /&gt;    * Organization ecology (or demography of organizations)&lt;br /&gt;    * Transaction cost economics&lt;br /&gt;    * Agency theory (sometimes called principal - agent theory)&lt;br /&gt;    * Studies of organization culture&lt;br /&gt;    * Postmodern organization studies&lt;br /&gt;    * Labour Process Theory&lt;br /&gt;    * Critical Management Studies&lt;br /&gt;    * Complexity Theory and Organizations&lt;br /&gt;    * Transaction cost theory/Transaction cost Economics (TCE)&lt;br /&gt;    * Garbage can model&lt;br /&gt;    * Actor-Network Theory and the 'Montreal School'&lt;br /&gt;    * social entrepreneurship&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organizational structures&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Organizational structure&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study of organizations includes a focus on optimizing organizational structure. According to management science, most human organizations fall roughly into four types:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;    * Committees or juries&lt;br /&gt;    * Matrix organizations&lt;br /&gt;    * Ecologies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Pyramids or hierarchies&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A hierarchy exemplifies an arrangement with a leader who leads leaders. This arrangement is often associated with bureaucracy. Hierarchies were satirized in The Peter Principle (1969), a book that introduced hierarchiology and the saying that "in a hierarchy every employee tends to rise to his level of incompetence".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An extremely rigid, in terms of responsibilities, type of organization is exemplified by Führerprinzip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Committees or juries&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;These consist of a group of peers who decide as a group, perhaps by voting. The difference between a jury and a committee is that the members of the committee are usually assigned to perform or lead further actions after the group comes to a decision, whereas members of a jury come to a decision. In common law countries legal juries render decisions of guilt, liability and quantify damages; juries are also used in athletic contests, book awards and similar activities. Sometimes a selection committee functions like a jury. In the Middle Ages juries in continental Europe were used to determine the law according to consensus amongst local notables.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Committees are often the most reliable way to make decisions. Condorcet's jury theorem proved that if the average member votes better than a roll of dice, then adding more members increases the number of majorities that can come to a correct vote (however correctness is defined). The problem is that if the average member is worse than a roll of dice, the committee's decisions grow worse, not better: Staffing is crucial.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parliamentary procedure, such as Robert's Rules of Order, helps prevent committees from engaging in lengthy discussions without reaching decisions.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Staff organization or cross-functional team&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A staff helps an expert get all his work done. To this end, a "chief of staff" decides whether an assignment is routine or not. If it's routine, he assigns it to a staff member, who is a sort of junior expert. The chief of staff schedules the routine problems, and checks that they are completed.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;If a problem is not routine, the chief of staff notices. He passes it to the expert, who solves the problem, and educates the staff – converting the problem into a routine problem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In a "cross functional team", like an executive committee, the boss has to be a non-expert, because so many kinds of expertise are required.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Organization: Cyclical structure&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A theory put forth by renowned scholar Stephen John has asserted that throughout the cyclical nature of one’s life organizational patterns are key to success. Through various social and political constraints within society one must realize that organizational skills are paramount to success. Stephen John suggests that emphasis needs to be put on areas such as individual/ group processes, functionality, and overall structures of institutions in order to maintain a proper organization. Furthermore, the individual's overall organizational skills are pre-determined by the processes undertaken.:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Matrix organization&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    See also: matrix management&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This organizational type assigns each worker two bosses in two different hierarchies. One hierarchy is "functional" and assures that each type of expert in the organization is well-trained, and measured by a boss who is super-expert in the same field. The other direction is "executive" and tries to get projects completed using the experts. Projects might be organized by regions, customer types, or some other schema. matrix management&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Ecologieyyyy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This organization has intense competition. Bad parts of the organization starve. Good ones get more work. Everybody is paid for what they actually do, and runs a tiny business that has to show a profit, or they are fired.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Companies who utilize this organization type reflect a rather one-sided view of what goes on in ecology. It is also the case that a natural ecosystem has a natural border - ecoregions do not in general compete with one another in any way, but are very autonomous.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The pharmaceutical company GlaxoSmithKline talks about functioning as this type of organization in this external article from The Guardian.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] "Chaordic" organizations&lt;br /&gt;    To meet Wikipedia's quality standards this section may need a rewrite, in part or in full.&lt;br /&gt;Please discuss this issue on the talk page.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The chaordic model of organizing human endeavors emerged in the 1990s, based on a blending of chaos and order (hence "chaordic"), comes out of the work of Dee Hock and the creation of the VISA financial network. Blending democracy, complex system, consensus decision making, co-operation and competition, the chaordic approach attempts to encourage organizations to evolve from the increasingly nonviable hierarchical, command-and-control models.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Similarly, emergent organizations, and the principle of self-organization. See also group entity for an anarchist perspective on human organizations.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organizations that are legal entities: government, international organization, non-governmental organization, armed forces, corporation, partnership, charity, not-for-profit corporation, cooperative, university.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] The organization of the artist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The organization of the artist is a term first used by architect Frank Gehry to denote the organizational set-up he enforces in order to ensure that the architect/artist is in control of design through construction. The organization of the artist deliberately eliminates the influence of politicians and business people on design. The purpose of the organization of the artist is to ensure that it is the design of the architect/artist that is actually implemented and not some compromise decided by political and business interests.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gehry initially developed the concept of the organization of the artist as a reaction against what he calls the "marginalization of the architect/artist." Gehry explains:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    "There's a tendency to marginalize and treat the creative people like women are treated, 'sweetie, us big business guys know how to do this, just give us the design and we'll take it from there.' That is the worst thing that can happen. It requires the organization of the artist to prevail so that the end product is as close as possible to the object of desire [the design] that both the client and architect have come to agree on." (Flyvbjerg 2005, 53).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gehry argues that the organization of the artist, in addition to making possible artistic integrity, also helps keep his buildings on time and budget, which is rare for the type of innovative and complex designs that Gehry is known for. The organization of the artist thus serves the dual purpose of artistic freedom and economic prudence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in formal organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An organization that is established as an instrument or means for achieving defined objectives has been referred to as a formal organization. Its design specifies how goals are subdivided and reflected in subdivisions of the organization. Divisions, departments, sections, positions, jobs, and tasks make up this work structure. Thus, the formal organization is expected to behave impersonally in regard to relationships with clients or with its members. According to Weber's definition, entry and subsequent advancement is by merit or seniority. Each employee receives a salary and enjoys a degree of tenure that safeguards him from the arbitrary influence of superiors or of powerful clients. The higher his position in the hierarchy, the greater his presumed expertise in adjudicating problems that may arise in the course of the work carried out at lower levels of the organization. It is this bureaucratic structure that forms the basis for the appointment of heads or chiefs of administrative subdivisions in the organization and endows them with the authority attached to their position. [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leadership in informal organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In contrast to the appointed head or chief of an administrative unit, a leader emerges within the context of the informal organization that underlies the formal structure. The informal organization expresses the personal objectives and goals of the individual membership. Their objectives and goals may or may not coincide with those of the formal organization. The informal organization represents an extension of the social structures that generally characterize human life — the spontaneous emergence of groups and organizations as ends in themselves.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In prehistoric times, man was preoccupied with his personal security, maintenance, protection, and survival. Now man spends a major portion of his waking hours working for organizations. His need to identify with a community that provides security, protection, maintenance, and a feeling of belonging continues unchanged from prehistoric times. This need is met by the informal organization and its emergent, or unofficial, leaders.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leaders emerge from within the structure of the informal organization. Their personal qualities, the demands of the situation, or a combination of these and other factors attract followers who accept their leadership within one or several overlay structures. Instead of the authority of position held by an appointed head or chief, the emergent leader wields influence or power. Influence is the ability of a person to gain cooperation from others by means of persuasion or control over rewards. Power is a stronger form of influence because it reflects a person's ability to enforce action through the control of a means of punishment.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Leader in organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An individual who is appointed to a managerial position has the right to command and enforce obedience by virtue of the authority of his position. However, he must possess adequate personal attributes to match his authority, because authority is only potentially available to him. In the absence of sufficient personal competence, a manager may be confronted by an emergent leader who can challenge his role in the organization and reduce it to that of a figurehead. However, only authority of position has the backing of formal sanctions. It follows that whoever wields personal influence and power can legitimize this only by gaining a formal position in the hierarchy, with commensurate authority.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Hybrid organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A hybrid organization is a body that operates in both the public sector and the private sector, simultaneously fulfilling public duties and developing commercial market activities. As a result the hybrid organization becomes a mixture of both a part of government and a private corporation.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Notes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. ^ a b Cecil A Gibb (1970). Leadership (Handbook of Social Psychology). Reading, Mass.: Addison-Wesley, 884-89. ISBN 0140805176 9780140805178. OCLC 174777513.&lt;br /&gt;   2. ^ a b c Henry P. Knowles; Borje O. Saxberg (1971). Personality and Leadership Behavior. Reading, Mass.: Addison-Wesley, 884-89. ISBN 0140805176 9780140805178. OCLC 118832.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] See also&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Affinity group&lt;br /&gt;    * Bureaucracy&lt;br /&gt;    * Business organization&lt;br /&gt;    * Charitable trust&lt;br /&gt;    * Coalition&lt;br /&gt;    * Collective&lt;br /&gt;    * Cooperative&lt;br /&gt;    * Hybrid organization&lt;br /&gt;    * International organization&lt;br /&gt;    * Mutual organization&lt;br /&gt;    * Non-governmental organization&lt;br /&gt;    * Organizational culture&lt;br /&gt;    * Organization design&lt;br /&gt;    * Organizational climate&lt;br /&gt;    * Organizational development&lt;br /&gt;    * Organization of the artist&lt;br /&gt;    * Organization studies&lt;br /&gt;    * Pacifist organization&lt;br /&gt;    * Requisite organization&lt;br /&gt;    * Service organization&lt;br /&gt;    * Size of groups, organizations, and communities&lt;br /&gt;    * Strategic management&lt;br /&gt;    * Strategic planning&lt;br /&gt;    * Supraorganization&lt;br /&gt;    * Terrorist organizations&lt;br /&gt;    * Virtual organization&lt;br /&gt;    * Voluntary association&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Related lists&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * List of environmental organizations&lt;br /&gt;    * List of trade unions&lt;br /&gt;    * List of civic, fraternal, service, and professional organizations&lt;br /&gt;    * List of professional organizations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] References&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Richard Scott. Organizations. ISBN 0-13-266354-6&lt;br /&gt;    * Richard Scott. Organizations and Institutions&lt;br /&gt;    * Charles Handy.Understanding Organizations&lt;br /&gt;    * Laurence J. Peter and Raymond Hull. The Peter Principle Pan Books 1970 ISBN 0-330-02519-8&lt;br /&gt;    * Ronald Coase (1937). "The Nature of the Firm" Economica, 4(16), pp. 386-405.&lt;br /&gt;    * Julie Morgenstern (1998). Organizing from the Inside Out. Owl Books ISBN 0-8050-5649-1&lt;br /&gt;    * Henry Mintzberg (l98l). "Organization Design: Fashion or Fit" Harvard Business Review (January February),&lt;br /&gt;    * Thomas Marshak (1987). "organization theory," The New Palgrave: A Dictionary of Economics, v. 3, pp. 757-60.&lt;br /&gt;    * Bent Flyvbjerg (2005). "Design by Deception: The Politics of Megaproject Approval." Harvard Design Magazine, no. 22, Spring/Summer issue, pp. 50-59.&lt;br /&gt;    * Daniel Katz; Robert Louis Kahn (1966). The social psychology of organizations. New York: Wiley. OCLC 255184.&lt;br /&gt;    * Daniel Katz; Robert Louis Kahn (1966). The social psychology of organizations. New York: Wiley. OCLC 255184.&lt;br /&gt;    * Richard Arvid Johnson (1976). Management, systems, and society : an introduction. Pacific Palisades, Calif.: Goodyear Pub. Co.. ISBN 0876205406 9780876205402. OCLC 2299496.&lt;br /&gt;    * Virginia Satir (1967). Conjoint family therapy; a guide to theory and technique. Palo Alto, Calif.: Science and Behavior Books. OCLC 187068.&lt;br /&gt;    * James G March; Herbert A Simon (1958). Organizations. New York: Wiley. ISBN 0471567930 9780471567936. OCLC 1329335.&lt;br /&gt;    * Carl R Rogers; Fritz Jules Roethlisberger (1990). Barriers and gateways to communication. Boston, Mass.: Harvard Business Review. OCLC 154085959.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5876959972273557899?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5876959972273557899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5876959972273557899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5876959972273557899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5876959972273557899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/for-other-uses-see-organization.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-1290864176858512431</id><published>2008-03-03T12:43:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:43:20.523-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Islam (Arabic: الإسلام; al-'islām (help·info)) is a monotheistic Abrahamic religion originating with the teachings of Muhammad, a 7th century Arab religious and political figure. The word Islam means "submission", or the total surrender of oneself to God (Arabic: الله, Allāh).[1] An adherent of Islam is known as a Muslim, meaning "one who submits (to God)".[2][3] There are between 1.1 billion and 1.8 billion Muslims, making Islam the second-largest religion in the world, after Christianity.[4]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muslims believe that God revealed the Qur'an to Muhammad, God's final prophet, and regard the Qur'an and the Sunnah (words and deeds of Muhammad) as the fundamental sources of Islam.[5] They do not regard Muhammad as the founder of a new religion, but as the restorer of the original monotheistic faith of Abraham, Moses, Jesus, and other prophets. Islamic tradition holds that Jews and Christians distorted the revelations God gave to these prophets by either altering the text, introducing a false interpretation, or both.[6]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam includes many religious practices. Adherents are generally required to observe the Five Pillars of Islam, which are five duties that unite Muslims into a community.[7] In addition to the Five Pillars, Islamic law (sharia) has developed a tradition of rulings that touch on virtually all aspects of life and society. This tradition encompasses everything from practical matters like dietary laws and banking to warfare.[8]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almost all Muslims belong to one of two major denominations, the Sunni and Shi'a. The schism developed in the late 7th century following disagreements over the religious and political leadership of the Muslim community. Roughly 85 percent of Muslims are Sunni and 15 percent are Shi'a. Islam is the predominant religion throughout the Middle East, as well as in parts of Africa and Asia. Large communities are also found in China, the Balkan Peninsula in Eastern Europe and Russia. There are also large Muslim immigrant communities in other parts of the world such as Western Europe. About 20 percent of Muslims live in Arab countries.[9]&lt;br /&gt;Contents&lt;br /&gt;[hide]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1 Etymology and meaning&lt;br /&gt;    * 2 Articles of faith&lt;br /&gt;          o 2.1 God&lt;br /&gt;          o 2.2 Qur'an&lt;br /&gt;          o 2.3 Angels&lt;br /&gt;          o 2.4 Muhammad&lt;br /&gt;          o 2.5 Resurrection and judgment&lt;br /&gt;          o 2.6 Predestination&lt;br /&gt;    * 3 Duties and practices&lt;br /&gt;          o 3.1 Five Pillars&lt;br /&gt;          o 3.2 Law&lt;br /&gt;                + 3.2.1 Religion and state&lt;br /&gt;          o 3.3 Etiquette and diet&lt;br /&gt;          o 3.4 Jihad&lt;br /&gt;    * 4 History&lt;br /&gt;          o 4.1 Rise of the caliphate (632–750)&lt;br /&gt;          o 4.2 Golden Age (750–1258)&lt;br /&gt;          o 4.3 Ottomans and Islamic empires in India (1258–1918)&lt;br /&gt;          o 4.4 Modern times (1918–present)&lt;br /&gt;    * 5 Community&lt;br /&gt;          o 5.1 Demographics&lt;br /&gt;          o 5.2 Mosques&lt;br /&gt;          o 5.3 Family life&lt;br /&gt;          o 5.4 Calendar&lt;br /&gt;    * 6 Other religions&lt;br /&gt;    * 7 Denominations&lt;br /&gt;          o 7.1 Sunni&lt;br /&gt;          o 7.2 Shi'a&lt;br /&gt;          o 7.3 Sufism&lt;br /&gt;          o 7.4 Others&lt;br /&gt;    * 8 See also&lt;br /&gt;    * 9 Notes&lt;br /&gt;    * 10 References&lt;br /&gt;    * 11 Further reading&lt;br /&gt;    * 12 External links&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etymology and meaning&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: S-L-M&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The word Islām, from the triliteral root s-l-m, is derived from the Arabic verb Aslama, which means "to accept, surrender or submit." Thus, Islam means acceptance of and submission to God, and believers must demonstrate this by worshiping him, following his commands, and avoiding polytheism. The word is given a number of meanings in the Qur'an. In some verses (ayat), the quality of Islam as an internal conviction is stressed: "Whomsoever God desires to guide, He expands his breast to Islam."[10] Other verses connect islām and dīn (usually translated as "religion"): "Today, I have perfected your religion (dīn) for you; I have completed My blessing upon you; I have approved Islam for your religion."[11] Still others describe Islam as an action of returning to God—more than just a verbal affirmation of faith.[12]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Articles of faith&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Aqidah and Iman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to the Qur'an all Muslims have to believe in God, his revelations, his angels, his messengers, and in the "Day of Judgment".[13] Also, there are other beliefs that differ between particular sects. The Sunni concept of predestination is called divine decree,[14] while the Shi'a version is called divine justice. Unique to the Shi'a is the doctrine of Imamah, or the political and spiritual leadership of the Imams.[15]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muslims believe that God revealed his final message to humanity through the Islamic prophet Muhammad via the angel Gabriel. For them, Muhammad was God's final prophet and the Qur'an is the revelations he received over more than two decades.[16] In Islam, prophets are men selected by God to be his messengers. Muslims believe that prophets are human and not divine, though some are able to perform miracles to prove their claim. Islamic prophets are considered to be the closest to perfection of all humans, and are uniquely the recipients of divine revelation—either directly from God or through angels. The Qur'an mentions the names of numerous figures considered prophets in Islam, including Adam, Noah, Abraham, Moses and Jesus, among others.[17] Islamic theology says that all of God's messengers since Adam preached the message of Islam—submission to the will of the one God. Islam is described in the Qur'an as "the primordial nature upon which God created mankind",[18] and the Qur'an states that the proper name Muslim was given by Abraham.[19]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As a historical phenomenon, Islam originated in Arabia in the early 7th century.[20] Islamic texts depict Judaism and Christianity as prophetic successor traditions to the teachings of Abraham. The Qur'an calls Jews and Christians "People of the Book" (ahl al-kitāb), and distinguishes them from polytheists. Muslims believe that parts of the previously revealed scriptures, the Tawrat (Torah) and the Injil (Gospels), had become distorted—either in interpretation, in text, or both.[6]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;God&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: God in Islam&lt;br /&gt;    See also: Allah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam's fundamental theological concept is tawhīd—the belief that there is only one God. The Arabic term for God is Allāh; most scholars believe it was derived from a contraction of the words al- (the) and ʾilāh (deity, masculine form), meaning "the God" (al-ilāh), but others trace its origin to the Aramaic Alāhā.[21] The first of the Five Pillars of Islam, tawhīd is expressed in the shahadah (testification), which declares that there is no god but God, and that Muhammad is God's messenger. In traditional Islamic theology, God is beyond all comprehension; Muslims are not expected to visualize God but to worship and adore him as a protector. Although Muslims believe that Jesus was a prophet, they reject the Christian doctrine of the Trinity, comparing it to polytheism. In Islamic theology, Jesus was just a man and not the son of God;[22] God is described in a chapter (sura) of the Qur'an as "…God, the One and Only; God, the Eternal, Absolute; He begetteth not, nor is He begotten; And there is none like unto Him."[23]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qur'an&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Islamic holy books and Qur'an&lt;br /&gt;    See also: Origin and development of the Qur'an&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The first sura in a Qur'anic manuscript by Hattat Aziz Efendi&lt;br /&gt;The first sura in a Qur'anic manuscript by Hattat Aziz Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muslims consider the Qur'an to be the literal word of God; it is the central religious text of Islam.[24] Muslims believe that the verses of the Qur'an were revealed to Muhammad by God through the angel Gabriel on many occasions between 610 and his death on July 6, 632. The Qur'an was written down by Muhammad's companions (sahabah) while he was alive, although the prime method of transmission was orally. It was compiled in the time of Abu Bakr, the first caliph, and was standardized in the time of Uthman, the third caliph. The Qur'an in its actual form is generally considered by academic scholars to record the words spoken by Muhammad because the search for variants in Western academia has not yielded any differences of great significance and that historically controversy over the content of the Qur'an has never become a main point. [25]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Qur'an is divided into 114 suras, or chapters, which combined, contain 6,236 āyāt, or verses. The chronologically earlier suras, revealed at Mecca, are primarily concerned with ethical and spiritual topics. The later Medinan suras mostly discuss social and moral issues relevant to the Muslim community.[26] The Qur'an is more concerned with moral guidance than legal instruction, and is considered the "sourcebook of Islamic principles and values".[27] Muslim jurists consult the hadith, or the written record of Muhammad's life, to both supplement the Qur'an and assist with its interpretation. The science of Qur'anic commentary and exegesis is known as tafsir.[28]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The word Qur'an means "recitation". When Muslims speak in the abstract about "the Qur'an", they usually mean the scripture as recited in Arabic rather than the printed work or any translation of it. To Muslims, the Qur'an is perfect only as revealed in the original Arabic; translations are necessarily deficient because of language differences, the fallibility of translators, and the impossibility of preserving the original's inspired style. Translations are therefore regarded only as commentaries on the Qur'an, or "interpretations of its meaning", not as the Qur'an itself.[29]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Angels&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Angels in Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belief in angels is crucial to the faith of Islam. The Arabic word for Angels (malak) means "messenger", like its counterparts in Hebrew (malakh) and Greek (angelos). According to the Qur'an, angels do not possess free will, and worship God in perfect obedience.[30] Angels' duties include communicating revelations from God, glorifying God, recording every person's actions, and taking a person's soul at the time of death. They are also thought to intercede on man's behalf. The Qur'an describes angels as "messengers with wings—two, or three, or four (pairs): He [God] adds to Creation as He pleases…"[31]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Muhammad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammad (c. 570 – July 6, 632) was an Arab religious, political, and military leader who founded the religion of Islam as a historical phenomenon. Muslims view him not as the creator of a new religion, but as the restorer of the original, uncorrupted monotheistic faith of Adam, Abraham and others. In Muslim tradition, Muhammad is viewed as the last and the greatest in a series of prophets—as the man closest to perfection, the possessor of all virtues.[32] For the last 23 years of his life, beginning at age 40, Muhammad reported receiving revelations from God. The content of these revelations, known as the Qur'an, was memorized and recorded by his companions.[33]&lt;br /&gt;The Masjid al-Nabawi ("Mosque of the Prophet") in Medina is the site of Muhammad's tomb.&lt;br /&gt;The Masjid al-Nabawi ("Mosque of the Prophet") in Medina is the site of Muhammad's tomb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;During this time, Muhammad preached to the people of Mecca, imploring them to abandon polytheism. Although some converted to Islam, Muhammad and his followers were persecuted by the leading Meccan authorities. After 13 years of preaching, Muhammad and the Muslims performed the Hijra ("emigration") to the city of Medina (formerly known as Yathrib) in 622. There, with the Medinan converts (Ansar) and the Meccan migrants (Muhajirun), Muhammad established his political and religious authority. Within years, two battles had been fought against Meccan forces: the Battle of Badr in 624, which was a Muslim victory, and the Battle of Uhud in 625, which ended inconclusively. Conflict with Medinan Jewish clans who opposed the Muslims led to their exile, enslavement or death, and the Jewish enclave of Khaybar was subdued. At the same time, Meccan trade routes were cut off as Muhammad brought surrounding desert tribes under his control.[34] By 629 Muhammad was victorious in the nearly bloodless Conquest of Mecca, and by the time of his death in 632 he ruled over the Arabian peninsula.[35]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In Islam, the "normative" example of Muhammad's life is called the Sunnah (literally "trodden path"). This example is preserved in traditions known as hadith ("reports"), which recount his words, his actions, and his personal characteristics. The classical Muslim jurist ash-Shafi'i (d. 820) emphasized the importance of the Sunnah in Islamic law, and Muslims are encouraged to emulate Muhammad's actions in their daily lives. The Sunnah is seen as crucial to guiding interpretation of the Qur'an.[36]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resurrection and judgment&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Qiyama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belief in the "Day of Resurrection", yawm al-Qiyāmah (also known as yawm ad-dīn, "Day of Judgment" and as-sā`a, "the Last Hour") is also crucial for Muslims. They believe that the time of Qiyāmah is preordained by God but unknown to man. The trials and tribulations preceding and during the Qiyāmah are described in the Qur'an and the hadith, and also in the commentaries of Islamic scholars. The Qur'an emphasizes bodily resurrection, a break from the pre-Islamic Arabian understanding of death. It states that resurrection will be followed by the gathering of mankind, culminating in their judgment by God.[37]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Qur'an lists several sins that can condemn a person to hell, such as disbelief, usury and dishonesty. Muslims view paradise (jannah) as a place of joy and bliss, with Qur'anic references describing its features and the physical pleasures to come. There are also references to a greater joy—acceptance by God (ridwān).[38] Mystical traditions in Islam place these heavenly delights in the context of an ecstatic awareness of God.[39]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Predestination&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Predestination in Islam and Adalah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In accordance with the Islamic belief in predestination, or divine preordainment (al-qadā wa'l-qadar), God has full knowledge and control over all that occurs. This is explained in Qur'anic verses such as "Say: 'Nothing will happen to us except what Allah has decreed for us: He is our protector'…"[40] For Muslims, everything in the world that occurs, good or evil, has been preordained and nothing can happen unless permitted by God. In Islamic theology, divine preordainment does not suggest an absence of God's indignation against evil, because any evils that do occur are thought to result in future benefits men may not be able to see. According to Muslim theologians, although events are pre-ordained, man possesses free will in that he has the faculty to choose between right and wrong, and is thus responsible for his actions. According to Islamic tradition, all that has been decreed by God is written in al-Lawh al-Mahfūz, the "Preserved Tablet".[41]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Shi'a understanding of predestination is called "divine justice" (Adalah). This doctrine, originally developed by the Mu'tazila, stresses the importance of man's responsibility for his own actions. In contrast, the Sunni deemphasize the role of individual free will in the context of God's creation and foreknowledge of all things.[42]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duties and practices&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Five Pillars&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Five Pillars of Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam's basic creed (shahadah) written on a plaque in the Great Mosque of Xi'an, China&lt;br /&gt;Islam's basic creed (shahadah) written on a plaque in the Great Mosque of Xi'an, China&lt;br /&gt;Rituals of the Hajj (pilgrimage) include walking seven times around the Kaaba in Mecca.&lt;br /&gt;Rituals of the Hajj (pilgrimage) include walking seven times around the Kaaba in Mecca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Five Pillars of Islam (Arabic: اركان الدين) are five practices essential to Sunni Islam. Shi'a Muslims subscribe to eight ritual practices which substantially overlap with the Five Pillars.[43] They are:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * The shahadah, which is the basic creed or tenet of Islam: "'ašhadu 'al-lā ilāha illā-llāhu wa 'ašhadu 'anna muħammadan rasūlu-llāh", or "I testify that there is none worthy of worship except God and I testify that Muhammad is the Messenger of God." This testament is a foundation for all other beliefs and practices in Islam (although technically the Shi'a do not consider the shahadah to be a separate pillar, just a belief). Muslims must repeat the shahadah in prayer, and non-Muslims wishing to convert to Islam are required to recite the creed.[44]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Salah, or ritual prayer, which must be performed five times a day. (However, the Shi'a are permitted to run together the noon with the afternoon prayers, and the evening with the night prayers). Each salah is done facing towards the Kaaba in Mecca. Salah is intended to focus the mind on God, and is seen as a personal communication with him that expresses gratitude and worship. Salah is compulsory but flexibility in the specifics is allowed depending on circumstances. In many Muslim countries, reminders called Adhan (call to prayer) are broadcast publicly from local mosques at the appropriate times. The prayers are recited in the Arabic language, and consist of verses from the Qur'an.[45]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Zakat, or alms-giving. This is the practice of giving based on accumulated wealth, and is obligatory for all Muslims who can afford it. A fixed portion is spent to help the poor or needy, and also to assist the spread of Islam. The zakat is considered a religious obligation (as opposed to voluntary charity) that the well-off owe to the needy because their wealth is seen as a "trust from God's bounty". The Qur'an and the hadith also suggest a Muslim give even more as an act of voluntary alms-giving (sadaqah). Many Shi'ites are expected to pay an additional amount in the form of a khums tax, which they consider to be a separate ritual practice.[46]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Sawm, or fasting during the month of Ramadan. Muslims must not eat or drink (among other things) from dawn to dusk during this month, and must be mindful of other sins. The fast is to encourage a feeling of nearness to God, and during it Muslims should express their gratitude for and dependence on him, atone for their past sins, and think of the needy. Sawm is not obligatory for several groups for whom it would constitute an undue burden. For others, flexibility is allowed depending on circumstances, but missed fasts usually must be made up quickly.[47]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * The Hajj, which is the pilgrimage during the Islamic month of Dhu al-Hijjah in the city of Mecca. Every able-bodied Muslim who can afford it must make the pilgrimage to Mecca at least once in his or her lifetime. When the pilgrim is about ten kilometers from Mecca, he must dress in Ihram clothing, which consists of two white seamless sheets. Rituals of the Hajj include walking seven times around the Kaaba, touching the Black Stone, running seven times between Mount Safa and Mount Marwah, and symbolically stoning the Devil in Mina. The pilgrim, or the hajji, is honored in his or her community, although Islamic teachers say that the Hajj should be an expression of devotion to God instead of a means to gain social standing.[48]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition to the khums tax, Shi'a Muslims consider three additional practices essential to the religion of Islam. The first is jihad, which is also important to the Sunni, but not considered a pillar. The second is Amr-Bil-Ma'rūf, the "Enjoining to Do Good", which calls for every Muslim to live a virtuous life and to encourage others to do the same. The third is Nahi-Anil-Munkar, the "Exhortation to Desist from Evil", which tells Muslims to refrain from vice and from evil actions and to also encourage others to do the same.[49]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Law&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Sharia and Fiqh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Sharia (literally: "the path leading to the watering place") is Islamic law formed by traditional Islamic scholarship. In Islam, Sharia is the expression of the divine will, and "constitutes a system of duties that are incumbent upon a Muslim by virtue of his religious belief".[50]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islamic law covers all aspects of life, from matters of state, like governance and foreign relations, to issues of daily living. The Qur'an defines hudud as the punishments for five specific crimes: unlawful intercourse, false accusation of unlawful intercourse, consumption of alcohol, theft, and highway robbery. The Qur'an and Sunnah also contain laws of inheritance, marriage, and restitution for injuries and murder, as well as rules for fasting, charity, and prayer. However, these prescriptions and prohibitions may be broad, so their application in practice varies. Islamic scholars (known as ulema) have elaborated systems of law on the basis of these rules and their interpretations.[51]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiqh, or "jurisprudence", is defined as the knowledge of the practical rules of the religion. The method Islamic jurists use to derive rulings is known as usul al-fiqh ("legal theory", or "principles of jurisprudence"). According to Islamic legal theory, law has four fundamental roots, which are given precedence in this order: the Qur'an, the Sunnah (actions and sayings of Muhammad), the consensus of the Muslim jurists (ijma), and analogical reasoning (qiyas). For early Islamic jurists, theory was less important than pragmatic application of the law. In the 9th century, the jurist ash-Shafi'i provided a theoretical basis for Islamic law by codifying the principles of jurisprudence (including the four fundamental roots) in his book ar-Risālah.[52]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Religion and state&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islamic law does not distinguish between "matters of church" and "matters of state"; the ulema function as both jurists and theologians. In practice, Islamic rulers frequently bypassed the Sharia courts with a parallel system of so-called "Grievance courts" over which they had sole control. As the Muslim world came into contact with Western secular ideals, Muslim societies responded in different ways. Turkey has been governed as a secular state ever since the reforms of Mustafa Kemal Atatürk. In contrast, the 1979 Iranian Revolution replaced a mostly secular regime with an Islamic republic led by the Ayatollah Ruholla Khomeini.[53]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etiquette and diet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Adab (behavior) and Islamic dietary laws&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Many practices fall in the category of adab, or Islamic etiquette. This includes greeting others with "as-salamu `alaykum" ("peace be unto you"), saying bismillah ("in the name of God") before meals, and using only the right hand for eating and drinking. Islamic hygienic practices mainly fall into the category of personal cleanliness and health, such as the circumcision of male offspring. Islamic burial rituals include saying the Salat al-Janazah ("funeral prayer") over the bathed and enshrouded dead body, and burying it in a grave. Muslims, like Jews, are restricted in their diet, and prohibited foods include pig products, blood, carrion, and alcohol. All meat must come from a herbivorous animal slaughtered in the name of God by a Muslim, Jew, or Christian, with the exception of game that one has hunted or fished for oneself. Food permissible for Muslims is known as halal food.[54]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jihad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Jihad and Islamic military jurisprudence&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jihad means "to strive or struggle," and is considered the "sixth pillar of Islam" by a minority of Muslim authorities.[55] Jihad, in its broadest sense, is classically defined as "exerting one's utmost power, efforts, endeavors, or ability in contending with an object of disapprobation." Depending on the object being a visible enemy, the devil, and aspects of one's own self, different categories of Jihad are defined.[56] Jihad when used without any qualifier is understood in its military aspect.[57][58] Jihad also refers to one's striving to attain religious and moral perfection.[59] Some Muslim authorities, especially among the Shi'a and Sufis, distinguish between the "greater jihad", which pertains to spiritual self-perfection, and the "lesser jihad", defined as warfare.[60]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Within Islamic jurisprudence, jihad is usually taken to mean military exertion against non-Muslim combatants in the defense or expansion of the Islamic state, the ultimate purpose of which is to establish the universal domination of Islam. Jihad, the only form of warfare permissible in Islamic law, may be declared against states which refuse to convert to Islam or submit to the authority of Islam.[61] Treaties (`ahd) may be established, subject to payment of the kharaj, although jurists differ over its permitted longevity.[62] Most Muslims today interpret Jihad as only a defensive form of warfare: the external Jihad includes a struggle to make the Islamic societies conform to the Islamic norms of justice. [63]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Under most circumstances and for most Muslims, jihad is a collective duty (fard kifaya): its performance by some individuals exempts the others. Only for those vested with authority, especially the sovereign (imam), does jihad become an individual duty. For the rest of the populace, this happens only in the case of a general mobilization.[61] For most Shias, offensive jihad can only be declared by a divinely appointed leader of the Muslim community, and as such is suspended since Muhammad al-Mahdi's occultation in 868 AD. [64]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;History&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main articles: Muslim history and Spread of Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam's historical development resulted in major political, economic, and military effects inside and outside the Islamic world. Within a century of Muhammad's first recitations of the Qur'an, an Islamic empire stretched from the Atlantic Ocean in the west to Central Asia in the east. This new polity soon broke into civil war, and successor states fought each other and outside forces. However, Islam continued to spread into regions like Africa, the Indian subcontinent, and Southeast Asia. The Islamic civilization was one of the most advanced in the world during the Middle Ages, but was surpassed by Europe with the economic and military growth of the West. During the 18th and 19th centuries, Islamic dynasties such as the Ottomans and Mughals fell under the sway of European imperial powers. In the 20th century new religious and political movements and newfound wealth in the Islamic world led to both rebirth and conflict.[65]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rise of the caliphate (632–750)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Further information: Succession to Muhammad, Muslim conquests, and Arab caliphate&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammad began preaching Islam at Mecca before migrating to Medina, from where he united the tribes of Arabia into a singular Arab Muslim religious polity. With Muhammad's death in 632, disagreement broke out over who would succeed him as leader of the Muslim community. Umar ibn al-Khattab, a prominent companion of Muhammad, nominated Abu Bakr, who was Muhammad's intimate friend and collaborator. Others added their support and Abu Bakr was made the first caliph. This choice was disputed by some of Muhammad's companions, who held that Ali ibn Abi Talib, his cousin and son-in-law, had been designated his successor. Abu Bakr's immediate task was to avenge a recent defeat by Byzantine (or Eastern Roman Empire) forces, although he first had to put down a rebellion by Arab tribes in an episode known as the Ridda wars, or "Wars of Apostasy".[66]&lt;br /&gt;The territory of the Caliphate in 750&lt;br /&gt;The territory of the Caliphate in 750&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;His death in 634 resulted in the succession of Umar as the caliph, followed by Uthman ibn al-Affan and Ali ibn Abi Talib. These four are known as al-khulafā' ar-rāshidūn ("Rightly Guided Caliphs"). Under them, the territory under Muslim rule expanded deeply into Persian and Byzantine territories.[67]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;When Umar was assassinated in 644, the election of Uthman as successor was met with increasing opposition. In 656, Uthman was also killed, and Ali assumed the position of caliph. After fighting off opposition in the first civil war (the "First Fitna"), Ali was assassinated by Kharijites in 661. Following this, Mu'awiyah, who was governor of Levant, seized power and began the Umayyad dynasty.[68]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;These disputes over religious and political leadership would give rise to schism in the Muslim community. The majority accepted the legitimacy of the three rulers prior to Ali, and became known as Sunnis. A minority disagreed, and believed that Ali was the only rightful successor; they became known as the Shi'a.[69] After Mu'awiyah's death in 680, conflict over succession broke out again in a civil war known as the "Second Fitna". Afterward, the Umayyad dynasty prevailed for seventy years, and was able to conquer the Maghrib and Al-Andalus (the Iberian Peninsula, former Visigothic Hispania) and the Narbonnese Gaul} in the west as well as expand Muslim territory into Sindh and the fringes of Central Asia.[70]. While the Muslim-Arab elite engaged in conquest, some devout Muslims began to question the piety of indulgence in a worldly life, emphasizing rather poverty, humility and avoidance of sin based on renunciation of bodily desires. Devout Muslim ascetic exemplars such as Hasan al-Basri would inspire a movement that would evolve into Sufism.[71]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;For the Umayyad aristocracy, Islam was viewed as a religion for Arabs only;[72] the economy of the Umayyad empire was based on the assumption that a majority of non-Muslims (Dhimmis) would pay taxes to the minority of Muslim Arabs. A non-Arab who wanted to convert to Islam was supposed to first become a client of an Arab tribe. Even after conversion, these new Muslims (mawali) did not achieve social and economic equality with the Arabs. The descendants of Muhammad's uncle Abbas ibn Abd al-Muttalib rallied discontented mawali, poor Arabs, and some Shi'a against the Umayyads and overthrew them with the help of their propagandist and general Abu Muslim, inaugurating the Abbasid dynasty in 750.[73] Under the Abbasids, Islamic civilization flourished in the "Islamic Golden Age", with its capital at the cosmopolitan city of Baghdad.[74]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Golden Age (750–1258)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Islamic Golden Age&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artistic depiction of the Battle of Hattin in 1187, where Jerusalem was recaptured by Saladin's Ayyubid forces&lt;br /&gt;Artistic depiction of the Battle of Hattin in 1187, where Jerusalem was recaptured by Saladin's Ayyubid forces&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By the late 9th century, the Abbasid caliphate began to fracture as various regions gained increasing levels of autonomy. Across North Africa, Persia, and Central Asia emirates formed as provinces broke away. The monolithic Arab empire gave way to a more religiously homogenized Muslim world where the Shia Fatimids contested even the religious authority of the caliphate. By 1055 the Seljuq Turks had eliminated the Abbasids as a military power, nevertheless they continued to respect the caliph's titular authority.[75] During this time expansion of the Muslim world continued, by both conquest and peaceful proselytism even as both Islam and Muslim trade networks were extending into sub-Saharan West Africa, Central Asia, Volga Bulgaria and the Malay archipelago.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Golden Age saw new legal, philosophical, and religious developments. The major hadith collections were compiled and the four modern Sunni Madh'habs were established. Islamic law was advanced greatly by the efforts of the early 9th century jurist al-Shafi'i; he codified a method to establish the reliability of hadith, a topic which had been a locus of dispute among Islamic scholars.[76] Philosophers Ibn Sina (Avicenna) and Al-Farabi sought to incorporate Greek principles into Islamic theology, while others like the 11th century theologian Abu Hamid al-Ghazzali argued against them and ultimately prevailed.[77] Finally, Sufism and Shi'ism both underwent major changes in the 9th century. Sufism became a full-fledged movement that had moved towards mysticism and away from its ascetic roots, while Shi'ism split due to disagreements over the succession of Imams.[78]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The spread of the Islamic dominion induced hostility among medieval ecclesiastical Christian authors who saw Islam as an adversary in the light of the large numbers of new Muslim converts. This opposition resulted in polemical treatises which depicted Islam as the religion of the antichrist and of Muslims as libidinous and subhuman.[79] In the medieval period, a few Arab philosophers like the poet Al-Ma'arri adopted a critical approach to Islam, and the Jewish philosopher Maimonides contrasted Islamic views of morality to Jewish views that he himself elaborated.[80]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Starting in the 9th century, Muslim conquests in the West began to be reversed. The Reconquista was launched against Muslim principalities in Iberia, and Muslim Italian possessions were lost to the Normans. From the 11th century onwards alliances of European Christian kingdoms mobilized to launch a series of wars known as the Crusades, bringing the Muslim world into conflict with Christendom. Initially successful in their goal of taking the Holy land, and establishing the Crusader states, Crusader gains in the Holy Land were later reversed by subsequent Muslim generals such as Saladin; who recaptured Jerusalem during the Second Crusade.[81] In the east the Mongol Empire put an end to the Abbassid dynasty at the Battle of Baghdad in 1258, as they overran in Muslim lands in a series of invasions. Meanwhile in Egypt, the slave-soldier Mamluks took control in an uprising in 1250[82] and in alliance with the Golden Horde were able halt the Mongol armies at the Battle of Ain Jalut. Mongol rule extended across the breadth of almost all Muslim lands in Asia and Islam was temporarily replaced by Buddhism as the official religion of the land. Over the next century the Mongol Khanates converted to Islam and this religious and cultural absorption ushered in a new age of Mongol-Islamic synthesis that shaped the further spread of Islam in central Asia and the Indian subcontinent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ottomans and Islamic empires in India (1258–1918)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Seljuk Turks conquered Abbassid lands and adopted Islam and become the de facto rulers of the caliphate. They captured Anatolia by defeating the Byzantines at the Battle of Manzikert, thereby precipitating the call for Crusades. They however fell apart rapidly in the second half of the 12th century giving rise to various semi-autonomous Turkic dynasties. In the 13th and 14th centuries the Ottoman empire (named after Osman I) emerged from among these "Ghazi emirates" and established itself after a string of conquests that included the Balkans, parts of Greece, and western Anatolia. In 1453 under Mehmed II the Ottomans laid siege to Constantinople, the capital of Byzantium. The Byzantine fortress succumbed shortly thereafter, having been battered by superior Ottoman cannonry.[83]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beginning in the 13th century, Sufism underwent a transformation, largely as a result of the efforts of al-Ghazzali to legitimize and reorganize the movement. He developed the model of the Sufi order—a community of spiritual teachers and students.[84] Also of importance to Sufism was the creation of the Masnavi, a collection of mystical poetry by the 13th century Persian poet Rumi. The Masnavi had a profound influence on the development of Sufi religious thought; to many Sufis it is second in importance only to the Qur'an.[85]&lt;br /&gt;The Taj Mahal is a mausoleum located in Agra, India, that was built under Mughal&lt;br /&gt;The Taj Mahal is a mausoleum located in Agra, India, that was built under Mughal[86]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the early 16th century, the Shi'ite Safavid dynasty assumed control in Persia and established Shi'a Islam as an official religion there, and despite periodic setbacks, the Safavids remained powerful for two centuries. Meanwhile, Mamluk Egypt fell to the Ottomans in 1517, who then launched a European campaign which reached as far as the gates of Vienna in 1529.[87] After the invasion of Persia, and sack of Baghdad by the Mongols in 1258, Delhi became the most important cultural centre of the Muslim east. [88] Many Islamic dynasties ruled parts of the Indian subcontinent starting from the 12th century. The prominent ones include the Delhi Sultanate (1206–1526) and the Mughal empire (1526–1857). These empires helped in the spread of Islam in South Asia. but by the mid-18th century the British empire had ended the Mughal dynasty.[89] In the 18th century the Wahhabi movement took hold in Saudi Arabia. Founded by the preacher Ibn Abd al-Wahhab, Wahhabism is a fundamentalist ideology that condemns practices like Sufism and the veneration of saints as un-Islamic.[90]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By the 17th and 18th centuries, despite attempts at modernization, the Ottoman empire had begun to feel threatened by European economic and military advantages. In the 19th century, the rise of nationalism resulted in Greece declaring and winning independence in 1829, with several Balkan states following suit after the Ottomans suffered defeat in the Russo-Turkish War of 1877–1878. The Ottoman era came to a close at the end of World War I.[91]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the 19th century, the Salafi, Deobandi and Barelwi reform movements were initiated.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern times (1918–present)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;After World War I losses, the remnants of the empire were parceled out as European protectorates or spheres of influence. Since then most Muslim societies have become independent nations, and new issues such as oil wealth and relations with the State of Israel have assumed prominence.[92]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The 20th century saw the creation of many new Islamic "revivalist" movements. Groups such as the Muslim Brotherhood in Egypt and Jamaat-e-Islami in Pakistan advocate a totalistic and theocratic alternative to secular political ideologies. Sometimes called Islamist, they see Western cultural values as a threat, and promote Islam as a comprehensive solution to every public and private question of importance. In countries like Iran and Afghanistan (under the Taliban), revolutionary movements replaced secular regimes with Islamist states, while transnational groups like Osama bin Laden's al-Qaeda engage in terrorism to further their goals. In contrast, Liberal Islam is a movement that attempts to reconcile religious tradition with modern norms of secular governance and human rights. Its supporters say that there are multiple ways to read Islam's sacred texts, and stress the need to leave room for "independent thought on religious matters".[93]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In modern times Islam has come under criticism from idealogues such as Ibn Warraq[94] who criticize Islamic law and question the morality of the Qur'an; for example, they say that its contents justify mistreatment of women and encourage antisemitic remarks by Muslim theologians;[95] such claims are disputed by Muslim scholars.[96] Montgomery Watt, Norman Daniel, and Edward Said dismiss many of the criticisms as the product of old myths and medieval European polemics.[97] The rise of Islamophobia, according to Carl Ernst, had contributed to the negative views about Islam and Muslims in the West.[98]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Community&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Muslim world&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muslim percentage of population by country&lt;br /&gt;Muslim percentage of population by country&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demographics&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    See also: Islam by country and Demographics of Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Commonly cited estimates of the Muslim population in 2007 range from 1.1 billion to 1.8 billion. Approximately 85% are Sunni and 15% are Shi'a, with a small minority belonging to other sects. Some 30–40 countries are Muslim-majority, and Arabs account for around 20% of all Muslims worldwide. South Asia and Southeast Asia contain the most populous Muslim countries, with Indonesia, India, Pakistan, and Bangladesh having more than 100 million adherents each.[99] According to U.S. government figures, in 2006 there were 20 million Muslims in China.[100] In the Middle East, the non-Arab countries of Turkey and Iran are the largest Muslim-majority countries; in Africa, Egypt and Nigeria have the most populous Muslim communities.[99] Islam is the second largest religion after Christianity in many European countries.[101]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mosques&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Mosque&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eid prayers on the holiday of Eid al-Fitr at the Badshahi Mosque, Pakistan. The days of Eid are important occasions on the Islamic calendar.&lt;br /&gt;Eid prayers on the holiday of Eid al-Fitr at the Badshahi Mosque, Pakistan. The days of Eid are important occasions on the Islamic calendar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A mosque is a place of worship for Muslims, who often refer to it by its Arabic name, masjid. The word mosque in English refers to all types of buildings dedicated to Islamic worship, although there is a distinction in Arabic between the smaller, privately owned mosque and the larger, "collective" mosque (masjid jāmi`). Although the primary purpose of the mosque is to serve as a place of prayer, it is also important to the Muslim community as a place to meet and study. Modern mosques have evolved greatly from the early designs of the 7th century, and contain a variety of architectural elements such as minarets.[102]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Family life&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    See also: Women and Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The basic unit of Islamic society is the family, and Islam defines the obligations and legal rights of family members. The father is seen as financially responsible for his family, and is obliged to cater for their well-being. The division of inheritance is specified in the Qur'an, which states that most of it is to pass to the immediate family, while a portion is set aside for the payment of debts and the making of bequests. The woman's share of inheritance is generally half of that of a man with the same rights of succession.[103] Marriage in Islam is a civil contract which consists of an offer and acceptance between two qualified parties in the presence of two witnesses. The groom is required to pay a dowry (mahr) to the bride, as stipulated in the contract.[104]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A man may marry up to four wives if he believes he can treat them equally, while a woman may marry one man only. In most Muslim countries, the process of divorce in Islam is known as talaq, which the husband initiates by pronouncing the word "divorce".[105] Scholars disagree whether Islamic holy texts justify traditional Islamic practices such as veiling and seclusion (purdah). Starting in the 20th century, Muslim social reformers argued against these and other practices such as polygamy, with varying success. At the same time, many Muslim women have attempted to reconcile tradition with modernity by combining an active life with outward modesty. Certain Islamist groups like the Taliban have sought to continue traditional law as applied to women.[106]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Calendar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Islamic calendar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The formal beginning of the Muslim era was chosen to be the Hijra in 622 CE, which was an important turning point in Muhammad's fortunes. The assignment of this year as the year 1 AH (Anno Hegirae) in the Islamic calendar was reportedly made by Caliph Umar. It is a lunar calendar, with nineteen ordinary years of 354 days and eleven leap years of 355 days in a thirty-year cycle. Islamic dates cannot be converted to CE/AD dates simply by adding 622 years: allowance must also be made for the fact that each Hijri century corresponds to only 97 years in the Christian calendar.[107] The year 1428 AH coincides almost completely with 2007 CE.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islamic holy days fall on fixed dates of the lunar calendar, which means that they occur in different seasons in different years in the Gregorian calendar. The most important Islamic festivals are Eid al-Fitr (Arabic: عيد الفطر) on the 1st of Shawwal, marking the end of the fasting month Ramadan, and Eid al-Adha (Arabic: عيد الأضحى) on the 10th of Dhu al-Hijjah, coinciding with the pilgrimage to Mecca.[108]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Other religions&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Islam and other religions&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A view of the Dome of the Rock on the Temple Mount in Jerusalem, a holy site in both Islam and Judaism that has been a source of controversy&lt;br /&gt;A view of the Dome of the Rock on the Temple Mount in Jerusalem, a holy site in both Islam and Judaism that has been a source of controversy&lt;br /&gt;The Al-Aqsa Mosque congregation building. Muslims believe that Muhammad ascended to heaven on this site.&lt;br /&gt;The Al-Aqsa Mosque congregation building. Muslims believe that Muhammad ascended to heaven on this site.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to Islamic doctrine, Islam was the primordial religion of mankind, professed by Adam.[109] At some point, a religious split occurred, and God began sending prophets to bring his revelations to the people.[110] In this view, Abraham, Moses, Hebrew prophets, and Jesus were all prophets of Islam, but their message and the texts of the Torah and the Gospels were corrupted by Jews and Christians. Similarly, children of non-Muslim families are born Muslims, but are converted to another faith by their parents.[111] The idea of Islamic supremacy is encapsulated in the formula "Islam is exalted and nothing is exalted above it."[112] Pursuant to this principle, Muslim women may not marry non-Muslim men, defamation of Islam is prohibited, and the testimony of a non-Muslim is inadmissible against a Muslim.[113]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islamic law divides non-Muslims into several categories, depending on their relation with the Islamic state. Christians and Jews who live under Islamic rule are known as dhimmis. Dhimmis must pay tribute (jizya) to the Islamic state, and as such are considered "protected peoples." Historically, dhimmis enjoyed a measure of communal autonomy under their own religious leaders, but were subject to legal, social and religious restrictions as well as humiliating regulations meant to highlight the inferiority of non-Muslim subjects.[114] The status was extended to Zoroastrians and sometimes to polytheists (such as Hindus), but not to atheists or agnostics.[115] Those who live in non-Muslim lands (dar al-harb) are known as harbis, and upon entering into an alliance with the Muslim state become known as ahl al-ahd. Those who receive a guarantee of safety while residing temporarily in Muslim lands are known as ahl al-amān. Their legal position is similar to that of the dhimmi except that they are not required to pay the jizya. The people of armistice (ahl al-hudna) are those who live outside of Muslim territory and agree to refrain from attacking the Muslims.[116][117] Apostasy is prohibited, and is punishable by death.[118][119]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denominations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Divisions of Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam consists of a number of religious denominations that are essentially similar in belief but which have significant theological and legal differences. The primary division is between the Sunni and the Shi'a, with Sufism generally considered to be a mystical inflection of Islam rather than a distinct school. According to most sources, approximately 85% of the world's Muslims are Sunni and approximately 15% are Shi'a, with a small minority who are members of other Islamic sects.[120]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Sunni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divisions of Islam&lt;br /&gt;Divisions of Islam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunni Muslims are the largest group in Islam. In Arabic, as-Sunnah literally means "principle" or "path". The Sunnah (the example of Muhammad's life) as recorded in the Qur'an and the hadith is the main pillar of Sunni doctrine. Sunnis believe that the first four caliphs were the rightful successors to Muhammad; since God did not specify any particular leaders to succeed him, those leaders had to be elected. Sunnis recognize four major legal traditions, or madhhabs: Hanafi, Maliki, Shafi'i and Hanbali. All four accept the validity of the others and a Muslim might choose any one that he or she finds agreeable, but other Islamic sects are believed to have departed from the majority by introducing innovations (bidah). There are also several orthodox theological or philosophical traditions within Sunnism. For example, the recent Salafi movement sees itself as restorationist and claims to derive its teachings from the original sources of Islam.[121]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shi'a&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Shi'a&lt;br /&gt;    See also: Succession to Muhammad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Shi'a, who constitute the second-largest branch of Islam, believe in the political and religious leadership of infallible Imams from the progeny of Ali ibn Abi Talib. They believe that he, as the cousin and son-in-law of Muhammad, was his rightful successor, and they call him the first Imam (leader), rejecting the legitimacy of the previous Muslim caliphs. To them, an Imam rules by right of divine appointment and holds "absolute spiritual authority" among Muslims, having final say in matters of doctrine and revelation.[122][123] Although the Shi'a share many core practices with the Sunni, the two branches disagree over the proper importance and validity of specific collections of hadith. The Shi'a follow a legal tradition called Ja'fari jurisprudence.[124] Shi'a Islam has several branches, the largest of which is the Twelvers (iṯnāʿašariyya), while the others are the Ismaili, the Seveners, and the Zaidiyyah.[125]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sufism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Main article: Sufism&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not strictly a denomination, Sufism is a mystical-ascetic form of Islam. By focusing on the more spiritual aspects of religion, Sufis strive to obtain direct experience of God by making use of "intuitive and emotional faculties" that one must be trained to use.[126] Sufism and Islamic law are usually considered to be complementary, although Sufism has been criticized by some Muslims for being an unjustified religious innovation. Most Sufi orders, or tariqas, can be classified as either Sunni or Shi'a.[127]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Others&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Kharijites are a sect that dates back to the early days of Islam. The only surviving branch of the Kharijites is Ibadism. Unlike most Kharijite groups, Ibadism does not regard sinful Muslims as unbelievers. The Imamate is an important topic in Ibadi legal literature, which stipulates that the leader should be chosen solely on the basis of his knowledge and piety, and is to be deposed if he acts unjustly. Most Ibadi Muslims live in Oman.[128]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Alevi, Yazidi, Druze, Ahmadiyya, Bábí, Bahá'í, Berghouata and Ha-Mim movements either emerged out of Islam or came to share certain beliefs with Islam. Some consider themselves separate while others still sects of Islam though controversial in certain beliefs with mainstream Muslims. Sikhism, founded by Guru Nanak in late fifteenth century Punjab, incorporates aspects of both Islam and Hinduism&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-1290864176858512431?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/1290864176858512431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=1290864176858512431' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1290864176858512431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1290864176858512431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/islam-arabic-al-islm-helpinfo-is.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6678956325279110175</id><published>2008-03-03T12:42:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:42:38.938-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h1 style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Treffen der "Muslimischen Vereinigung" in Istanbul&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;  &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ehemalige Ministerpräsident sieht im Zionismus und westlichen Imperialismus eine Bedrohung für den Islam&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Istanbul/Türkei (Institut für Islamfragen, mk, 01.06.2006) In Istanbul kamen 120 Teilnehmer aus 50 islamischen Ländern zum Treffen der "Muslimischen Vereinigung" zusammen. Der Leiter der türkischen "Glückspartei" (Saadet), Kutan, eröffnete die Konferenz mit den Worten: "Die Bodenschätze der muslimischen Länder werden durch westliche Imperialisten ausgebeutet". Der Leiter der stark rechtsgerichteten islamischen "Milli Görüs Bewegung" in der Türkei und frühere türkische Ministerpräsident, Necmettin Erbakan, gab zu verstehen: "Wissenschaftliche Erkenntnisse und die Tatsachen der Geschichte zeigen, dass die einzige Rettung für die Menschheit die islamische Religion darstellt. Das islamische Volk ist das einzige, das gegen den rassistischen Imperialismus kämpft und muss deshalb eins sein". Er fuhr fort, dass der Westen mit seinen Unwahrheiten ein Volk darstelle, das von einem Zentrum aus regiert werde, "einem rassistischen Imperialismus, das heißt dem Zionismus". Der Kampf ereigne sich zwischen der Wahrheit und dem Aberglauben, so Erbakan. Demnach sei dieser Imperialismus vor 5765 Jahren zur Zeit der Pharaonen durch ein Zauberbuch mit Namen "Kabbala" (Kabbala steht für eine mystische Tradition im Judentum) entstanden. Die ursprünglich von Gott inspirierten "Fünf Bücher Mose" seien der Kabbala angepasst und damit gefälscht worden. Diese Kabbala-Lehre habe, laut Erbakan, durch die Macht des Geldes die Welt ihrer Kontrolle unterworfen. Das sehe man an der Dollarnote mit der Pyramide als Abbild dieser Organisation. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Erbakan erklärte weiter, dass nach dem Zusammenbruch des Kommunismus der Zionismus auf dem Gipfel der Macht angelangt sei. 1990 habe Margaret Thatcher bei einer NATO-Sitzung in Schottland den Islam zum neuen Feind erklärt. Mit dieser Denkweise wolle man die ganze Welt zu Sklaven machen und habe dazu als Werkzeug das Christentum unter Kontrolle gebracht. Erbakan erinnerte an die "18 Kreuzzüge", die heute von Europa und den USA durch die Begründung des Protestantismus und evangelikale Sekten vorangetrieben werden. Amerika wolle die ganze Welt unterwerfen und habe deshalb ein wichtiges Land wie die Türkei manipuliert, insbesondere den Sturz der 1996-1997 regierenden Refah-Partei herbeigeführt und sie gespalten. Ein Teil der früheren Refah-Partei (vermutlich ist die Regierungspartei AKP gemeint) werde nun von ihr regiert. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Dieser rassistische Imperialismus, wie Erbakan ihn nennt, umfasse mit vier Armen die Welt: Krieg-Terror-Anschläge-Waffen-Mord; Verschmutzung der Gedankenwelt: Medien-Hollywood; politische und kapitalistische Ordnung; Regierungen, Medien und Wirtschaftszweige, die mit diesen Zielen zusammenarbeiten. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Deshalb sei es wichtig, dass zuerst die D-8 Länder, dann die anderen muslimischen Länder und schließlich die 150 "unterdrückten" Staaten der Welt gemeinsam gegen diese Unterdrückung arbeiteten. Jeden Tag, so Erbakan, würde das Blut von Tausenden von Muslimen durch den Westen verschüttet. Erbakan behauptete, dass der Westen auf hinterlistige Weise versuche, eine protestantische Variante des Islam (Reformation) einzuführen. Der Islam werde durch Zionisten als weltweite Gefahr dargestellt, wo er doch nur den Frieden gebracht habe, wo auch immer er auf der Welt hinkam. Die Welt brauche, so Erbakan, die islamische Liebe und islamische Barmherzigkeit. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Quelle: &lt;a href="http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&amp;amp;type=news&amp;amp;id=24420" target="_blank"&gt;www.milligazete.com.tr/index.php&lt;/a&gt;; &lt;a href="http://www.yeniasya.com.tr/2006/05/29/haber/h2.htm" target="_blank"&gt;www.yeniasya.com.tr/2006/05/29/haber/h2.htm&lt;/a&gt;; www.esam.org.tr &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;i&gt;Kommentar: Erbakan promovierte 1953 an der Technischen Hochschule Aachen und ist keineswegs weltfremd. Er war vom Juni 1996 bis zum Juni 1997 Ministerpräsident der Türkei. Am 30. Juni 1997 musste er auf Druck der Militärs zurücktreten, weil er mit dem Laizismus in Konflikt geriet. Erbakan muss sich z. Zt. wegen des Vorwurfs der Unterschlagung von rund 4 Mio. € vor Gericht verantworten. Der Prozess gegen den inzwischen 79-jährigen wird am 7. Juni beginnen. Seine Weltverschwörungstheorien scheinen gewagt, doch sie finden regen Anklang und Glauben in der Türkei. Geschichtlich kann man nachweisen, dass der Islam auch Unterdrückung und Sklaverei gebracht hat, ebenso wie andere Systeme. Erbakan ist offensichtlich einem antijüdischen Denken verbunden, das mit Hass auf die USA Hand in Hand geht. Ob daraus ein Segen für die Türkei entstehen kann, bleibt zu bezweifeln. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;i&gt;Bei der Gruppe der acht Entwicklungsländer (kurz D-8, von englisch "Developing 8 Countries") handelt es sich um eine Gruppe von Entwicklungsländern mit mehrheitlich muslimischer Bevölkerung, die sich zu einem Bündnis für wirtschaftliche Entwicklung zusammengeschlossen haben. Zu den D-8-Staaten zählen Bangladesch, Ägypten, Indonesien, Iran, Nigeria, Pakistan und die Türkei. Die Gruppe wurde am 15. Juni 1997 in Istanbul mit einer Istanbuler Erklärung offiziell gegründet.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold;" class="bodytext"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6678956325279110175?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6678956325279110175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6678956325279110175' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6678956325279110175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6678956325279110175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/treffen-der-muslimischen-vereinigung-in.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-784690124906351266</id><published>2008-03-03T12:42:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:42:16.163-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ESAM’ın düzenlediği Müslüman Topluluklar Konferansı’na, İslâm dünyasından çok sayıda Müslüman lider katıldı. Konferansta konuşan Millî Görüş Lideri Erbakan; “İlmî tesbitler ve tarihî gerçekler, insanlığın kurtuluşu için tek çarenin İslâm dini olduğunu gösteriyor. Tek millet olan ırkçı emperyalizme karşı, İslâm ümmeti birlik olmalıdır.”&lt;br /&gt;ESAM tarafından düzenlenen Müslüman Toplulukları Toplantısı’nda konuşan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bugün içinde bulunduğumuz durumun Hak-batıl mücadelesi olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: “İlmi tesbitler ve tarih, saadetin, ancak İslam dininin ulvi prensiplerinin uygulanmasıyla mümkün olabileceğini, başka hiçbir yol ve çarenin bulunmadığını açıkça ispat etmektedir. Bunun için hak ve saadetin yolu İslâm’dır ve İslâm tek bir ümmet’tir. Batıl’a gelince; o da tek millettir ve bir merkezden kontrol edilmektedir. Bu merkez ırkçı emperyalizmdir. Yani Siyonizm’dir.”&lt;br /&gt;Konferansın açılış konuşmasını yapan Saadet Lideri Kutan, “Müslüman ülkelerin kaynakları Batılı emperyalistler tarafından sömürülmektedir. İslam coğrafyasının bir bölümü yalan ve hilelerle işgale uğramıştır. Afganistan ve Irak’ın kaynakları adeta talan edilmektedir” dedi. Kutan, “Sömürgeciler tarihin hiçbir döneminde gittikleri yerde barış ve huzur sağlamamışlardır. Müslümanlar kendi dünya görüşü ve değer ölçülerinin etrafında toplanarak karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmelidir” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSLAM ARSLAN – ŞABAN KALAFAT - RESUL SERDAR ATAŞ - İSTANBUL&lt;br /&gt;Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından Grand Cevahir Otel’de düzenlenen Müslüman Toplulukları Toplantısı’nda konuşan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Bugün içinde bulunduğumuz durumun Hak-batıl mücadelesi olduğunu hatırlatarak yeryüzünde cereyan eden olayların gösterdiği manzaraya dikkat çeken Erbakan, insanlığın saadeti için bütün İslam âleminin her zamankinden daha gayretli ve verimli bir şekilde çalışması gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saadetin yolu İslam&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Milli Görüş lideri sözlerini şöyle sürdürdü: "İlmi tespitler ve tarih, saadetin, ancak İslam Dininin ulvi prensiplerinin uygulanmasıyla mümkün olabileceğini, başka hiçbir yol ve çarenin bulunmadığını açıkça ispat etmektedir. Bunun için hak ve saadetin yolu İslam’dır ve İslam tek bir ümmet’tir. Batıl’a gelince; o da tek millettir ve bir merkezden kontrol edilmektedir. Bu merkez ırkçı emperyalizmdir. Yani Siyonizm’dir. Bu ırkçı emperyalistlerin amentüsü ise 5765 sene evvel Firavunlar zamanında yazılmış bir sihir kitabı olan Kabala’ya dayanmaktadır.&lt;br /&gt;Bu ırkçı emperyalizm sonradan Musa (as)’a tabi olduklarını söylüyorlarsa da, Tevrat’ı Kabalaya göre tahrif etmişlerdir. Onun için takvimleri Tevrat’la başlamıyor. Kabala ile başlıyor. Kapitalist nizamı kurmuş, para gücünü eline geçirerek bütün dünyayı kontrolü altına alma gayretine girmişlerdir. 1 Doların üzerinde gösterilmiş olan Piramitle tarif edilen organizasyonla da, bir yandan insan ihtiyacını karşılamış, öbür yandan dünyayı kontrol altına alma imkânına kavuşmuştur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyük İsrail hedefi: Müslüman ülkeleri kontrol altına almak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sovyetlerin dağılması ve komünizmin iflası Siyonizm, tarihin en güçlü noktasına ulaştığını ve artık Büyük İsrail’i kurmaya karar verdiğini kaydeden Erbakan, Margret Teacher’ın 1990 yılında İskoçya’daki NATO toplantısında yeni düşmanın İslam olduğunu ilan ettiğini hatırlatarak şöyle dedi: "Yeni düşmanın İslam olmasının sebebi, Irkçı emperyalistlerin amentüleri ve tarihtir. Bu zihniyet, bütün insanlığı köle yapmak için Hıristiyanlığı kontrol altına almıştır.18 Haçlı seferi, Bugünkü ABD ve AB bunu temin etmek için Protestanlığı kurmuş ve evangelist tarikatını kurmuştur. Şimdi Amerika vasıtasıyla dünya hâkimiyeti planlarını gerçekleştirmenin adımlarını atmaktadırlar. Bu planın ilk adımı çok önemli bir ülke olan Türkiye’dir. 1996–1997 yıllarında iktidarda bulunan Refah Partisi’nin iktidardan uzaklaştırılması, bölünmesi ve bir kısmının kendi maksatları için kullanılması operasyonudur. Gaye bellidir. Bunun için, ya işgal yoluyla Müslüman ülkelerin kontrol altına alınması veya işbirlikçi yönetimler vasıtasıyla kontrol altına alınması planları uygulanmaktadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biz ne yapıyoruz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Onlar bunları yaparken biz Müslüman ülkeler olarak 16 senedir ne yapıyoruz? Sadece bir bir yutulmayı bekliyoruz ve bu esnada vaktimizi verimsiz toplantılar ve bildirilerle geçiriyoruz" diyerek Müslüman ülke ve toplulukların gecikmeden bir karar verme mecburiyetinde olduklarını kaydeden Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, " İşte 2006 İstanbul toplantısı bu maksat ve gaye için yapılmaktadır. Bu yaptığımız toplantıyı küçümsemeyelim. Kıymet ve önemini bilelim. Doğru bir tedavi için, doğru bir teşhis esastır ve sonuca ulaşmak için doğru teşhis, doğru tedavi, doğru atılım ve açılım gereklidir." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çalışmalıyız, çalışmalıyız, çalışmalıyız…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Toplantıya katılan 50 ülkeden konukların büyük bir dikkatle dinlediği Erbakan, ırkçı emperyalizmin 4 koldan bütün yeryüzünü ve insanlığı ifsat ettiğini söyledi. "Harp-terör- suikast- silah-adam öldürmek, Fikir kirlenmesi: Medya-Hollywood, Kurduğu dünyayı kontrol eden siyasi ve iktisadi kapitalist nizam, İşbirlikçi hükümetler, işbirlikçi medyalar ve işbirlikçi işadamları ile meselenin yüzeysel görüntülerden ibaret olmadığının altını çizen Erbakan,  Onların 4 koldan ifsadı karşısında, Müslümanların da 4 koldan ıslah için çalışmaları gerektiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çekirdek D-8’de&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmalar kapsamında Çekirdek olarak D-8’ler’in kurulduğunu,  ilk halkanın 1,5 milyarlık İslam alemi olduğunu ifade eden Erbakan, geniş halkanın 150 ülkeyi içine alan 5 milyarlık bir ezilenler kitlesi olduğunu belirtti. Erbakan sözlerine şöyle devam etti:  "En önemli husus önce D-8’lerde, sonra İslam aleminde ve sonrada 150 ülkede 5 milyarlık ezilenlerle bu faaliyetlerin bir koordinasyonla yürütülmesi, planlanması ve gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun başarılması için ilk adım mühimdir. Müslüman ülkelerden biri bu enstitüleri kurup çalışmaya başladı mı, diğer Müslüman ülkelerin halkları, yönetimleri yeryüzünün ifsadı çalışmalarıyla işbirliği yapmak yerine, yeryüzünün ıslahı çalışmalarını yapmak için yukarıda bahis olunan kurumların kurulması için gereken demokratik baskıyı yapmakta gecikmeyeceklerdir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Müslümanların kaynakları sömürülüyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan da  "Müslüman ülkelerin kaynakları Batılı emperyalist mihraklar tarafından sömürülmektedir. Müslüman ülkelerin ekonomileri bu çevreler tarafından tahrip edilmektedir. İktisadi ve sosyal gelişmeleri engellenmektedir. İslam coğrafyasının bir bölümü yalan ve hilelerle işgale uğramıştır. Hergün binlerce insanın kanı akıtılmaktadır. Afganistan ve Irak’ın kaynakları adeta talan edilmektedir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İslam hedef haline getirilmiştir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;11 Eylül hadisesinden sonra İslam’a karşı kin ve nefret kampanyası başlatıldığını kaydeden Kutan, "Dünyanın her yerinde müslümanlara zor anlar yaşatılmakta, özgürlükleri kısıtlanmakta ve İslam’ı yaşamaları engellenmektedir. Birçok Batı ülkelerinde müslümanlara baskı yapılmakta ve müslümanlar haksız yere potansiyel suçlu muamelesiyle karşılaşmaktadır. Bugün hem İslam âlemi, hem İslamiyet, emperyalist ve sömürgeci emellere sahip bazı çevrelerin hedefi haline getirilmiştir. İslam’ın Protestanlaştırılmasına yönelik sinsi planlar her yerde uygulamaya konmuştur" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Müslümanlar ortak sorunlarını birlikte çözmelidir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kutan, "Müslümanlar kendi sorunlarını kendi dünya görüşü ve değer ölçülerini esas alarak çözmeye çalışmalıdır. Başka ülkelerde üretilen ve Müslümanların dünya görüşü ve değer ölçüleriyle çelişen çözümler, Müslümanların sıkıntılarını gideremezler ve İslam aleminin, iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlayamazlar. Sömürgeciler tarihin hiçbir döneminde gittikleri yerde barış ve huzur sağlamamışlardır. Müslümanlar kendi dünya görüşü ve değer ölçülerinin etrafında toplanarak karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmelidir. Müslümanlar kendi ülkelerinde daha adil, daha katılımcı, daha özgür ve insan haklarını kâmilen koruyan yönetimler kurabilirler. Bu toplantının aksiyon toplantısı olmasını diliyoruz. Karşılaştığımız sorunlar önce teşhis edilmeli, bu sorunların nasıl çözümleneceğini sağlayacak tedavi yolları gösterilmeli, tedaviye yönelik uygulma planları hazırlanmalıdır. Müslümanlar Fas’tan Endonazya’ya kadar bir araya gelerek kendi sorunlarını birlikte çözmelidir" ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İslam dünya barışı için teminattır&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İslam’ın yanlış tanıtılmasının ve barış için tehdit sayılmasının, siyonist ve sömürgeci çevrelerin gerçeklerle bağdaşmayan sinsi bir planı olduğuna dikkat çeken Kutan, şöyle konuştu: "Bu sinsi plana hep birlikte insanlığa anlatmalıyız. İslam her çeşit haksızlığa ve sömüreye karşıdır. İslam terörle asla bağdaştırılamaz. İslam dünya barışı için bir tehdit değil, bilakis İslam dünya barışının teminatıdır.&lt;br /&gt;Barış ve Hakk’a teslim anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış getirmiştir. Bugün dünyanın her zamankinden daha çok İslam’ın sevgi ve şefkat mesajlarına ihtiyacı vardır. Müslümanlar önce kendi ülkelerindeki haksızlıkları, çatışmaları gidermeli ve emperyalist mihraklarla işbirliği yapan yönetimler demokratik yöntemlerle değiştirilmeli. Müslümanlar daha sonra global düzeyde gerçekleştirecekleri yardımlaşma ve dayanışmayla dünya barışına önemli katkılarda bulunacaklardır."&lt;br /&gt;Devam eden toplantının ilk oturumuna 54. Hükümet Başbakan’ı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Sudan Eski Cumhurbaşkanı Mareşal Muhammed Swar Ez Zeheb, Pakistan İslam Partisi Genel Başkanı Ana Muhalefet Lideri Kadı Hüseyin Ahmed, Malezya İslam Partisi Genel Başkanı Tranganu Eyaleti Eski Başbakanı Hacı Abdül Hadi Bin Hacı Awang, Mısır Hukuçular Baro Başkanı Seyful İslam El Benna, Kuveyt Eski Evkaf Bakanı Yusuf El Hac, Öğrenci Teşkilatı Başkanı Mustafa Tahhan, Tacikistan Kurtuluş Partisi adına Seyyid Abdullah Nuri, Lübnan Eski Milletvekili Fethi Yeken ve İran Eski Sanayi Bakanı Şems Ardakani katıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-784690124906351266?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/784690124906351266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=784690124906351266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/784690124906351266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/784690124906351266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/esamn-dzenledii-mslman-topluluklar.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5981727151271920897</id><published>2008-03-03T12:36:00.002-08:00</published><updated>2008-03-03T12:41:40.238-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>In 1975 Süleyman Demirel, President of the conservative Justice Party (AP) succeeded Bülent Ecevit, President of the social-democrat Republican People's Party (CHP) as Prime Minister. He formed a coalition of the Nationalist Front with Necmettin Erbakan of the fundamentalist MSP and the extreme right-wing MHP of Alparslan Türkeş. The MHP used the opportunity to infiltrate state security, which seriously aggravated the low-intensity war which was waged between rival factions.[1] The elections of 1977 had no winner. First Süleyman Demirel continued the coalition of the National Front. But in 1978 Ecevit was able to get to power again with the help of some deputies who had shifted from one party to another. In 1979, Demirel once again became Prime Minister. At the end of the 1970s Turkey was in an unstable situation with unsolved economic and social problems facing strike actions and partial paralyzation of politics (the Grand National Assembly of Turkey was unable to elect a President during the six months preceding the coup). Since 1968-69, a proportional representation system made it difficult to find any parliamentary majority. The interests of the industrial bourgeoisie, which held the largest holdings of the country, were opposed by other social classes such as smaller industrials, traders, rural notables, landlords, etc., whose interests did not always coincide between themselves either. Numerous agricultural and industrial reforms requested by parts of the middle upper classes were blocked by others.[1] Henceforth, the politicians seemed unable to combat the growing violence in the country.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unprecedented political violence had erupted in Turkey in the late 1970s. The overall death-toll of the terror of the 1970s is estimated at 5,000, with nearly ten assassinations per day.[1] Most were members of left-wing and right-wing political organization, then engaged in bitter fighting. The ultra-nationalist Grey Wolves, youth organisation of the MHP party, claimed they were supporting the security forces.[2] According to the British Searchlight magazine in 1979, in 1978 they were 3,319 fascist attacks, in which 831 were killed and 3,121 wounded.[6] In the central trial against the left-wing organization Devrimci Yol (Revolutionary Path) at Ankara Military Court the defendants listed 5,388 political killings before the military coup. Among the victims were 1,296 rightwingers and 2,109 left-wingers. The others could not clearly be related.[7] The 1977 Taksim Square massacre with 35 victims and the 1978 Kahramanmaraş Massacre with over 100 victims are somehow outstanding in the series of attacks. Following the incidents in Kahramanmaraş martial law was announced in 14 of (then) 67 provinces in December 1978. At the time of the coup martial law had been extended to 20 provinces.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As a member of NATO and because of its geographical position, at the crossroads between Europe, Central Asia and the Middle East, Turkey was an important ally of the United States. Following the 1979 Iranian Revolution, Washington had lost its main ally in the region, while the Carter doctrine formulated on 23 January 1980 stated that the United States would use military force if necessary to defend its national interests in the Persian Gulf region. Turkey received large sums of economic aid mainly organized by the OECD and military aid from the NATO but the USA in particular.[8] Between 1979 and 1982 the OECD countries raised $4 billion in economic aid to Turkey.[9]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Washington started developing the Rapid Deployment Forces (RDF) in implementation of the Carter doctrine, for a quick intervention in areas outside NATO, particularly in the Persian Gulf, and without having to rely on NATO troops. On October 1, 1979 President Jimmy Carter announced the foundation of the RDF. One day before the military coup of 12 September 1980 some 3,000 American troops of the RDF started a maneuver Anvil Express on Turkish soil.[10] Just before the coup, the general in charge of the Turkish Air Forces had travelled to the United States.[1] At the end of 1981 a Turkish-American Defense Council (Türk-Amerikan Savunma Konseyi) was founded. Defense Minister Ümit Haluk and Richard Perle, then US Assistant Secretary of Defense of the new Reagan administration, and the deputy Chief of Staff Necdet Öztorun participated in its first meeting on 27 April 1982. On 9 October 1982 a Memorandum of Understanding (Mutabakat Belgesi) was signed with a focus of extending airports mainly in the Southeast for military purposed. Such airports were built in the provinces of&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5981727151271920897?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5981727151271920897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5981727151271920897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5981727151271920897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5981727151271920897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/in-1975-sleyman-demirel-president-of.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-8985818935843470596</id><published>2008-03-03T12:36:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:36:52.631-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>The pretext alleged by the military, headed by General Kenan Evren, for the coup was to put an end to the social conflicts of the 1970s, as well as parliamentary instability. The US-support of this coup was acknowledged by the CIA Ankara station chief Paul Henze. After the government was overthrown, Henze cabled Washington, saying, "our boys have done it."[3] This has created the impression that the USA stood behind the coup. In June 2003 Henze denied this, but after two days Mehmet Ali Birand presented an interview with Henze recorded in 1997 in which he basically confirmed Mehmet Ali Birand's story.[4][5] The US State Department itself announced the coup during the night between 11 and 12 September: the military had phoned the US embassy in Ankara to alert them of the coup an hour before passing to action.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;US president Jimmy Carter, elected in 1976 and president from 1977 to 1981, would comment much later that "before the September 12 movement,[sic] Turkey was in a critical situation with regard to its defences. After the [1979] invasion of Afghanistan and the [1979] overthrow of the Iranian monarchy, the movement for stabilisation in Turkey came as a relief to us."[11]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besides Kenan Evren, the National Security Council also included the general Haydar Saltuk, who was its secretary general. Both men were the strong men of the regime, while the government was headed by a retired admiral, Bülent Ulusu, and included several retired military officers and a few civil technicians. Some alleged in Turkey, after the coup, that general Saltuk had been preparing a more radical, rightist coup, which had been one of the reason prompting the other generals to act, respecting the hierarchy, and then to include him in the NSC in order to neutralize him.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On 29 June 1981 the military junta appointed 160 people as members of an Advisory Assembly to draft a new Constitution. On 7 November 1982 the new Constitution was accepted with a referendum of almost 92% and on 9 November 1982 Kenan Evren was appointed President for the next seven years.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amnesty International has estimated that over a quarter of a million people were arrested in Turkey after the coup and that almost all of them were tortured.[2] The Human Rights Association in Turkey (HRA, called İnsan Hakları Derneği) said 10 years after the coup that 650,000 people had been detained on political grounds. Most imprisoned persons were from the intellectual strata of Turkish society. Apart of many militants allegedly killed during shootings, at least four prisoners were legally executed immediately after the coup, the first ones since 1972, while in February 1982 there were 108 prisoners condemned to capital punishment.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;After having taken advantage of the Grey Wolves' activism, General Kenan Evren, alleged by historian D. Ganser to be the head of Counter-Guerrilla also decided to imprison hundreds of them, including Colonel Türkeş, head of the MHP, for their role during the strategy of tension.[12] At the time they were some 1,700 Grey Wolves organizations in Turkey, with about 200,000 registered members and a million sympathisers. In its indictment of the MHP in May 1981, the Turkish military government charged 220 members of the MHP and its affiliates for 694 murders.[13] Following the coup in Colonel Türkeş's indictment, the Turkish press revealed the close links maintained by the MHP with security forces as well as organized crime involved in drug trade, which financed in returns weapons and the activities of hired fascist commandos all over the country.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But a short time afterwards, Grey Wolves imprisoned members were offered release if they agreed to fight the Kurdish minority and the outlawed Kurdistan Workers Party (PKK) in the south-east of the country[14] as well as the ASALA (Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia). They then went on to fight, with Counter-Guerrilla, Kurds, killing and torturing thousands in the 1980s, and also carrying false flag attacks in which the Counter-Guerrilla attacked villages, dressed up as PKK fighters, and raped and executed people randomly.[15] The dirty war had a toll of 37 000 victims.[16] The fact that Counter-Guerrilla had engaged in torture was confirmed by Talat Turhan, a former Turkish general. According to a December 5, 1990 article by the Swiss Neue Zürcher Zeitung, the Counter-Guerrilla had their headquarters in the building of the US DIA military secret service.[17] In addition, members of this "deep state" carried out operations to assassinate the leader squad of ASALA, Hagop Hagopian, in which they succeeded on April 28, 1988.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[edit] Aftermath and 1983 elections&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;After the approval by referendum of the new Constitution in June 1982, Kenan Evren organized general elections, held on 6 November 1983.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;However, the referendum and the elections did not take place in a free and competitive setting. Many political leaders of pre-coup era (including Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş and Necmettin Erbakan) had been banned from politics, and all new parties needed to get the approval of the National Security Council in order to participate in the elections. Only 3 parties, two of which were actually created by the ruling military regime were permitted to contest.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This transition to democracy has been criticized by the Turkish scholar Ergun Özbudun: "The 1983 Turkish transition is almost a textbook example of the degree to which a departing military regime can dictate the conditions of its departure (…)".[18]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Out of the 1983 elections came one-party governance under Turgut Özal's Motherland Party, which combined a neo-liberal economic program with conservative social values. Turgut Özal, who had been vice-prime minister of the junta, had also been the main person responsible for the economic policy implemented by the Demirel liberal administration since 24 January 1980, which was inspired by the International Monetary Fund (IMF). He had obtained at the end of 1981-start of 1982 the resignation of the director of the Central Bank, İsmail Aydınoğlu, one of the main opponents of the IMF policies. The latter were based on freezing of wages, an important decrease of the public sector, a deflationist policy, and several successive mini-devaluations.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yildirim Akbulut became head of the Parliament, succeeded, in 1991, by Mesut Yılmaz. Meanwhile, Süleyman Demirel founded the right-wing True Path Party in 1983, and returned to active politics after the 1987 referendum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz redoubled Turkey's economic profile, converting towns like Gaziantep from small provincial capitals into mid-sized economic boomtowns, and renewed its orientation toward Europe. But political instability followed as the host of banned politicians reentered politics, fracturing the vote, and the Motherland Party became increasingly corrupt. Ozal, who succeeded Evren as President of Turkey, died of a heart attack in 1993 and Süleyman Demirel was elected president.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-8985818935843470596?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/8985818935843470596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=8985818935843470596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8985818935843470596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8985818935843470596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/pretext-alleged-by-military-headed-by.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3589548902246900664</id><published>2008-03-03T12:34:00.004-08:00</published><updated>2008-03-03T12:35:06.873-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;In 1975 the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_people" title="Turkish people"&gt;Turkish&lt;/a&gt; politician &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan" title="Necmettin Erbakan"&gt;Necmettin Erbakan&lt;/a&gt; published a &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Manifesto" title="Manifesto"&gt;manifesto&lt;/a&gt; that he gave the title Millî Görüş, ‘The National Vision’. It spoke only in the most general terms of moral and religious education but devoted much attention to &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Industrialization" class="mw-redirect" title="Industrialization"&gt;industrialization&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Development" title="Development"&gt;development&lt;/a&gt; and &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Autarky" title="Autarky"&gt;economic independence&lt;/a&gt;. It warned against further rapprochement towards &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Europe" title="Europe"&gt;Europe&lt;/a&gt;, considering the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Common_Market" class="mw-redirect" title="Common Market"&gt;Common Market&lt;/a&gt; to be a &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zionist" class="mw-redirect" title="Zionist"&gt;Zionist&lt;/a&gt; and &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Catholic" title="Catholic"&gt;Catholic&lt;/a&gt; project for the assimilation and de-Islamization of Turkey and called instead for closer economic co-operation with &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Muslim" title="Muslim"&gt;Muslim&lt;/a&gt; countries. The name of Millî Görüş would remain associated with a religio-political movement and a series of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Islamist" class="mw-redirect" title="Islamist"&gt;Islamist&lt;/a&gt; parties inspired by Mr. Erbakan, one succeeding the other as they were banned for violating Turkey’s &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/La%C3%AFcit%C3%A9" title="Laïcité"&gt;laïcité&lt;/a&gt; legislation. Following the ban of the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Virtue_Party" title="Virtue Party"&gt;Virtue (Fazilet) Party&lt;/a&gt;, a rift that had been developing in the movement resulted in two parties taking its place, the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Felicity_Party" title="Felicity Party"&gt;Felicity (Saadet) Party&lt;/a&gt; representing Erbakan’s old guard, and the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Justice_and_Development_Party_%28Turkey%29" title="Justice and Development Party (Turkey)"&gt;Justice and Development (AK) Party&lt;/a&gt; led by younger and more pragmatic politicians around &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Recep_Tayyip_Erdogan" class="mw-redirect" title="Recep Tayyip Erdogan"&gt;Recep Tayyip Erdogan&lt;/a&gt;, who claim to have renounced on a specifically Islamist agenda. The AK Party convincingly won the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_general_election%2C_2002" title="Turkish general election, 2002"&gt;2002 elections&lt;/a&gt; and formed a government with a strong popular mandate, that brought Turkey closer to acceptance for &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Accession_of_Turkey_to_the_European_Union" title="Accession of Turkey to the European Union"&gt;membership in the European Union&lt;/a&gt; than any previous government had done.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-weight: bold; font-family: arial; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Among the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_diaspora" title="Turkish diaspora"&gt;Turkish immigrants in Western Europe&lt;/a&gt;, Milli Görüş became one of the major, if not the major, religious movement, controlling numerous &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mosques" class="mw-redirect" title="Mosques"&gt;mosques&lt;/a&gt;. Like the movement in Turkey, it went through some remarkable changes, not least because the first generation, which was strongly oriented towards what happened in Turkey, is gradually surrendering leadership to a younger generation that grew up in Europe and is concerned with entirely different matters. Milli Görüş’ public profile shows considerable differences from one country to the next, suggesting that nature of the interaction with the ‘host’ societies may have as much of an impact on its character as a religious movement as the relationship with the ‘mother’ movement in Turkey.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3589548902246900664?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3589548902246900664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3589548902246900664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3589548902246900664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3589548902246900664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/in-1975-turkish-politician-necmettin.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3426559528542401608</id><published>2008-03-03T12:34:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:34:31.230-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Maddenin Ardındaki Bilgi ve Levh-i Mahfuz&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Bilgi... Bu kavram günümüzde bundan yarım yüzyıl öncesine göre çok daha fazla şey ifade ediyor. Bilim adamları "bilgi"nin ne olduğunu tanımlamak için teoriler geliştiriyorlar. Sosyal bilimciler "bilgi toplumu"ndan söz ediyorlar. Bilgi, giderek insanlığın en önemli kavramlarından biri haline geliyor. Peki nedir bilgi?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bilgi kavramını bu denli önemli hale getiren en önemli bilimsel bulgu, evrenin ve yaşamın kökeninde bilgi olduğunun tespit edilmesi. Tüm evreni "madde ve enerji"den ibaret sayan 19. yüzyıl materyalist felsefesinin yerine, bilim adamları artık evrenin "madde, enerji ve bilgi"den oluştuğunu söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Bu Ne Anlama Geliyor?&lt;br /&gt;Bunu bir örnekle açıklamak mümkün: DNA. Bilindiği gibi tüm canlı hücreleri, DNA adı verilen sarmal yapıdaki genetik bilgiye göre işliyor. Bizim de bedenimizdeki trilyonlarca hücrenin her birinin çekirdeğinde DNA var ve vücudumuzun tüm fonksiyonları bu DNA'larda kayıtlı. Hücrelerimiz yeni proteinler üretmek için DNA'da yazılı olan protein şifrelerini kullanıyor. DNA'da yazılı olan bu bilgi o kadar büyük ki, insan vücudunun genetik bilgisini kağıda dökmek için, yaklaşık 900 ciltlik bir ansiklopedi yazmak gerekiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA Neden Oluşuyor?&lt;br /&gt;Bu soru 50 yıl önce -DNA'nın yeni keşfedildiği sıralarda- sorulsa, bilim adamları buna muhtemelen "DNA, nükleotid adı verilen nükleik asitlerden ve bunları birbirine bağlayan kimyasal bağlardan oluşur." cevabını verirlerdi. Yani DNA'nın sadece maddesel parçalarını sayarlardı. Ama artık bilim adamları farklı bir cevap veriyorlar: "DNA, söz konusu atomlar, moleküller ve kimyasal bağlardan ve bir de (en önemlisi) bilgiden oluşur." Bilgiyi saymamak, "Bir kitap neden oluşur?" sorusuna, "Kağıt, mürekkep ve ciltten oluşur." demek gibi çok yanlış bir cevaptır. Çünkü bu maddesel malzemelerin yanı sıra (ve ondan çok daha önemli olarak) kitabı oluşturan çok büyük bir bilgi vardır. Her satırında anlamsız kelimeler yazan bir kitap ile Britannica Ansiklopedisinin bir cildini birbirinden farklı kılan şey de bu bilgidir. Her ikisinde de kağıt, mürekkep ve cilt vardır, ama birisi bilgiden yoksun iken, diğerinde muazzam bir bilgi yer almaktadır. Bu muazzam bilginin kaynağı ise, elbette, matbaa makinası, mürekkep veya kağıt değildir. Bilginin kaynağı, o kitabı yazan kişidir. Yani bilinçli bir zihindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda DNA'daki bilginin de yine bilinçli bir varlık tarafından meydana getirildiğini kabul etmek gerekiyor. (http://www.harunyahya.org/Makaleler/levhimahfuz.html)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim Teorisinin ve Materyalizmin Bilgi Çıkmazı&lt;br /&gt;Bu gerçeğin fark edilmesi, materyalist felsefeyi ve onun doğa bilimlerine uyarlaması olan Darwinizm'i büyük bir çıkmaza sokmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kitap, kağıttan, mürekkepten ve içindeki bilgiden oluşur. Bu bilginin kaynağı ise, o kitabı yazmış olan yazarın zihnidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu teori, tüm canlıların sadece maddesel etkenlerin bir araya gelmesiyle oluştuğunu savunuyor, canlıların genetik bilgisinin ise, bu maddesel etkenler biraraya gelirken "tesadüfen" ortaya çıktığını iddia ediyor. Bu, bir kitabın, kağıt ve mürekkebin rastgele birleşmesi sonucunda yazılmış olduğunu iddia etmek gibi bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Materyalizmin söz konusu iddiası "indirgemecilik" olarak bilinmekte. Bir başka deyişle bu felsefe, bilginin maddeye indirgenebileceğini, madde dışında bir bilgi kaynağı aramak gerekmediğini savunuyor. Ama bunun büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkmış durumda ve artık materyalistler de bunu itiraf etmeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim teorisinin yaşayan en önde gelen savunucularından biri olan George C. Williams, 1995 tarihli bir yazısında, herşeyin madde olduğunu varsayan materyalist (indirgemeci) yaklaşımın yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir... Bu iki alan, "indirgemecilik" olarak bildiğimiz formülle asla biraraya getirilemezler... Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçiğidir... Biyolojide genler, genotipler ve gen havuzları gibi kavramlardan söz ettiğinizde, bilgi hakkında konuşmuş olursunuz, fiziksel objeler hakkında değil... Bu durum, bilginin ve maddenin varoluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır.” (George C. Williams. The Third Culture: Beyond the Scientific Revolution. (ed. John Brockman). New York, Simon &amp;amp; Schuster, 1995. ss. 42-43)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim teorisini ve materyalist felsefeyi eleştiren bilim adamlarından biri olan, Cambridge Üniversitesi'nden bilim felsefecisi Stephen C. Meyer kendisiyle yapılan bir röportajda bu konuda şunları söyler:“Bu konuyu okulda öğrencilerime açıklamak için iki ayrı bilgisayar örneğini veriyorum. Birisinde software (bilgisayarın işletim sistemi ve programlar) yüklü, diğeri ise tamamen boş. Sonra soruyorum: Bu iki bilgisayar arasında maddesel olarak fark nedir? Elbette maddesel olarak hiçbir fark yok... Çünkü bilgi maddesel olmayan, hacim tutmayan bir kavram. Bilgi, maddesel bir varlık değil... Bilgi, madde ve enerjiden farklı bir varlık, bilginin boyutunu ve nasıl ortaya çıktığını madde ve enerjiyle açıklamak mümkün değil...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“19. yüzyılda, bilimi ilgilendiren iki temel varlık alanı olduğunu düşünüyorduk: Madde ve enerji. 21. yüzyılın başında ise artık farkına varıyoruz ki, üçüncü bir varlık alanı vardır ve bu da bilgidir. Bu varlık alanı maddeye indirgenemez.” (Stephen Meyer, "Why Can't Biological Information Originate Through a Materialistic Process", Unlocking the Mystery of Life, DVD, Produced by Illustra Media, 2002)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgiyi maddeye indirgemek için 20. yüzyıl boyunca ortaya atılan tüm teoriler (rastlantıya dayalı yaşamın kökeni tezleri, "maddenin öz örgütlenmesi" efsanesine dayanan senaryolar, türlerin genetik bilgisini mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmaları ile açıklamaya çalışan biyolojik evrim teorisi) başarısız olmuştur. Darwinizm'in günümüzdeki en önemli eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilen Amerikalı Profesör Philip Johnson bu konuda "Bilgi, maddenin üzerine işlenmiş olsa da, madde değildir. Farklı bir kaynaktan gelir, bir bilinçten" yorumunu yapmaktadır. (Harun Yahya. Hayalin Diğer Adı: Madde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap örneğinde olduğu gibi, bir kitap, kağıttan, mürekkepten ve içindeki bilgiden oluşur. Bu bilginin kaynağı ise, o kitabı yazmış olan yazarın zihnidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası bu zihin, maddesel öğelerden daha önce vardır ve bunların nasıl kullanılacağını da belirler. Bir kitap, önce o kitabı yazan yazarın zihninde oluşur. Yazar zihninde mantıkları kurar, cümleleri dizer. Bunları ikinci aşamada maddesel bir şekle sokar. Yani bir daktilo ya da bilgisayar kullanarak zihnindeki bilgiyi harflere dönüştürür. Sonra da bu harfler matbaaya girerek kağıt ve mürekkepten oluşan kitaba dönüşür.&lt;br /&gt;Buradan da şu genel sonuca varabiliriz: "Eğer bir madde bilgi içeriyorsa, o zaman o madde, söz konusu bilgiye sahip olan bir akıl tarafından düzenlenmiştir. Önce bir akıl vardır. O akıl sahip olduğu bilgiyi maddeye dökmüş ve ortaya bir tasarım çıkarmıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levh-i Mahfuz&lt;br /&gt;Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran'da, evrenin yaratılmasından önce, evrendeki tüm varlıkları ve olayları açıklayan bir "Saklanmış Levha" (Levh-i Mahfuz) olduğunu bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin, vardığı sonuç ise: Tüm evreni ve canlıları, sonsuzdan beri var olan, üstün bilgi sahibi Allah yaratmıştır.&lt;br /&gt;Modern çağın laboratuvarlarında ulaşılan bu sonuç, bundan 14 asır önce Kuran'da açıklanan önemli bir sırra işaret etmektedir. Levh-i Mahfuz'un "korunmuş" (mahfuz) olarak nitelendirilmiş olmasının bir hikmeti, burada yazılı olan bilgilerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kuran'da Ümmü'l-Kitap (Kitapların Anası, Ana Kitap), Kitabun Hafiz (Koruyan Kitap), Kitabın Meknun (Saklanmış Kitap) ve sadece kitap olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri da ihtiva ettiği için Kitabul-Kader(Kader Kitabı) da denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Levh-i Mahfuz'u birçok ayette niteliklerini belirterek açıklar. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kitaptır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.”&lt;br /&gt;(Enam Suresi, 59)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ayette, yeryüzündeki tüm canlılığın Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle haber verilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.”&lt;br /&gt;(Enam Suresi, 38)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ayette , "yerde ve gökte", yani tüm evrende "zerre ağırlığınca" küçük varlıklar dahil her şeyin Allah'ın bilgisinde olduğu ve Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle açıklanır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.”&lt;br /&gt;(Yunus Suresi, 61)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddeden Önce Var Olan Zihin&lt;br /&gt;Doğadaki bilginin kaynağı, materyalistlerin sandığı gibi maddenin kendisi olamaz. Bilginin kaynağı madde değil, madde-ötesi üstün bir Akıl'dır. Bu Akıl, maddeden önce vardır. Madde O'nunla var olmuş, O'nunla şekil bulmuş ve düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;Bizi bu sonuca götüren tek bilim dalı biyoloji de değildir. 20. yüzyıl astronomi ve fiziği de evrende muhteşem bir denge ve tasarım bulunduğunu ortaya koyarak, "evrenden önce var olan ve onu yoktan var edip düzenleyen" bir Aklın varlığını göstermiştir. Dünyanın en saygın üniversitelerinin başında gelen MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) fizik ve biyoloji dallarında çalışmış ve aynı zamanda The Science of God (Allah'ın Bilimi) isimli ünlü kitabın yazarı olan İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder’in bu konu hakkında oldukça önemli yorumları vardır. Schroeder, The Hidden Face of God: Science Reveals the Ultimate Truth Allah isimli yeni kitabında, moleküler biyoloji ve kuantum fiziği gibi bilim dallarının ortaya koyduğu sonucu şöyle ifade etmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resimde gördüğünüz kelebeğin daha yumurta olduğu anından koza haline, kozadan çıkıp uçmaya başladığı andan ölüp çöplere karıştığı haline kadar her hali, şu anda Allah katında mevcuttur. Kelebek, şu anda kozadan çıkmakta, şu anda uçmaya başlamakta ve şu anda ölerek yere düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir bilinç, evrensel bir akıl, bütün evreni kuşatmış durumdadır. Var olan her şey, bu aklın bir tecellisidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schroeder'e göre, çağımızın vardığı bilimsel sonuçlar, bilim ve teolojinin ortak bir noktada buluşmasını sağlamıştır. Bu, yaratılış gerçeğidir. Bilim, insanlığa İlahi kitaplar ile binlerce yıldır öğretilen bu gerçeği bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makalede incelediğimiz gerçekler, bir kez daha, modern bilimin bulgularının, Kuran'da insanlara haber verilen gerçekleri doğruladığını göstermektedir. Bilime empoze edilen materyalist dogma, bizzat bilim tarafından reddedilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin bilgi konusunda vardığı sonuç ise, materyalist felsefenin, maddenin ezeli olduğu ve madddeden önce hiçbir şeyin var olmadığı iddialarının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Maddeyi, ezelden beri var olan, sonsuz akıl ve ilim sahibi olan Allah yaratmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih boyunca insanlara peygamberler tarafından öğretilen bu gerçeğin günümüzde bilimin bulgularıyla gözler önüne serilmiş olması ise, "ateizm sonrası" yaklaşan Altınçağın bir müjdesidir. İnsanlık, "Allah'ın her şeyi bilmekte olduğunu" kavrama noktasına doğru yaklaşmaktadır, aşağıdaki Kuran ayetinde Allah’ın insanlara bildirdiği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir Kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.”&lt;br /&gt;(Hac Suresi, 70)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3426559528542401608?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3426559528542401608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3426559528542401608' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3426559528542401608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3426559528542401608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/maddenin-ardndaki-bilgi-ve-levh-i.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-198094010964715637</id><published>2008-03-03T12:34:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:34:08.236-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Değişim mi? Gelişim mi?&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Türk milleti fikirde, ilimde, bilgide, siyaset anlayışında, sorumluluk yüklenmede düne göre çok daha duyarlı ve ileride, siyasi liderler eskiye nazaran birbirlerine karşı daha saygılı ve hoşgörülü. Siyasi partiler, ülke sorunlarına daha net ve şeffaf yaklaşabiliyorlar. Bugün ülkemizde siyaset yapanların düşüncelerine sosyolojik bir tahlil yapacak olursak özetle şöyle diyebiliriz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bir kısım siyasiler, aydın, yazarlar, siyaset bilimcileri gelişerek değişebiliyor; bir kısmı hâlâ at gözlüğü ile bakıyor, ne ileriye ne de geriye doğru bir gelişim ve değişim göstermeden statükoyu muhafaza ediyorlar. Bir kısım kalem erbabı, yazar ve siyasetçiler de adeta cahiliye dönemindeki baskı ve zulmü istercesine geriye doğru bir değişimden yana tavır sergiliyorlar. Diğer bir kısım siyasiler de, aydın ve yazarlar da gelişimin tamamlandığına inanarak, tamamlanan gelişimi değiştirmeden gelişmekte olanların, statükoyu muhafaza edenlerin geriye doğru değişenlerin idrakine anlayacağı ve kavrayacağı bir lisanla ikna metoduyla anlatmaa çalışıyorlar.&lt;br /&gt;Bugün siyasi parti liderlerinin temel insan haklarına, bakışlarını, saygılı, samimi düşüncelerini dinlerken açıkçası ümitlenmekteyim. İyiye doğru gelişerek değişen siyasilerimize, aydın ve yazarlar, bürokrat, sivil toplum örgütleri, gönüllü kuruluşlar, iş dünyası ile medya dünyası da destek verirse Türkiyemizin yarını çok parlak olacaktır.&lt;br /&gt;Siyasi parti liderleri Türkiye’nin sorunlarını şöyle özetlemektedir. Üretimsizlik, işsizlik, eşitsizlik, yönetenlerin millete yabancılaşması, milleti tanımamak, anlayamamak gibi çözüm için ezberi bozarak, kalıplaşmış bir anlayıştan sıyrılarak asrın beklediği bir anlayışa adım atmalıyız. Yeniden yapılanmalıyız, rant ekonomisinden vazgeçmeliyiz, kendi gücümüzle kalkınmasını bilmeliyiz. Siyasi partiler arasında diyaloğa önem vermeliyiz. Eskiden yapılan kavgalı, karalamalı anlayışlardan vazgeçmeliyiz, bir yumuşama ortamını sağlamalıyız. Siyaseti geliştirmeliyiz. inançları, kimlikleri inkar etmemeliyiz, ırka, mezheplere dayalı siyaset yapmamalıyız. Siyasi anlayışlar değişebilir, kimlikler, inançlar asla değişmez. Siyaset; kimlikleri, inançları korumalı, onların önünü açmalı, kucaklamalıdır. Başörtüsü meselesini bütün kesimlerle uzlaşarak halletmeliyiz. Başörtülüleri rejim düşmanı, terörist gibi görme anlayışından vazgeçmeliyiz. Türk devletinin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel meselelerini iç ve dış politik anlayışlarını TBMM tanzim etmelidir. Siyasilerin üzerine baskı yapılmamalıdır. Türkiye siyasi yasaklardan bir an önce kurtarılmalıdır.&lt;br /&gt;Bu güzel gelişmelerin öncülüğünü yapan, bu uğurda bedel ödeyen herkesi kıskanmadan taktir etmeliyiz. Bu taktiri önce siyasi liderler, aydın, yazarlar, etkili yetkili kişiler ve milletimiz yapmalıdır. Yiğidi öldürmeden hakkını vermeliyiz. Bu konuyu biraz açmakta fayda vardır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Çok partili döneme geçtikten sonra;&lt;br /&gt;* En zor dönemlerde ihmal edilen halkımızı doğrudan yönetime katan, parlamentoya taşıyan, icra makamına getiren,&lt;br /&gt;* Halkın ahlâk ve maneviyatına önem veren,&lt;br /&gt;* Türkiye’nin sanayileşmesinin gerektiğini söyleyen,&lt;br /&gt;* Ağır sanayi hamlesini başlatan,&lt;br /&gt;* Kıbrıs Barış Harekatı’na önemli katkısı olan,&lt;br /&gt;* Devletin mili politikası haline gelen D-8 projesiyle Türk dış politikasını dünya siyaset masasında ağırlığını hissettiren,&lt;br /&gt;* Havuz sistemiyle ekonomiyi canlandıran,&lt;br /&gt;* Siyasi yasaklara, engellere, hakaretlere rağmen hiç küsmeyen, ülke insanının ufkunu açarak bugünlere ve daha güzel günlere gelmesi için didinen, uğraşan Erbakan Hoca’yı unutmamalıyız. Önemli şahsiyetleri, dünyasını değiştirdikten sonra değil, sağlıklarında taktir etmesini bilmeliyiz.&lt;br /&gt;Onun mücadelesi kardeş kanı dökülmesin, millet sömürülmesin, insanlar özgür olsun, inancını yaşasın, her yönüyle bağımsız güçlü bir Türkiye kurulsun arzusundadır. Erbakan Hoca’yı sevenler, sevmeyenler kendilerine şu soruyu sorduklarında karşılığında cevap bulamayacaktır:&lt;br /&gt;Soru: Erbakan Hoca’nın Türk ve dünya kamuoyuna açıkladığı fikirlerinden, yaptığı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel icraatlarından hangisini ciddi manada red veya tenkit edebiliriz?..&lt;br /&gt;Erbakan Hoca her zaman haklı çıkmıştır. Kısa vadede anlamadan tenkit edenler uzun vadede mahcup oldular.&lt;br /&gt;Erbakan Hoca, Ağustos-Eylül 2002 tarihlerinde yaptığı basın toplantılarıyla Türk milletini ve Türk siyasetçilerini uyararak tarihi bir görevi yerine getiriyordu. Bir kısım siyasiler dikkatle dinliyor, bu uyarıları ciddiye alarak, o istikamette gelişim gösteriyorlar. Bir kısım siyasiler de, Hoca aynı Hoca, hiç değişmiyor, biz değişerek bu ülkeye hizmet yapacağız, diyorlar. Önlerine konulan engellerle uyanacakları yerde daha derin uykuya dalıyorlar. Yüce Allah cümlemize feraset, şuur nasip etsin.&lt;br /&gt;Değişim deyince benim aklıma iki şey gelmektedir. Maddî değişim, manevî değişim. Bu iki değişime açık olan tek varlık insandır. İnsanın haricindeki bitkiler ve hayvanlar değişime uğramadan emredildikleri şekilde hayatlarını sürdürerek gelişirler ve yok olurlar.&lt;br /&gt;İnsanoğlu fizikî, ruhî, nefsî, fikrî değişikliklerle karşı karşıyadır. Fizikî değişiklikler; tabiat şartlarına bağlı olarak yöresel ve bölgeseldir. Nefsî değişiklikler; makam, mevki, şan, şöhret, para, kin ve ihtirasa dayalıdır. Fikrî değişiklikler; inanç, örf, anane, kültür ve medeniyetlerin tesirine göre değişir. Ruhî değişiklikler; insanın cüz-i iradesi ile tercih ettiği yaşama ve inanç özgürlüğüne bağlı olarak şekillenir.&lt;br /&gt;Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor; “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslâm’ı ihtiyar ettim.” (Maide Sûresi, 3. Ayet)&lt;br /&gt;Bu âyete göre değişecek, yenilenecek hiçbir şey yok. Herşey tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;Yüce Allah (c.c.), Kur’an’da insanın gelişmesi için şöyle buyuruyor; “Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” (Enfal 60) Bu âyet gelişmeye açık bir âyet “bağlanıp beslenen atlar hazırlayın” âyeti zamana göre, gelişen şartlara en uygün teknolojiye sahip olmak için çalışmayı emrediyor.&lt;br /&gt;“Deliler ve ölüler değişmez” sözü ile kendilerini savunmaya ve değiştiklerini ispatlamaya çalışan fikir fukarası acemi politikacılar ne demek istiyor? Bize göre deli, yaşayan ölü gibidir, sorumluluğu yoktur, o delidir, ne yapsa yeridir, der geçeriz. Çünkü aklı yoktur, değişmeyi de bilmez, gelişmeyi de... Ölü kişi dünyadan ilişkisini kesmiştir. Dünyada meydana gelen gelişmelerden ve değişmelerden sorumlu değildir.&lt;br /&gt;Sorumlu olan aklı başında, buluğa ermiş dünya meşakkati içinde hayat süren insandır. İnsan mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılmış, akıl nimeti ile donatılmış, ilahi kitaplarla ikaz edilerek sorumluluk yüklendirilmiş, peygamberlerle uyarılmıştır. Bu ikaz ve uyarılara dikkat ederek yaşamayı sürdüren insanlar asrın teknolojik şartlarının üstünde bir arayışın içinde iseler, o insanlara gelişmeye açık insanlar, diyoruz. Bu ikaz ve uyarıları kabul etmeyenlerle birlikte olmak çağdışı bir değişimle, geriye doğru bir gidiş olur. İlahi ikaz ve uyarıları dün anlamayıp bugün bu istikamette bir anlayış içinde olanlara çağdaş bir değişim ve yenileşme diyebiliriz.&lt;br /&gt;Herkesin inancına, düşüncesine saygısı olanlara, her ferdin inandığı gibi yaşama, düşünme özgürlüğüne sahip olmasını isteyenleri gelişmeye açık insanlar olarak takdir ederiz.&lt;br /&gt;Gelişmeye açık olmayan insanların gönlüne girmek için aynı pistte dans da etsek, horon da tepsek, içkili masalarında da otursak, dün konuştuklarımızı da red etsek onlar gibi inanmadığımız müddetçe bizleri asla kabul etmeyeceklerdir.&lt;br /&gt;Eba Müslim Horasani'nin şu veciz sözlerini aklımızdan çıkarmayalım: “Onlar; zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yaklaştırdılar. Yaklaştırılan düşman dost olmadı, ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”&lt;br /&gt;Şunu iyi bilinki; değişen hiçbir şey yok. Dünya kendi ekseninde dönüyor. Kaderî ilahi ne ise oluyor. İnsanlar imtihan oluyor. Herkes cûz-i iradesi ile ruhlar aleminde üstlendiği rolü oynuyor. Hiçbir beşerî güç Yüce Allah (c.c.)’ın takdirini değiştiremez. Kul hak üzere emredildiği şekilde tedbirini almakla görevlidir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak ya hayır söyleyelim, ya da susalım. Küçük rüzgarlara karşı paniklemeleyim. Küçük gürültüleri sabırla geçmeyi bilelim. Önümüzdeki büyük fırtınalara, gürültülere karşı güçsüz kalmamak için siyasi bölünmüşlükten vazgeçelim. Seçmen sermayemizi bölerek rüzgara vermeyelim. Selam ve dua ile... &lt;b&gt;&lt;i&gt;03.02.2003, Alaattin KÖKSAL, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-198094010964715637?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/198094010964715637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=198094010964715637' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/198094010964715637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/198094010964715637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/deiim-mi-geliim-mi-trk-milleti-fikirde.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5895472886088039603</id><published>2008-03-03T12:33:00.005-08:00</published><updated>2008-03-03T12:33:49.890-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Ekonomik Krizlere Kur'an'dan Çözümler&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Yaşanan iki büyük dünya savaşından sonra, 1960’lı yılların sonlarında "savaş sonrası hızlı büyüme modeli" son nefeslerini vermişti. Diğer bir ifade ile bu model çerçevesinde verimliliği daha fazla artırma programları artık tükenmişti.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Petrol krizinin ardından&lt;br /&gt;Bu yıllarda başlayan ve 1974’de petrol kriziyle belirginleşen bunalım, gelişmiş ülke ekonomilerinde verimlilik hızının yavaşlaması ve kar oranının düşmeye başlamasıyla belirginleşti. Öyle ki, bünyesinde sadece Batılı Avrupa ülkelerini, Amerika, Kanada, Japonya gibi gelişmiş ülkeleri barındıran OECD ülkelerinde işsizlik 10 milyonlarca kişiye ulaştı. Bu atmosferde, reel üretimde değerlenme olanağı bulamayan sermayeler, dünya ölçeğinde kar arayışına girdi ve diğer gelişmekte olan ülkelere yöneldi. Böylece, teknolojinin sağladığı imkanlar ve kolaylıklarla beraber, son yirmi yılın en süratli gelişen sektörü finans sektörü oldu.&lt;br /&gt;Bu süreç içinde dikkatlerini gelişmekte olan ülkelere çeviren sermayeler, büyük karları bu bölgelerde elde etmişlerdir. Bu dönemde uluslararası sermayenin hedef teşkil ettiği ülkeler aldıkları paraların çok az bir kısmını reel değer üretimine kaydırdılar. Oysa para ancak üretimde kullanıldığında değerini artırabilir, böylece hem alınan borçların geri ödenebilmesi, hem de ekonomilerin gelişmesi mümkün olabilirdi. Ancak, alınan borçların ciddi bir bölümü verimsiz kullanılmış, bir bölümü de rüşvet yoluyla tekrar uluslararası finans sistemine dahil edilmiştir. Az gelişmiş ülkelerin sermayelerini gerçek değerlendirme alanlarından uzaklaştırmaları, ülkeleri –borçların geri ödenmesi noktasında– birçok sıkıntılarla yüzyüze getirmiştir.&lt;br /&gt;Biriken borçlar ve kredi çıkmazı&lt;br /&gt;Biriken borçlarını ödeyemeyen ekonomiler çareyi tekrar borçlanmada bulmuşlar ve içinden çıkılması imkansız bir kısır döngü içinde bırakılmışlardır. Buna müteakip, piyasadaki verimsiz kredi genişlemesini faiz oranlarının artışı izlemiş, borç faizlerinin yeni borçlarla karşılanmaya çalışılmasıyla faizin sürüklediği bir borçlanma sürecine girilmiştir. Bu süreç üretken yatırımların verimliliğini düşürürken, yatırımcıların bir bölümünü iflasa, bir bölümünü de işletmelerinde ciddi daralmaya sürüklemiştir.&lt;br /&gt;Piyasadan iyice elini çeken para, üreticilerin ürünlerini satmakta sıkıntı çekmelerine ve bankalara olan borçlarını ödeyememelerine neden olur. Sanayicilerden alacaklarını tahsil edemeyen banka ve finans kurumları da borçlu oldukları diğer yurt dışı kaynaklarına (uluslararası sermayelere) borçlarını halktan topladıkları mevduatlarla ödemeye kalkarlar. Bu durum herhangi bir söylentide (kötüye giden ekonomilerde söylentilerin piyasalara ciddi etkileri olduğu göz önünde bulundurulursa) parasını geri almak isteyen müşterilerin genelde isteklerinin yerine getirilememesi sonucunu doğurur. Banka, sonunda iflasını açıklayarak, yurt dışına olan tüm borç yükünü devlet devralmış olur.&lt;br /&gt;Altından kalkılamayan faiz yükü ve Arjantin&lt;br /&gt;Bunların altından kalkamayan devlet çözümü yine –bu sefer ciddi faiz yükümlülüğü altına girerek toleranslar vererek- ek borç almada bulur. Ama yine kurtulamaz. Dikkat edilmesi gereken nokta, ödünç alınan paranın geri ödenebilmesinin ancak sermayenin reel üretimde değerlendirilmesiyle mümkün olmasıdır.&lt;br /&gt;80’li ve 90’lı yıllarda yaşanan krizlerin temel nedeni bu sermayelerin reel üretimde yeterli bir oranda değerlendirilmemesidir.&lt;br /&gt;Günümüzde faiz kıskacına giren ülkelerden verilebilecek en son örnek ise 130 milyarlık dış borcuyla ekonomisi çökmüş olan Arjantin'dir. Kapanan işyerleri, açıkta kalan işsizler, sesini duyurmak isteyen çaresiz insanlar, hepsi sosyal sıkıntılara sebebiyet verirler. Nitekim bu ülkede yaşanmaya başlayan ve yakın gelecekte yaşanması muhtemel sosyal sorunlar endişeyle izlenmektedir.&lt;br /&gt;Öncelikle borçlar verimsiz veya haksız bir şekilde erimemeli, tümüyle verimli üretim sahalarında değerlendirilmelidir. Bu yatırımlardan yararlanan sanayiler imkanları doğrultusunda düşük fiyat ve yüksek kaliteyi yakalamalı; böylece yabancı malların ithalatını düşürmeli ve ülkenin ihracatını artırmalıdır.&lt;br /&gt;Ekonomik kaosun çözümü Kuran ahlakı&lt;br /&gt;Ekonomisine para giren ülke, borçlarını rahat ödeyebileceği gibi verdiği güvenle yeni ve güvenilir bir yatırım sahası olacak, dünyada karlı işletmelere yatırım yaparak kazanç sağlamayı bekleyen sermayeleri çekecektir. Bu sayede o ülkenin şirketleri değerlenecek, parası istikrara kavuşturacak, işsizlik oranı azalacak ve hepsinden önemlisi halk huzura kavuşup, geleceğe umutla bakacaktır.&lt;br /&gt;Faiz ekonomisinin neden olduğu derin kaos, günümüze kadar bir çok ülkede kendini göstermiş ve faturasını o ülkenin halkına çok ağır bir şekilde ödetmiştir. Kişisel çıkarların ve gayri ahlaki kazançların neden olduğu ve birçok ülkenin yakasını bırakmayan bu sıkıntıların kesin çözümünü Allah Kuran-ı Kerim'de açıkça belirtmiştir. Allah, kişilerin mallarının haksızlıkla yenilmesini ve varolan kaynakların israf edilerek kullanılmasını haram kıldığı gibi, kendi menfaatleri uğruna diğer insanları hiçe sayıp, onları sıkıntılara sokmayı da yasaklamıştır. Ekonomideki olumsuzlukların çözümü verimli, adaletli, girişimci bir insan modelini tavsiye eden Kuran ahlakının tüm insanlar arasında yaşanmasıdır.&lt;br /&gt;İnsanlar arasında barış, adalet ve huzur ortamının sağlanması ancak insanların Kuran ahlakını yaşamasıyla sağlanabildiği gibi; ekonomideki olumsuzlukların ortadan kaldırılması ve her insanın yaşam kalitesinin artması da yine Kuran ahlakının hayatın her alanında uygulanmasıyla mümkün olabilir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5895472886088039603?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5895472886088039603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5895472886088039603' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5895472886088039603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5895472886088039603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/ekonomik-krizlere-kurandan-zmler-yaanan.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3609659543409335605</id><published>2008-03-03T12:33:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:33:27.931-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Medeniyetlerin Barışı&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'yla, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın siyasi haritası önemli ölçüde değişmiş ve ortaya birçok yeni devlet çıkmıştır. 20. yüzyıl bitmeden hemen önce ise hiç beklenmedik ve çok önemli bir gelişme olmuş ve SSCB dağılmıştır. Bunun sonucunda bölgedeki dengelerde büyük değişiklikler olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı-Türk Hinterlandı&lt;br /&gt;Tarihin işleyişi, böylesine hareketli bir bölgenin her an yeni yapılanmalara açık olduğunu göstermektedir. Bu coğrafyada Osmanlı Devleti'nin ardından, aradan geçen uzun zamana ve denenen her türlü rejim ve siyasi iktidara rağmen, huzur ve istikrar hala sağlanamamıştır. Gerek Balkanlar, gerekse Ortadoğu ve Kafkasya halkları savaşların, çatışmaların ve gerginliklerin ağır yükü altında ezilmektedir.&lt;br /&gt;Dünya siyasetinde söz sahibi olanlar, herşeyden önce bugün "Osmanlı-Türk Hinterlandı" olarak anılan bu bölgelerin öneminin farkında olmalıdır. Çünkü pek çok politik denge, ana hatlarıyla bu coğrafyanın etrafında şekillenmektedir. Bunun yanı sıra bölgenin sahip olduğu kaynaklar, 21. yüzyıl siyasetinin burada yoğunlaşmasına sebep olmaktadır. Bu topraklar, bugün dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Sanayileşmenin temel hammaddelerini oluşturan kömür, petrol, doğalgaz, demir, bakır gibi madenler açısından, başta Kafkaslar ve Orta Asya olmak üzere tüm bölge oldukça zengin rezervlere sahiptir.&lt;br /&gt;Çatışmaların yerini işbirliği almalı&lt;br /&gt;Son zamanlarda gerçekleşen ve dünya gündemini oldukça meşgul eden birçok olay, yazının girişinde sınırlarını çizdiğimiz bu bölgeyi yakından ilgilendirmektedir. Dolayısıyla dünya barışının tesis edilebilmesi için, bir an önce bölgedeki denge ve istikrarın sağlanabilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz, bu topraklar üzerinde huzurun yerleşmesi ve kaynakların verimli kullanımıyla bölge rahata kavuşacaktır.&lt;br /&gt;Dünyanın bu en önemli coğrafyasında, etnik ve dini farklılıkları olan insanların birarada huzur içinde yaşamalarını sağlayacak ve adaleti eşit olarak dağıtacak bir işbirliğinin gereği kaçınılmazdır. Bölgede yer alan devletler, güçlerini ve imkanlarını hem ekonomik hem de sosyo-kültürel alanda işbirliğiyle güçlendirdikleri takdirde, bu coğrafyanın sahip olduğu stratejik önem daha da artacaktır.&lt;br /&gt;Bunun yolu ise, ülkeler arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkların yerini, barış ve işbirliğine bırakmasından geçer. Bu tür bir işbirliği, bölgedeki her ülke için önemli bir dayanak noktası oluşturacak ve böylece uluslararası platformda her bir devlet kendi ulusunun menfaatlerini karşılıklı hoşgörü ve uzlaşı çerçevesinde koruma imkanı bulacaktır.&lt;br /&gt;Türkiye’nin sahip olduğu miras&lt;br /&gt;Türkiye tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da kalıcı barışı temin etmiş, böyle bir birliktelikten oluşan ekonomik gücü en adaletli ve hakkaniyetli şekilde yönlendirmiş köklü bir tarihe sahiptir. Balkan halkları, Türkiye ile gönül bağlarını hala devam ettirmektedirler. Ortadoğu ise, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesiyle kaybettiği huzur ve istikrarı, tekrar kazanmaya çalışmaktadır. Eğer bu bölgede yer alan ülkeler, bugün dünyanın geleceğinde bu kadar hayati bir öneme sahiplerse, bu durumda Osmanlı'nın varisi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin de söz konusu süreçte kilit rol oynaması kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Aynı durum, Kafkaslar ve Orta Asya için de geçerlidir. Bu bölge halkları ile Türkiye arasında büyük bir kültür ve tarih birliği vardır. Kafkaslar, tarih boyunca Rus zulmünden kaçarak Osmanlı'ya sığınmış Müslüman kavimlerin diyarıdır. Orta Asya ise, Osmanlı toprağı olmasa da, Türklerin ilk vatanı olması ve hala bu coğrafyada çok sayıda Türkün yaşıyor olması sebebiyle, Türkiye'nin doğal etki alanındadır.&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki, Türkiye, yüzlerce farklı kültürün ve etnik grubun barındığı bu topraklarda, sahip olduğu Osmanlı mirası gereği "söz sahibi"dir. Nitekim Soğuk Savaş'ın ardından, tesis edilen yeni dünya sisteminde, başta Amerika olmak üzere, pek çok ülkenin ısrarcı talebi, Türkiye'nin bu topraklarda aktif rol alması yönündedir. Türkiye'nin Somali Operasyonu ile Bosna Hersek ve Kosova harekatlarında üstlendiği aktif rol bu düşünceyi kanıtlamaktadır.&lt;br /&gt;Türk İslam medeniyeti bölgede çözüm olacaktır&lt;br /&gt;Türkiye Devleti bugün, tıpkı Osmanlı'nın yaptığı gibi, Balkanlar ve Ortadoğu'daki farklı etnik kimlik ve dinleri kucaklayan bir strateji geliştirmektedir. Bu stratejinin dayanak noktası ise, Türk-İslam kültürünün ve köklü medeniyetimizin yeniden keşfedilmesidir. Nitekim bu topraklarda, siyaseten olmasa bile, kültürel olarak Türk hakimiyeti hala devam etmekte, özellikle Balkanlar'da ve Kafkasya'da farklı ırklardan çok sayıda Müslüman kendini Türk ve Osmanlı addetmektedir.&lt;br /&gt;Amerikalı stratejist Samuel Huntington tarafından ortaya atılan "medeniyetlerin çatışması" fikri, bilimsel, akli ve vicdani hiçbir delili olmayan anlamsız bir teoridir. Tarih boyunca, yeryüzünün her bölgesinde çeşitli medeniyetler varolmuş, bu medeniyetler birbirleriyle sosyal ve kültürel açıdan ilişkiler kurmuş ve "medeniyet alışverişi"nde bulunmuşlardır. Her ırk, her soy, her millet ayrı bir medeniyete sahiptir. Her medeniyetin ayrı bir özelliği vardır ve karşılıklı hoşgörü ve uzlaşı çerçevesinde insanlar her medeniyetten birşeyler alırlar. Allah, bir Kuran ayetinde yeryüzündeki medeniyetlerin çeşitliliğinin insanların karşılıklı ilişkilerini düzenlemeye vesile olduğunu belirtir:&lt;br /&gt;"Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)&lt;br /&gt;Huntington'un teorisi, Charles Darwin tarafından ortaya atılan Evrim Teorisi'nin, hiçbir temele dayanmayan bir iddiası olan "doğadaki türler arasındaki çatışma"nın sosyolojiye ve toplumlara uygulanma çabasıdır. Bu çatışma iddiası, komünizm vasıtasıyla denenmiş ve ortaya 20. yüzyılın kanlı bilançosu çıkmıştır. Oysa an dünyanın ihtiyacı çatışma değil, topyekün barıştır. Bu barış için ihtiyaç duyulan modeli uzaklarda aramaya gerek yoktur. 500 yıllık bir dönemde, idaresi altındaki her bölgeye nizam vermiş olan Osmanlı idaresi ve Türk-İslam ahlakı, oluşturulmak istenen "medeniyetler çatışması"nı, "medeniyetler barışı"na döndürmeye yetecektir.&lt;br /&gt;Osmanlı Vizyonuyla Ortadoğu ve Dünya Siyasetine Bakabilmek&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından başlayan soğuk savaş dönemi, kapitalist ve komünist bloklar için uzun süreli bir istikrar ortamı oluşturmuştu. İki kutuba ayrılan dünya siyaseti, her ne kadar tehlike teşkil ediyor gibi gözükse de, gerçekte iki kutup arasındaki güç dengesi bir istikrar ortamı oluşturuyordu.&lt;br /&gt;1991 yılında Sovyetler Birliği'nin çöküşü, bu dengeyi bozdu. Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile başlayan yeni dönem, demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin en önemli aktörü olan ABD'yi rakipsiz bırakmıştı. Bu yeni döneme de "Yeni Dünya Düzeni" adı verilmişti. "Yeni Dünya Düzeni" kısa zamanda birkaç teorik zemine birden oturtuldu. Bunların arasında en önemlisi ve bugünlerde de yeniden gündeme getirilen ise "Medeniyetler Çatışması" fikridir. Fikrin savunucusu Samuel Huntington, medeniyetlerin tabiatından kaynaklanan kültürel farklılıkların çatışmalara neden olacağını ve bu çatışmaların dünyadaki sürtüşmelerin son kısmını oluşturacağını ileri sürmüştü. Bugün de bu tezden yola çıkarak, farklı etnik kimliklerin ve dinlerin bir arada yaşamayı başaramayarak çatışacağı ve önümüzdeki günlerde, söz konusu bölgelerin birçok çatışmaya sahne olacağı iddia ediliyor.&lt;br /&gt;Halbuki bu iddialardan yola çıkanlar, yakın geçmişte yaşanmış Osmanlı modelini göz ardı etmeye çalışıyorlar. Osmanlı Millet Sistemi'nde, devletin koruyucu şemsiyesi altına giren her millet ya da topluluğa, kendi inanç ve örfüne göre yaşama hakkı tanınır ve temel hakları koruma altına alınırdı. Türkler ister Balkanlar'da, ister Kafkaslar'da, ister Ortadoğu'da olsun gittikleri hiçbir ülkede kimseyi dinini ve töresini değiştirmeye zorlamamışlar ve hiç kimseye dininden dolayı zulmetmemiş, kimseyi hor görmemişlerdir. Her dinden, her mezhepten vatandaş ibadetini dilediği gibi yerine getirmiş, kendi örf ve adetlerini uygulama konusunda hiçbir baskı veya zorlama ile karşılaşmamıştır. Bunun karşılığında, dışarıdan gelen saldırılarda bu topraklarda yaşayanlar da, -severek ve isteyerek- yönetiminden memnun kaldıkları Osmanlı Devleti'nin yanında yer almışlardır. Böylece dış güvenlik ve ekonomi başta olmak üzere, pek çok alanda doğal ve sağlam bir ittifak oluşmuş, hem Osmanlı Devleti'nin hem de tebası altında yaşayanların huzur buldukları bir ortam sağlanmıştır.&lt;br /&gt;21. Yüzyılın Şekillenmesinde Türkiye'ye Kilit Rol&lt;br /&gt;Türkiye'nin sahip olduğu tarihi miras ile siyasi, askeri ve ekonomik potansiyel nedeniyle, pek çok Batılı ülke bu bölge üzerinde geliştirdikleri stratejilerin Türkiye eksenli -hatta Türkiye merkezli- olması gerektiğinin farkındadır. Nitekim ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın, 1999 yılının son aylarında Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma da bu görüşü destekler niteliktedir. Bir anda tüm dünya ülkelerinin dikkatini Türkiye üzerine çevirmelerine neden olan bu ünlü konuşmada, Clinton'ın özellikle, "20. yüzyılın gidişatını nasıl Osmanlı'nın yıkılışı belirlediyse, 21. yüzyılın şekillenmesinde de Türkiye'nin etkin rol oynayacağı" anlamına gelen sözleri son derece önemli bir tespiti içermektedir. Siyaset yorumcuları, Clinton'ın bu sözlerini "Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'yı içine alan milyonlarca km2'lik bir alanda, dünya siyasetinin merkezi olan bir bölgede söz sahibi bir ülke olduğu için 21. yüzyılın şekillenmesinde kilit rol oynayacaktır" şeklinde değerlendirmişlerdir. Bill Clinton benzer mesajları Kasım 1999 tarihinde Türkiye gezisi sırasında TBMM'nde yaptığı konuşmasında da vermiştir. ABD liderinin, Türkiye için 21. yüzyılda böyle bir saptamada bulunması kuşkusuz çok dikkat çekicidir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3609659543409335605?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3609659543409335605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3609659543409335605' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3609659543409335605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3609659543409335605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/medeniyetlerin-bar-birinci-ve-ikinci.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-7994334777550763544</id><published>2008-03-03T12:33:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:33:08.786-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Parvus ve Türkiye'yi Savaşa Sokmak&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Düzdağ'ın İZ Yayıncılık'tan çıkmış olan "Yakın Tarihimizde Gizli Çehreler" adlı kitabında yakın tarihimizi etkilemiş olan şahiyetlerden bâzıları anlatılır. Haklarında bir şey bilmediğimiz öyle isimler vardır ki okuyunca afallarsınız. Bunların en önemlilerinden ikisi de Parvus ve Moiz Tekin Alp'tir. Önemlidirler çünkü Türk fikir hayatını derinden etkilemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bugün önemine binaen Parvus efendiyi anlatacağım. Parvus'un düşüncelerini ve tavrını ve faaliyetini öğrendikçe bugünle ilgili çok daha doğru ve net bir görüşe varılacağından eminim. Düzdağ, bu incelemesini yaparken yerli ve yabancı birçok kaynaktan ve Parvus'un kitapları ve makalelerinden de faydalanmıştır. Yerli kaynaklardan, şu adları sayabiliriz: Niyazi Berkes, Mete Tunçay, Hilmi Ziya Ülken, Fethi Tevetoğlu, Aclan Sayılgan, Tanin, Tasvir-i Efkâr, Jeunne Türc gazeteleri, Bilgi ve Türk Yurdu dergileri... Bunlar kâfidir sanırım. Yabancı kaynakları sayarak okuyucularımı yormak istemiyorum.*Parvus'un asıl adı Alexandr İsrael Helphand'dır. Rusya doğumlu bir Yahudi'dir. Yazılarını Latince "küçük" anlamına gelen Parvus takma adıyla yazmaktadır. 1910-15 tarihleri arasında Türkiye'de bulunmuş, İttihatçı hükümetlerle yakın münasebetler kurmuştur. Türkiye'nin Almanların yanında savaşa katılması için çalışmış ve Almanya'da 1924'de ölmüştür. Hayatının ayrıntıları bugünlerin siyasi hareketlerini çok hatırlatıyor. Şimdi fikirlerini öğrenince Parvus'un, Türkiye'yi savaşa sokmak için güttüğü ince fikri, "siyaset"i daha iyi göreceksiniz.*Parvus, belki de, Türkçe bile bilmemesine rağmen, ilk sosyal demokratımızdır. Rusya'da ihtilâl çıkaran arkadaşlarından ayrı olarak, dünyadaki büyük değişimin "sınıfsal mücadele" sonucunda değil, büyük savaşlarla gerçekleşeceğini savunur.&lt;br /&gt;Tahsilini ve doktorasını Almanya'da yaptıktan sonra Rusya'ya dönmüş, tahsili sırasında ileri gelen devrimcilerle tanışmıştır. 1905 Birinci Komünist ayaklanmasına Petersburg Sovyetine yakın arkadaşı Troçki ile katılmıştı. Ayaklanma bastırılınca Sibirya'ya sürüldü. Bir yıl sonra kaçarak İsviçre'ye geçti. Kautski, Troçki, Rosa Lüksemburg gibi Yahudi ihtilâlcilerle birlikte çalıştı. Balkanlara ve İstanbul'a gitti ve onlarla birlikte hareket etmeyi sürdürdü. Balkanlara ve Türkiye'ye gelmesinin de onlarla birlikte alınmış bir kararın neticesi olduğu söylenir. Esasen Türkiye'den ayrılışı da Birinci Cihan Harbi'ne Türkiye'nin girişinden sonradır. Artık, Türkiye savaş girdikten sonra, ordaki vazifesi tamamlanmış oluyordu herhalde.*Parvus'un öğretisine göre, yakında Avrupa'nın büyük devletleri arasında büyük bir savaş çıkacak, bu savaşta, Rusya gibi, dışardan kuvvetli zannedilen ama içten zayıf olan imparatorluklar yıkılacaktı. Buna zayıf demiyelim de "Zayıf düşürülmüş" diyelim.Çünkü imparatorlukları; Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı imparatorluklarını zayıf düşürmek için uzun süren bir "fikir ve çete"li hazırlık yapılmıştı. Balkanlardaki Çetnikleri, Türkiye'deki İttihatçıları ve Rusya'daki ihtilâlcileri hatırlıyalım.*Türk aydınlarını kapitalizm, emperyalizm, devletçilik, Türkçülük, milliyetçilik terimleriyle ilk tanıştıran ve bu akımların başlamasında büyük rolü olan, büyük de itibar gören Parvus'un bu katkısını bilmek zorundayız.&lt;br /&gt;Türkiye'yi, Balkan savaşından sonra "Avrupa emperyalizmi"ne karşı kışkırtıp çözümün o zamanın "Süper Güç"ü olan Almanya'nın yanında savaşa girmekte olduğuna Türk aydınlarını ikna eden, düşünceleriyle buna hazırlayan Parvus'tur. (Bugünün süper gücü de ABD'dir)&lt;br /&gt;Savaş çıkarmak, ihtilâl yapmak... Rejimleri devirip yerine yenilerini ikame etmek, sonra onu da vakti gelince yıkıp başka birini ihdas etmek... İmparatorlukları yıkmak, ulus devletleri kurmak, ondan sonra da ulus devletleri yıkıp yerine federatifleşmeyi ikame etmeye çalışmak! Çünkü dünya imparatorluğuna götüren yol, budur.&lt;br /&gt;Olur! Emriniz olur!&lt;br /&gt;Bu sefer çetin cevize çattılar.*Aslında hep biliriz. Bizler, Müslümanlar olarak Allah'ın iradesi dışında hiçbir şey yapılamayacağını biliriz. Ama bu arada tarihin, aynı irade doğrultusunda aktığını da biliriz. Şunu da biliriz ki bu, Müslümanların hayatında en zorlu imtihanın kendini gösterdiği bir süreçtir. Onlar kim oluyorlar; evet doğru ama biz de bu arada "ne yapıyoruz?"&lt;br /&gt;Moiz Cohen Tekin Alp'i başka bir yazımda anlatırım.&lt;b&gt;&lt;i&gt;03.02.2003, Afet ILGAZ, Milli Gazet&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-7994334777550763544?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/7994334777550763544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=7994334777550763544' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7994334777550763544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7994334777550763544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/parvus-ve-trkiyeyi-savaa-sokmak-erturul.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-2098247759853360710</id><published>2008-03-03T12:32:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:32:46.632-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h1&gt;&lt;strong&gt;ZAMAN BİLMECESİ&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt; &lt;h2&gt;&lt;a name="000000931a0b8f163"&gt;&lt;/a&gt;ZAMAN BİLMECESİ&lt;/h2&gt; &lt;b&gt;Artık bütün yaratıkların gerçekte maddi bir varlıklarının bulunmadığını, sadece ruh ekranımıza seyrettirilen ilahi nurun farklı tezahür ve tecellileri olduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;Bazı ilim adamları, madde zannedilen görüntü varlıkların, bilindiği gibi üç boyutlu değil, 4 boyutu bulunduğunu, bu 4. boyutun da "zaman" olduğunu söylemektedir. Yani varlıklar ve olaylar, en, boy, derinlik yanında bir de zaman boyutuyla gerçekleşip görüntüye dönüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamda zaman, madde ötesi bir varlık olup, fizikte, olaylara hareket kazandıran bir enerji kalıbı gibidir. Buna göre zaman; etkilerin değişkenliği ve görüntülerin seyredilmesi arasındaki sıra farkı olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;Bildiğimiz gibi enerjiler “kuant”lardan doğan kinetik (hareketli) enerjilerdir. Zaman enerjisi ise Kirlian ışıması olan statik (durgun) özel bir enerjidir. Velhasıl mekan-zemin (en-boy-derinlik) ve zaman birbirini tamamlayan ve biri diğerine bağımlı kılınan tecellilerdir.&lt;br /&gt;Işık hızı ile zamanın akış hızı eşit olduğundan, ışık hızına ulaşan bir nesne veya kimse "zaman duvarını" aşmış, maddi varlığından ve maddeye bağımlılığından sıyrılmış, en, boy, yükseklikten oluşan zemin ve zaman gibi 4. boyuttan çıkıp 5. boyuta, yani sadece akıl ve bilinçten ibaret "saf şuur" boyutuna ve soyut olan ruhsal tabakalara ve manevi dünyalara ulaşmış olur. İman ve ibadet fakirliğinden, günah ve gaflet kirlerinden, nefis ve madde köleliğinden kurtulup uzaklaşan, fikir ve zikirle, sürekli cehdü gayretle hakikate ve hikmete yaklaşan kimseler, farklı boyutlara ulaşma ve aynı mekan içinde farklı zaman ve mekanlarda yaşama imkanına kavuşur.&lt;br /&gt;İlahi hikmet ve kudret gereği Hak nurunun sonsuz ve sayısız tecellisiyle ve öz enerjinin değişik şekillerde yoğunlaşma derecesiyle yaratılan bütün kainat ve mahlukat, aynı zaman içinde ayrı boyutlarda bulunabildikleri gibi... Aynı mekanda farklı zaman boyutunda yaşayan iç içe dünyalar ve insanlar-cinler gibi iletişim ve etkileşim içine girebilen ayrı ama yakın varlıklar da vardır.&lt;br /&gt;Zaman bir kader cetvelidir. Her şeyin ve herkesin en ince ayrıntısına kadar tayin ve taksim edilip programlandığı kader filminin ruh ekranına yansıması için gerekli olan enerji, zaman enerjisidir. Sonsuz ve sınırsız öz enerji olan "NUR" zaman boyutundan bağımsızdır. Ancak "nur'un tecelli ve tezahürleri olan ve "kuant" denen enerji noktacıkları ise maddenin yapı taşlarıdır ve zamanla kayıtlıdır.&lt;br /&gt;Maddi varlıklara tayin edilen "ömür" değişmez. Ancak yaratılan her enerji noktacığının, enerji yoğunluğuna ve zamanın akış hızına göre ömrü kısa veya uzun görünür.&lt;br /&gt;"...Ömür süren (varlığın) ömrünün uzatılması veya kısaltılması da mutlaka bir kitapta (levh-i mahfuzda) (yazılı)dır. Ve kuşkusuz bu (karmaşık plan ve program) Allah'a kolaydır" (Fatır: 11) ayetinin sırrı da ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Örneğin, ikiz doğan kardeşlerden birinin dünyada kaldığını, diğerinin de ışık hızına yakın bir süratle uzaya çıktığını farz edelim. Her ikisine de 70 yıl ömür biçildiğini düşündüğümüzde, dünyadaki 70 sene, uzaydaki ise 1000 (bin) sene yaşamış olacaktır. Çünkü hız arttıkça zaman yavaşlamaktadır. Hatta dünyamızın dönüş hızında giderek bir azalma kaydedildiği ilmi bir gerçek olarak savunulmaktadır. Milyonlarca yıl Önce zaman daha hızlı akmaktaydı. Bir tabanca mermisi, namludan çıktığında nasıl ki hızı sıfırdan itibaren giderek ivme kazanıp hızlanmakta ve belli bir mesafeden sonra aynı oranda yavaşlayıp durmaktadır. İşte bir top güllesi ve tabanca mermisinin hızının değişkenliği gibi, zamanın akışında da bir değişkenlik olmaktadır. Evrenin her yerinde zamanın aynı hızla akmadığını Kuran haber vermektedir: "Gökten yere (evrendeki) her işi O yaratıp yönetir. Sonra (her şey) sizin saymakta olduğunuz bin yıla eşdeğer bir günde yine O'na yükselir" (Secde:5)&lt;br /&gt;"Melekler ve ruh, tutan elli bin yıla eşdeğer bir günde o makamlara yükselirler" (Mearic:4) ayetleri kainatın yüksek tabakalarında bir günün bin yıla yani 365 bin güne, daha ulvi katlarda ise bir günün 19 milyon güne eşit olduğunu bildirmektedir.&lt;br /&gt;Zerrelerden gezegenlere... Enerji taneciklerinden galaksilere... Görünen ve görünmeyen... Bilinen ve bilinmeyen canlı-cansız her şey sabit olan ARŞ-I ALA çevresinde ve çok hassas dengelerle birbiriyle münasebet içerisinde, ilahi ilim ve irade istikametinde süratle ve sürekli dönmekte ve bu muazzam ve muntazam halka-i zikir devam etmektedir. Bu dönüş, farklı tabakalarda değişik hızlarda seyretmektedir... Ulvi katlarda bir günün bizim bin yılımıza eşit olması, o tabakalarda zamanın dünyamızdan 365 bin kere daha yavaş döndüğünü göstermektedir. Bir başka ifadeyle, biz burada bir yıl yaşlandığımızda oralarda sadece bir saniye geçmektedir.&lt;br /&gt;Resulüllah (sav) Efendimizin milyarlarca yıl süren Miraç yolculuğunu, henüz yatağı soğumadan bir iki dakika içinde gerçekleştirmesi...&lt;br /&gt;Hz.İsa (a.s)’nın bize iki bin yıl görünen yolculuğunun 2 gün içinde bitmesi yani bir günde göğe çıkıp, ikinci günde inmesi de bu durumu göstermektedir.&lt;br /&gt;Bundan da ötesi, tam ışık hızında zaman durmakta, daha da süratlenip ışık hızı aşılınca ise, zamanda geçmişe ve geleceğe yolculuk başlamaktadır. Rüyada zamanın olmadığı ve zaman içinde zaman yaratıldığı ve bir saniyenin binde biri gibi yok sayılacak bir sürede ne uzun maceralar yaşandığı inkar edilmez bir örnek olarak ortadadır.&lt;br /&gt;Ruh (akıl) ve madde, birbirinden farklıdır. İlahi takdir ve tekvin gereği, "Hayatın sırrı ve hilkatin (yaratılışın) özü “RUH”tur. Hakkın en latif tecelli ve tezahürüyle "NUR" oluşmuştur.&lt;br /&gt;"Nur"un daha kesif hali ve alt kademesi, yarı latif olan "Enerji-Dumansız ateş" durumudur.&lt;br /&gt;Enerji yoğunlaşınca da Kuant, atom, molekül ve madde yaratılmaktadır. Bu yüzden, terakki ve tekamül sonucu değişimlerle, madde moleküle, molekül atoma, atom Kuantlara, Kuantlar enerjiye, enerji nura, nur ise ruha dönüşebilme yeteneğini özünde barındırmaktadır. Ve bütün bunlar bir gerçeğin bin bir görüntü ve tecelli aynalarıdır. Hatırlanacağı gibi, melekler nurdan, cinler enerjiden, insanlar molekülden yaratılmıştır. Ama insanın özünü ruh oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Farklı bir boyut olarak yaratılan zaman, yer çekimi ve hız ile değişkenlik kazanmaktadır. Örneğin aynı zaman, kainatta milyar senelerle, atomda ise milyarda bir saniyelerle çalışır. Yani boyutlar küçüldükçe zaman kısalır. Demek ki değişen ömür süreci değil, zamanın akma hızıdır.&lt;br /&gt;Unutulmasın ki, ezelden ebede her şey takdir edilmiştir ve kader kompütürü makamındaki levh-i mahfuzda yazılıdır. Dua, nazar, sihir ve sadaka ile yapılacak değişiklikler bile kaderde kayıtlıdır. Kopuk sıralamalar değil, şeritsi bir düzlem olan zaman, geçmiş ve geleceğin videosu sayılmalıdır.&lt;br /&gt;Elektrik akımı için iletken (taşıyıcı teller) nasıl bir araç ise, canlıların kendi özelliklerini gelecek kuşaklara aktaran genetik kartları ve koordinatları (yazgıları) da aynı işlevi yapmaktadır.&lt;br /&gt;Omuz başlarımızda görevli olduğu bildirilen, aslında iç uzayımıza üstlendirilmiş Kiramen Katibin melekleri de, çok boyutlu olarak hayatımızın video filminin çekimini yapmaktadır. Ve aslında herkes kendi iç uzayında ve ruh dünyasında, kendi özel zamanını ve kader programını yaşamaktadır.&lt;br /&gt;"Eğer dileseydik, oldukları yerde, kılıklarını değiştirip (zamanlarını) donduruverirdik. (Başkalaşım (metamorf sırrıyla) onları farklı bir kalıba sokardık; Böylece ne (zamanda) ileri gitmeye ve ne de zamanda geri gitmeye güç yetirebilirlerdi" (Yasin:67) ayeti kerimesi hem zamanın durmasına ve donmasına yani ebediyet ve cennet hayatına, hem de geçmiş asırlara ve gelecek çağlara yolculuğun mümkün olduğuna işaret buyurmaktadır.&lt;br /&gt;Daha önce de belirttiğimiz gibi cisimler hızlandıkça zamanlan yavaşlamakta, tam ışık hızına eriştiklerinde de zamanlan durmaktadır. Işık hızı aşıldıktan sonra ise zaman ileriye ve geriye doğru çalışmaktadır. Bu arada hızlanan şey madde özelliğini yitirerek enerji denen temel ve tabii yapısına dönmeye başlamaktadır.&lt;br /&gt;Yani bir insan psikolojik veya teknolojik bir tekamülle ışık hızına yaklaşınca "enerji insan"a dönüşüp, ruhi bedeniyle ve uzay ikliminde dolaşma yeteneği kazanmaktadır. Ve Hz. Hızır misali, bu ışık hızını da aşabilen kimseler ise geçmiş ve gelecek zamanlara yolculuk imkanına kavuşmaktadır. Bu durum, ehli için bir video filmini veya bilgisayar disketini elindeki kumanda ile ileri geri sarmak ve seyretmek kadar kolaydır. "Biz kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu tersine de çeviriyoruz" (Yasin:68) ayeti bu gerçeğe ışık tutmaktadır.&lt;br /&gt;Enerji bedenleri olan "cin"ler, ışık hızına yakın süratle seyrettiklerinden, bir saniyede dünyayı dolaşabilmekte, kendileri hızlı, zamanları yavaş aktığından, bize göre 14 kat daha az yaşlanmaktadırlar. Yani bir cin ile bir insana 70 yıl ömür biçilmişse, insan 70 sene, cin ise 980 sene yaşamaktadır. Diyelim ki, şu anda bizimle çağdaş olan bir cin aslında Malazgirt Kahramanı Sultan Alparslan'la yaşıttır. Ve o tarihten günümüze şahit olduğu bütün olayları bilip hatırlamaktadır. Medyum ve müneccim geçinen bir takım sahtekarlar ise, münasebet kurduğu cinlerden bir takım bilgileri öğrenip, keramet gösterisinde bulunmakta ve insanları aldatmaktadır. Bunları servet, şöhret ve şehvet aracı olarak kullanmaktadır.&lt;br /&gt;Şurasını da unutmayalım ki, zamanın hızlı veya yavaş seyretmesi, çağların ve katmanların değişmesi, geçmiş ve gelecek nitelemesi bizler için geçerli ve gerekli olan kavram ve kanunlardır. Ve aslında sadece bir "zehap"tır, yani öyle sanmaktır. Yoksa gerçekte ve Allah indinde geçmiş ve gelecek zaman diye bir şey yoktur. Ezelden ebede her şey şu anda, yani şimdiki zamanda yaratılıp yaşanmaktadır. Allah'ın zaman ve mekandan münezzeh olmasının sırrı da ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Bir atomda, çekirdek "madde"yi, etrafında dönen elektronlar ise "enerji"yi temsil ettikleri gibi, bir insanın da gövdesi maddeyi, ruhu ise enerji bedeni oluşturmaktadır. Atomun yapısındaki çekirdek ile elektronların hızı ve dolayısıyla zaman akışı farklı olduğu gibi, bir insanın da gövdesi ile nefsinin (kalbi ve ruhi aleminin) zaman kavramları farklıdır. Hayalen bir anda en uzak ülkelere hatta gezegenlere gidip dolaşmak, yıllar öncesi hatıralarımızı canlandırıp yaşamak ve yine gelecekle ilgili plan ve projeler kurmak mümkün olduğu halde, bedenimiz yerinde durmaktadır.&lt;br /&gt;Ruhen, hayalen ve rüyada iken başka yerlere ve alemlere gitmek mümkün olduğu gibi, Hz.Süleyman'ın cinlerinin ve bilginlerinin Yemen'deki Belkıs'ın sarayını bir anda Filistin'e nakletmelerine benzer şekilde, bugün ışınlama tabir edilen bir yöntemle, cisimlerin ve bedenlerin nakli de mümkün görülmektedir.&lt;br /&gt;Maddenin bir yerden başka bir yere fiziki bir irtibat olmaksızın taşınması için kullanılan "ışınlama"nın ilmi tarifi; "maddenin madde içinden geçmesi"dir.&lt;br /&gt;Tasavvuf ehli arasında çok yaygın olan velayet ve keramet yoluyla, bedenlerin ve cisimlerin bir anda ve çok uzak diyarlara nakledilmesi gerçeği, ileride ilmin ve teknolojinin gelişmesiyle insanlığın istifadesine sunulabilir. Sebep-sonuç ilişkisine şartlanmamış hür düşünce sahipleri ve inanç ehli için bütün bunlar, ilahi kudret ve hikmet açısından gayet kolay görülmektedir.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi ışık hızı asla değişmeyen sabit bir sürat olup, saniyede 300 bin km.dir. Başka her şeyin hızı azalıp çoğaldığı halde» kainatta sadece ışık hızı sabittir. Bu ışık hızı aynı anda "zamanın akma hızına" da eşittir.&lt;br /&gt;Güneş ışığı bize saniyede 300 bin km. hızla, 150 milyon km.lik yolu 8 dakikada alarak ulaşmaktadır. Oysa ışığı bize 8 saatte, 8 günde, 8 ayda, 8 yılda hatta 8 milyar yılda ulaşan yıldızlar vardır. Işığı bize bin yılda ulaşan bir yıldızın şu andaki halini değil, bin yıl önceki vaziyetini görüyoruz demektir. Belki de o yıldız eriyip tükenmiş "Mevakiin nücum=yıldızların yerleri" (Vakıa:76) ayetinin haber verdiği gibi, şimdi onun yerinde yeller esmektedir.&lt;br /&gt;Örneğin ışığı bize 2 bin yılda ulaşan bir gezegene gidecek ve oradan dünyayı seyredecek teknolojik güce (sultan güç; Rahman:33) sahip kılınsak, oradan dünyanın 2 bin yıl önceki halini görmeye başlarız... Bu görüntüde Hz.İsa henüz 2 yaşındadır ve Roma İmparatorluğunun parlak çağıdır. Böylece tarih olduğunu, yokluğa karışıp unutulduğunu zannettiğimiz dönemlerin dünyasını aynen ve dipdiri seyretme imkanını yakalarız.&lt;br /&gt;Bu durum kaderin gerçekliğini ve değişmezliğini de ortaya koymaktadır. Çünkü olmuş ve olacak, geçmiş ve gelecek hepsi bir "fenomen"dir. Yani aynı kader filminin görüntüleridir. Cennet nimetlerinden birisi de geçmişe ve geleceğe yolculuk imkanının verilmesidir.&lt;br /&gt;Rahman Suresi 33.ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Ey cin ve insan topluluğu! Eğer gücünüz yeterse geçip gidin, yerin ve göklerin katmanlarından (...Uzayın farklı tabakalarına erişin)... Ama sultan güç olmadan geçemezsiniz"&lt;br /&gt;Buradaki “sultan güç”, Allah'ın ilham ve ihsanıyla, manevi ve ruhi tekamül sonucu ulaşılacak çok yüksek psikolojik yetenekler olabileceği gibi, ilmi ve fenni araştırma ve yatırımlar sonucu ulaşılacak çok yüksek teknolojik gelişmeler ve uzay araç ve gereçleri de olabilir.&lt;br /&gt;Yeryüzündeki ilk zaman aşırı yolculuğa çıkarılan Hz. Adem'le Hz. Havva'dır. Çünkü bir günün 50 bin yıl sürdüğü cennet alemlerinden yeryüzüne gönderilmişlerdir. Ve yine Hz. İdris (Meryem:57) ve Hz. İsa (a.s.) farklı boyutlarda zaman yolculuklarına çıkmış peygamberlerdir. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ise çok daha mükemmel olarak zaman yolculuğunu Miraç'ta geçirmiştir. O boyutlarda milyarlarca yıl süren bu kutsal yolculuğu bitirip döndüğünde henüz yatağı soğumamış haldedir.&lt;br /&gt;Yeri gelmişken, özellikle belirtelim ki boyut değiştirerek yapılan zaman yolculuğu ile, "tenasüh-ruhların bitki, hayvan ve insanlarda bedenden bedene dolaşması-reenkarnasyon" aynı şey değildir. Reenkarnasyon yoktur ve tamamen batıl bir düşüncedir.&lt;br /&gt;Bazı insanların hipnozla uyutulup çocukluk çağlarını ve hatta ruhunun başka zaman ve mekanlarda insanlardaki hatıralarını anlatmaları ise, kendi düşünceleri değil, onlara görevli şeytanların bir hilesi olabilir. Çünkü her insana bir melek ve bir de şeytan görevlidir. Cin taifesinden olan şeytanlar, çok uzun süre yaşadıklarından, insan ölünce başka birine görevli verilebilir. İşte hipnoz halinde iken, asırlar önce başka insanda yaşadığını söyleyen, o kişinin daha önce başka insanlarda görevli bulunan şeytanı olma ihtimali yüksektir.&lt;br /&gt;Bizim ufo diye bildiğimiz garip araçlarla yeryüzünü ziyarete gelen kimselerin ise, ileriki çağlarda zaman yolculuğunu başaracak torunlarımızın bizleri ziyaretleri olabileceği düşüncesi dikkate değerdir. Bunlar cin-insanların veya diğer ruhani varlıkların enerji bedenleriyle ve çok yüksek teknolojilerle gerçekleştirdiği geziler de olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-2098247759853360710?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/2098247759853360710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=2098247759853360710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/2098247759853360710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/2098247759853360710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/zaman-bilmecesi-zaman-bilmecesi-artk.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-1771377617235826500</id><published>2008-03-03T12:32:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:32:20.332-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Şeytanın Duygusallık Oyunu&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İman sahibi bir kişi bütün kalbiyle sevmesi, yakınlaşması bağlanması gereken varlığın Allah olduğunu bilir. Kendisine iman ettiği ve itaat ettiği takdirde onu hem dünyada hem de ahirette çok büyük ve sonsuz bir nimetle, kendinden bir sevgi ve hoşnutlukla müjdelemektedir, bütün bunları da yalnızca kendisinden bir rahmet ve lütuf olarak karşılıksız bir şekilde vermektedir o halde gerçek anlamda herkesten çok sevilmeye,bağlanılmaya layık olan yalnızca Allah' tır.&lt;/b&gt; Nitekim Allah, müminleri "Ve yalnızca Rabbine rağbet et" (İnşirah suresi-8) ayetiyle uyarmaktadır. İnsanlara duyulan sevgi de Allah sevgisinden kaynaklanır Allah'ı seven insan, Allah'a itaat eden kullara karşı şefkat hisseder bu da Allah'ın bu insanlar üzerindeki tecellilerine duyulan gerçek sevgiyi oluşturur. Bütün bunlardan dolayı, sevgi ancak Allah'ın zatına duyulur. Onun tecellilerine karşı duyulan sevgi ise, ancak Allah kalpten, hatırdan çıkarılmadan onun adına beslenebilir. İnsanın bir kimseyi veya eşyayı Allah’tan bağımsız, müstakil bir varlık olarak görüp de, onu, Allah'ı sever gibi sevmesi ise, şirk koştuğunun en belirgin alametlerinden birisidir. Şirk koşmanın toplumda çok çeşitleri vardır: Babasını şirk koşma, oğlunu şirk koşma, karısını, kocasını, ailesini, atalarını, idarecilerini şirk koşma bunlardan belli başlılarıdır. Hepsinin temelinde yanlış ve haksız bir sevgi vardır.&lt;br /&gt;Kadın Erkek İlişkilerindeki Şirk Sevgisi:&lt;br /&gt;Kadın erkek ilişkilerinde, Allah rızası dışında karşılıklı kurulan bağlılık ve beraberlikler, insanları şirke saptıran en önemli konulardan bir tanesidir. Bunlar evlilik yada toplumda yaygınlaşan evlilik dışı beraberlikler şeklinde olabilir. Bu romantik sevgi anlayışında, Allah'a karşı yerine getirmeleri gereken bütün vazifeleri birbirlerine karşı, birbirlerini müstakil varlık olarak gören, Allah'a duymaları gereken hisleri birbirlerine karşı duyan (sevgililer) ortaya çıkar. Bu kişiler Allah'ı zikretmek (anlamak) yerine, sürekli birbirlerini zikrederler (anarlar). Sabah gözlerini açtıklarında, kendilerini yaratmış ve onlara yeni bir gün vermiş olan Allah'ı anıp ona şükredecekleri yerde, ilk işleri birbirlerini düşünmek, birbirlerini hayal etmek olur. Halk arasında masum hatta makbul bir sevgi çeşidi olarak görülen romantik aşk gerçekte Allah katında lanetlenmiş olan (şirk koşma) nın bir parçasıdır, ne var ki gerçekleri ters yüz eden şeytan her konuyu olduğu gibi bu kavranılan da aslından çarpıtarak insanlara süslü göstermekte, insanların çoğu da şeytanın gösterdiği yolu izlemektedir. Kuran ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “...kendi yaptıklarını şeytan süsleyip -çekici kıldı böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi.” (Ankebut Suresi 38)&lt;br /&gt;Romantik kadın erkek ilişkisini alabildiğine yaşayan kimseler çoğu zaman bu gerçeklerden habersizdirler. Kendilerini yine kendi elleriyle aksine attıkları tehlikenin bilincinde değildirler. Çünkü çoğu çocukluklarından beri toplumdan aldıkları çarpık telkinlerin ve kendilerine doğru yolu gösterecek tek rehber olan kurandan habersiz olmalarının bir sonucu olarak işlediklerinin Allah katında bir suç olduğunun farkında değildirler. Allah'ın dininden uzak yaşadıkları için büyük bir batağın içinde olmalarına rağmen kendilerini doğru yolda zannetmektedirler. Yalnızca Allah'a iman etmedikleri için akıl ve anlayışları körelmiştir.&lt;br /&gt;Akılsızlık içinde yaşanan söz konusu şirk sevgisi, birbirlerini ilah edinmiş olan kadın ve erkekleri bazen çok büyük felaketlere sürükler, örneğin birbirine aşık iki gencin birlikte intihar etmekten zevk alacak derecede akılları kapanabilir. Dünya şartlarının, bir araya gelmelerini engellediği iki genç aşklarını sözde ebedileştirmek ruhlarının sonsuza kadar birlikte olması gibi anlamasız ve gerçek dışı telkinlerle el ele tutuşup bir köprüden atlayabilirler oysa bunu yaparken aslında kendilerini cehennem çukurlarına attıklarının farkında değildirler. Haram olan bir fiili hiç bir mahsur görmeden gerçekleştirmekte ve öldüklerinde Allah'a kavuşacaklarına değil birbirlerine kavuşacaklarına inanmaktadırlar. Son anda ölüm meleklerine gördüklerin de gerçeği anlarlar ancak artık iş işten geçmiştir. Şirke dayalı romantik sevgi anlayışı toplumda "aşk", "Romantizm", saf ve temiz duygular vb. şeklinde masum gösterirler. Hatta yüceltilip teşvik edilirler. Özellikle genç yaştaki insanları etkisine alan bu romantizm telkinin akıl ve şuurun gelişmesini engellediği için dinden, imandan, yaratılış amaçlarında haberi olmayan, Allah'ı unutmuş, Allah sevgisini, Allah korkusunu bilmeyen, şirki doğal bir davranış, bir yaşam tarzı haline getirmiş sapkın nesiller ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Televizyonlarda ve filmlerde romantizm ve duygusal konular çok yoğun bir şekilde insanlara empoze edilir. Duygusallık adeta insanın doğal bir ihtiyacı olarak öne sürülür. Romantizm şarkılarda, şiirlerde, kitaplarda en revaçta, en ön planda işlenen temadır. Şeytan duygusallığın insanların ekletmelerini, gerçekleri görmelerini Allah'ı anmalarını, yaratılış amaçlarını ve ahireti düşünmelerini engelleyen, onları dini yaşamaktan uzaklaştıran, şirke batıran bir illet olduğunu çok iyi bilir. Bu yüzden her kesimdeki ve her sektördeki yandaşlarını, duygusallık telkinini en yoğun ve sık olarak ayakta tutacak biçimde yönlendirilir.&lt;br /&gt;Bu dünyada romantizm nedeniyle gözü kapalı bağlandığı, ilah edindiği eşini, kişi ahirette kendi nefsini kurtarmak için fidye olarak vermeye kalkacaktır. Gözündeki perde kalkmış, kendisine vaat edilen azabın gerçek olduğunu anlamıştır. Kuranda bu kimselerin ahirette ki tavırları şöyle tarif edilir : "Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; kendi eşini ve kardeşini ve onu barındıran aşiretini de ; yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa." (Mearic Suresi, 11-14)&lt;br /&gt;Bu nedenle, şirk koşmayı yalnızca taştan tahtadan putlara secde etmek sananlar, bu dünyada kendilerini müstağni görüp ahirette de ayette haber verildiği gibi, "Rabbimiz olan Allah'a and olsun, biz müşriklerden değildik" (En'am Suresi, 22) diyenlerden olmaktan çok sakınmalıdırlar.&lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun Yahya&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-1771377617235826500?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/1771377617235826500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=1771377617235826500' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1771377617235826500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1771377617235826500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/eytann-duygusallk-oyunu-iman-sahibi-bir.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3215112206300554668</id><published>2008-03-03T12:31:00.007-08:00</published><updated>2008-03-03T12:31:59.906-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Şeytanın Duygusallık Oyunu&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Hayatı boyunca sorumluluk almaktan kaçarak yaşamaya alışmış bir insanı düşünelim. Sadece kendi yiyeceği , içeceği, geleceği, evi, arabası, sahip olduğu mallar ile ilgilenen bir insan...Etrafında gerçekleşen olaylar, dünyanın dört bir yanında süre giden zulümler, haksızlıkla akıtılan kanlar, yaşanan acılar, çekilen açlıklar onu hiç ilgilendirmez. Yeryüzünün kargaşa, kaos, düzensizlik, bozgunculuk ve türlü haksızlıklar ile dolu olması onu hiç rahatsız etmez. Haksız yere öldürülen insanların, yiyecek bir parça ekmek dahi bulamayan çocukların varlığına aldırmaz.‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ şeklinde sapkın bir bakış açısına sahiptir; sadece kendini düşünür, kendi için yaşar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda bu tarz insanlara sık sık rastlamak mümkündür. Böyle yaşadıkları takdirde rahat edeceklerini, dertten, tasadan uzak, huzur içinde olacaklarını düşünen insanların sayısı çoktur. Oysa başka insanlara zulmedilen, haksızlık yapılan, acı çektirilen bir ortamda kişinin kendi başının derdine düşmesi, hiçbir şekilde vicdana sığmayacak bir davranıştır.&lt;br /&gt;Böyle bir dönemde her insanı bekleyen büyük sorumluluklar vardır. Açlık çeken, haksız yere yurtlarından sürülen zavallı insanları, yine haksız yere öldürülen, katledilen kişileri bulundukları durumdan kurtaracak güçlü bir imana herkes sahip olabilir. Yeryüzünü bu durumdan kurtarmaya çalışmak, akıl ve vicdan sahibi her insanın üzerine düşen bir sorumluluktur.&lt;br /&gt;Siz bu satırları okurken ‘peki ama ben ne yapabilirim?’ diye düşünüyor ya da ‘benim yapacağım şeyle ne olabilir ki?’ diyor olabilirsiniz. Ama herkesin böyle dediğini bir düşünün...Bu durumda yeryüzünde kötülüklere karşı iyiliği savunan tek bir kişi dahi kalmazdı. Oysa her dönemde iyiliği savunan insanlar olmuştur. Bu kişiler korkusuzca öne çıkmışlar, iyiliği yeryüzüne yerleştirmeye ve onu ayakta tutmaya çalışmışlardır. İşte bu kişilerin temel özellikleri Allah’tan korkmaları, vicdanlarının sesini dinlemeleri, son derece cesur ve atak davranmaları, sorumluluk almaktan korkmamalarıdır.&lt;br /&gt;Dünyanın dört bir yanına yayılmış olan zulüm ve haksızlıkların yerine iyiliği, güzelliği ve adaleti yerleştirmek için gerekli olan en önemli şey, hak bilinen yolda ‘cesur’ adımlar atmaktır. Belki de ‘insanlara iyiliği tavsiye etmek için cesur olmaya ne gerek var?’ diye düşünüyor olabilirsiniz. Oysa cesaret, kötülüğün yeryüzünden kaldırılmasını isteyen insanların en çok ihtiyaç duyacakları şeylerden biridir.&lt;br /&gt;Cesaret ve kararlılığın ‘iyiliği emretme, kötülükten men etme’ konusunda ne kadar önemli olduğunu anlamak için, peygamberlerin ve yaşamlarını Allah yolunda hizmete adamış müslümanların kötülüğe karşı verdikleri mücadeleleri hatırlamak gerekir.&lt;br /&gt;Bu konuyu düşünmek, asırlardan beri iyiliği savunan her hareketin birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark etmek ve olayın ciddiyetini kavramak açısından etkili olacaktır.&lt;br /&gt;Kuşkusuz tarihin her döneminde dünyaya iyiliğin, güzel ahlakın, barışın ve huzurun hakim olması için çalışan insanların yanı sıra, insanları haksız yere öldüren, yurtlarından süren, yeryüzünde ahlaki dejenerasyonu yaygınlaştırmaya çalışan, zayıf olanı ezmeye, böylece kendini yüceltmeye çalışan çok sayıda insan yaşamıştır.&lt;br /&gt;Nasıl ki müslümanların hedefi güzel ahlakı insanlar arasında yaygınlaştırmaksa, bu kişilerin hedefi de kötülüğü tüm dünyaya yaymaktır. Bu nedenle, iyilik yönündeki her faaliyeti durdurmak istemelerine şaşırmamak gerekir. Tarih boyunca yaşananlar da hep bunu göstermiştir. Güzel ahlakı tavsiye eden peygamberler ve onları izleyen müminler her dönemde baskı altına alınmaya çalışılmışlar, çirkin ve asılsız iftiralarla, çeşitli sindirme yöntemleriyle engellenmek istenmişlerdir.&lt;br /&gt;Ama bu noktada yeryüzünde iyiliğin, huzurun, güzel ahlakın yerleşmesini istemeyenlerin hiç bilmedikleri ve hiçbir şekilde kavrayamadıkları ilahi bir sır tecelli eder: Müslümanlar her zaman, ‘ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır ’ (Saffat Suresi, 173) ayetinin işaretiyle inanmayanlara galip gelirler. Bu, Allahın vaadidir. Allah kendi yolunda cesaret ve kararlılıkla mücadele edenleri bu dünyada inkarcılara karşı mutlaka galip getirir, ahirette de samimi çabalarının karşılığında onları cennetine koyar. Allaha güvenen, O’nun emrettiği güzel ahlakı yaşama ve yaşatma konusunda kararlı davranan herkes Allah tarafından sonsuz nimetlerle ödüllendirilir. Kim peygamberlerin ve samimi müminlerin gösterdikleri cesareti ve kararlılığı gösterir, doğru yolda yılmadan ilerlerse, bu durumda cennettekilerden olmayı umanlardan olabilir. Allah bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:&lt;br /&gt;Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cehd edenler(çaba harcayanlar); işte onlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 218)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3215112206300554668?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3215112206300554668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3215112206300554668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3215112206300554668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3215112206300554668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/eytann-duygusallk-oyunu-hayat-boyunca.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3286045450062574309</id><published>2008-03-03T12:31:00.005-08:00</published><updated>2008-03-03T12:31:39.911-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Siyasi Liderin Özellikleri&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Lidersiz bir teşkilat,başsız ve itaatsiz bir cemaat ve Komutansız bir ordu ve cihat düşünülemez. Bütün nakli ve akli deliller .. Yani, hem vahye dayanan Kitap, sünnet, icma ve içtihat esasları ve hem de bütünüyle insanlık tarihi ve tecrübeleri gösteriyor ki, devletlerin kurulmasında ve yıkılmasında olsun... Milletlerin yükselmesinde ve yozlaşmasında olsun... Sistemlerin ve medeniyetlerin oluşmasında ve olgunlaşmasında olsun. Savaşların kaybedilmesinde ve kazanılmasında olsun, bütün bunların hepsinde Lider ve komutanların rolü pek büyük olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;Lider ve komutanların başarılı veya başarısız olmalarında ise, kendi şahsi kabiliyet ve cesaretleri yanında, askerlerinin ve cemaatlerinin gayret ve sadakatlerinin de önemli bir etkisi ve katkısı olduğu inkar edilemez.&lt;br /&gt;Bu nedenledir ki Cenabı hak: Ey iman edenler! Allah’a itaat ediniz (Kurana uyunuz) Rasul’e itaat ediniz (Sünnetine ve Hayat sistemine tabi olunuz) ve sizden olan Ulu’l-Emre (yetkililere ve yöneticilere) de (itaat edip Haklarını koruyunuz)” buyurmaktadır.[1]&lt;br /&gt;İlim adamlarının ittifakıyla, devlet ve teşkilat lideri olabilmenin dört tane şartı sayılmıştır:&lt;br /&gt;1-İlim ve dirayet,&lt;br /&gt;2-Liyakat ve ehliyet,&lt;br /&gt;3-Siyasi kabiliyet,&lt;br /&gt;4-Sıhhat ve selamet.[2]&lt;br /&gt;Şimdi önemli değişmelere ve yeni devrimlere öncülük yapacak bir lider de bulunması gereken bu vasıfları izah edelim:&lt;br /&gt;1-İLİM: Temel altyapı ilimlerine sahip olarak yeterli ve tutarlı bir bilgi birikimine erişmek... İnsani hedefler gözetilerek ülkenin ve toplumun sorunlarına gerekli ve gerçekçi çözümler üretebilmektir.&lt;br /&gt;Mutlaka ihtiyaç duyulan Adil bir Dünya Düzeninde;&lt;br /&gt;a)Değeri değişmeyen sağlam para, faizsiz banka ve kredi ve adil vergi konularını içeren EKONOMİK şartların,&lt;br /&gt;b)Demokrasi ve hukuk kurallarına dayalı, siyasi ve idari yapılanmanın&lt;br /&gt;c)Farklı inançların, huzur ve hoşgörü içerisinde kendilerine hizmet sunacak dini ve ahlaki kurumların&lt;br /&gt;d)Çağdaş eğitim ve öğretim sistemi ve ilim nizamının .. nasıl oluşacağını ve ne şekilde uygulanacağını? Bilmeyen ve beceremeyen kimseler de ilim sıfatı yok demektir.&lt;br /&gt;Bu konulardan anlayan ve bu sorunları aşacak program ve projeler ortay koyan kimseler ise, ilim sahibi seçkin insanlardır.&lt;br /&gt;Çünkü ilim rasgele bilgi toplama veya diploma işi değil, özel bir anlayış, feraset ve dirayet meselesidir.”[3]&lt;br /&gt;Öyle ise sadece nutuk çekmek ve sloganlaşmış bazı sözleri ezberlemekle, büyük değişimlere öncülük etmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;2-EHLİYET: Sorumluluğunu üstlendiği toplulukların ve tüm insanlığın lehine ve aleyhine olan durumları çok iyi bilmek... milli menfaatlerimiz açısından yararımıza veya zararımıza sonuçlanacak hususları önceden tahmin ve tespit etmek... Mevcut şartları ve imkanları yerinde ve yeterince değerlendirmek. Ve böylece her bakımdan Liderliğe liyakat kesbetmektir.&lt;br /&gt;Bugün İnsanlığın baş belası olan Siyonizm’in beynelmilel teşkilat ve tuzaklarını bilmeyen.... Masonik çevrelerin ülke yönetimindeki etki alanlarını ve gizli araçlarını fark edemeyen... Ve bunlara karşı yeterli tedbirleri alabilme feraset ve cesaretini gösteremeyen kimselerin, “liderlik ehliyeti” yok demektir.&lt;br /&gt;“Filan iyi göz dolduruyor, filan vitrine çok yakışıyor” gibi sözler ise aklen de, ilmen de geçersizdir.&lt;br /&gt;3-SİYASİ KAABİLİYET: Haklı hedefler ve hayırlı hizmetler için yola çıkan teşkilat ve cemaatini, başarıyla sevk ve idare etme yeteneğidir. Toplumu en az zararla ve en emin yollardan hedefe ulaştırmasını bilmek ve becermek özelliğidir. Herkesi kendi ayarında ve kendi diyarında idare edebilme mesleğidir. İnsanlardan şahsi kabiliyetleri ve özel marifetleri doğrultusunda yararlanabilme ferasetidir. Düşmanlarının ve rakiplerinin hile ve hücumlarını bile, onların aleyhine çevirebilme gayret ve cesaretidir.&lt;br /&gt;Ve tabi masonik merkezler böylesi seçkin kabiliyetleri körletmekte ve kötülemekte, kullanabilecekleri tipleri istemekte ve reklam etmektedir.&lt;br /&gt;4-SIHHAT VE SELAMET: ise, Liderlik görevini yürütmeye mani olacak şekilde,&lt;br /&gt;Dengesizlik ve geri zekalılık, körlük, sağırlık, dilsizlik gibi bir sakatlık ve ağır hastalık gibi arızalardan, esirlik ve hapislik gibi durumlardan uzak bulunma halidir.&lt;br /&gt;Şimdi bir hareketin ve cemaatin başında, ilmi, ahlaki, siyasi ve ekonomik “Adil Yeni Dünya Düzeni” projelerini üretecek ve yürütecek bir İLM’e&lt;br /&gt;Siyonizm’i ve zulüm sistemini ve diğer düşmanların stratejisini en iyi tanıyacak ve karşı tedbirleri alacak bir EHLİYETe&lt;br /&gt;Yüzlerce farklı teşkilatı ve cemaatı başarıyla sevk ve idare edecek üstün bir SİYASİ KABİLİYETe&lt;br /&gt;Ve yine kusursuz sağlam bir fiziğe ve güçlü bir enerjiye sahip, mükemmel bir Lider dururken, oturup yeni lider arayışlarına girişmek, ya anlayış kıtlığına veya insaf noksanlığına alamettir.&lt;br /&gt;Kaldı ki bizler kendimizi değiştirmedikçe ve Allah yolunda hizmet ve mesuliyet yüklenmedikçe ve üzerimize düşen görevleri yerine getirmedikçe, her gün yeni bir Lider gelse bile, yine durumumuz değişmeyecektir.&lt;br /&gt;İtaat yerine itiraz eden, emir dinleyeceğine devamlı eleştiren, istenmeyen neticelerin sebebini kendi tembelliğinden değil, liderinden zanneden kimseler iflah olmazlar.&lt;br /&gt;Nasıl ki liyakatsiz ve istikametsiz yöneticileri değiştirmek ve düzeltmek için demokratik düzlemde gayret ve cesaret göstermeyen toplulukların iflah olmadıkları gibi.&lt;br /&gt;Hem bütün ulemanın ittifakına göre bir Lider ancak 1-Ya dinden dönmesi ve hıyanetinin kesinleşmesi 2- Veya kendi eceliyle ölmesi&lt;br /&gt;3- Yahut başaramayacağını itiraf edip vazgeçmesi. Veya Ehl-ül hal vel akd”in (milletvekillerinin ve yetkili mercilerin) çoğunlukla böyle bir kanaat üzerinde ittifak etmesi. 4- Ya da sıhhat şartlarından birinin yitirmesi durumunda yerine başka birini getirilmesi düşünülebilir.&lt;br /&gt;Bunun dışında dava önderleri, tabii ve daimi liderdir. Bazı teşkilatların başına resmiyette kimlerin getirileceği konusunda da elbette herkesten ziyade tabii Lider söz sahibidir. Üstelik tabii Liderler, o makama kendi gayreti ve marifetiyle gelen ve yine şahsi feraset ve faziletiyle o görevi yürüten kimselerdir. Başkalarının gündeme getirmesi ve desteklemesiyle bir yere gelenler, tabii Lider değil, sadece “tabi- bağımlı ve güdümlü” Lider olabilir.&lt;br /&gt;Dinimize ve davamıza düşmanlıkları öteden beri bilinen malum ve melun kesimlerin, içimizden bazı isimleri öne çıkarmaları ise oldukça düşündürücü bir durum değil midir?&lt;br /&gt;Ve şimdi Liderlik hevesine kapılanların kendi kendilerine sormaları lazım! İNANCIMIZIN VE İLİM ADAMLARIMIZIN, BİR LİDERDE ARADIĞI BU ŞARTLARDAN BİZDE BULUNAN HANGİSİDİR?&lt;br /&gt;Öyle ise, ismimizin sahtekar medyanın ağzında sakız yapılmasına fırsat verilmemelidir.&lt;br /&gt;Birlik ve bütünlüğümüze asla gölge düşürülmemelidir.&lt;br /&gt;Reklama değil, hakikate önem verilmelidir. Resmiyetten ziyade samimiyetle düşünüp değerlendirmelidir.&lt;br /&gt;Çünkü, inançlı ve dürüst kimseler için karar verirken, gündelik kavramlar değil, imani ve insani kurallar önceliklidir.&lt;br /&gt;Nefis atına binenlerin, hangi kayalıklara çarpacağı ise belli değildir. &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3286045450062574309?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3286045450062574309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3286045450062574309' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3286045450062574309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3286045450062574309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/siyasi-liderin-zellikleri-lidersiz-bir.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5056085340898866827</id><published>2008-03-03T12:31:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:31:26.293-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kur'an'da İhlas&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Hayalinizde iki insan canlandırın. Bu insanların her ikisine de dünya hayatında Allah'ın rızasını kazanabilecekleri kadar bir süre tanınmış, doğrudan ve yanlıştan yana her şey anlatılmış olsun. Bu kişiler hayatlarının sonuna kadar dinin gereklerini yerine getirip, görünüşte Müslüman’ca bir hayat sürsünler. İkisi de her konuda başarılı, iyi bir işe ve aileye sahip, sevilen ve sayılan birer insan haline gelsinler. Bu iki kişinin yaşantılarına şahit olan insanlara, hangisinin hayatta daha "başarılı" olduğunu soracak olursanız, 'en çalışkan ve en atak olanı ya da en çok çaba harcayanı' gibi yanıtlar alabilirsiniz. Ancak dikkat edilirse "başarılı" kelimesini tanımlayan bu cevapların, Kuran'a göre değil de dünyevi kıstaslara göre verilmiş olduğu anlaşılacaktır. Kuran'a göre ne çok çalışmak, ne çok yorulmak, ne de insanlardan saygı ve sevgi görmek bir üstünlük nedeni değildir. İnsanları Allah katında üstün kılan özellik imanları, Allah rızasını kazanmak için yaptıkları salih ameller ve tüm bu amelleri yaparken kalplerinde sakladıkları niyetleridir. Allah bu durumu bizlere Kuran'da söyle bir örnekle açıklamıştır:&lt;br /&gt;"Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O' na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver." { Hac Suresi, 37}&lt;br /&gt;Ayette belirtildiği gibi Allah adına bir hayvan kesen kişinin yaptığını Allah katında değerli kılan, bu kişinin takvası, yani Allah korkusudur. Bir insanın Allah'ın adını anarak kestiği hayvanların etlerinin ya da kanlarının -eğer insan bunu Allah rızası için yapmıyorsa- Allah katında bir değeri yoktur. Önemli olan insanın bir salih amelde ya da bir ibadette bulunurken bunu salih bir niyetle yapması ve Allah'a karşı samimi olmasıdır. Dolayısıyla kişiye Allah katında değer kazandıran sadece yaptığı iyilikler, yerine getirdiği ibadetler, gösterdiği tavırlar, söylediği güzel sözler değildir. Tabi ki bunlar her Müslüman’ın hayatı boyunca yapması gereken salih davranışlardır ve her birinin hesap gününde güzel bir karşılığı olacağı umulmaktadır. Ancak asıl önemli olan kişinin tüm bunları yaparken Allah'a karsı ne kadar samimi olduğudur. Önemli olan yaptığı islerin çokluğu değil, insanın İhlasla ve samimi bir kalple Allah'a yönelmesidir.&lt;br /&gt;İhlas, "insanın yaptığı isleri, hiçbir menfaat gözetmeksizin, başka hiçbir beklenti içerisine girmeksizin sadece Allah emrettiği için yapması"dır. İhlas sahibi bir insan yaptığı her iste, attığı her adımda, söylediği her sözde, ibadetinde ya da günlük hayatında gönülden Allah'a yönelir ve katıksız olarak O'nun rızasını hedefler. İşte bu da ona güçlü bir iman verir ve onu 'takva' sahibi bir insan haline getirir. Kuran'da insanların Allah katındaki asil üstünlük ölçülerinin de bu olduğu bizlere söyle açıklanmıştır:&lt;br /&gt;... Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. { Hucurat Suresi, 13 }&lt;br /&gt;Kuran'ın pek çok ayetinde "sadece Allah'ın rızası gözetilerek" yapılan salih amelin önemine dikkat çekilmiştir. Ancak buna rağmen kimi insanlar bu konunun önemini göz ardı ederler. Bir işe baslarken, bir konuşma yaparken, bir yardımda ya da bir özveride bulunurken kalplerindeki niyetlerinin halis olup olmadığını düşünmeye gerek duymaz, "Nasıl olsa ibadetlerimi yerine getiriyorum" diyerek yaptıklarını yeterli görürler. Oysa Allah Kuran'da hayatlarının sonuna kadar çalışmış, çaba harcamış olup da yaptıkları boşa gitmiş insanların durumundan bahsetmektedir. Demek ki her insanın Ahiret gününde böyle bir ihtimalle karşılaşması söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;Allah "O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.' Çalışmış, boşuna yorulmuştur.” { Gaşiye, 88/2-3 } ayetiyle tüm insanları böyle önemli bir tehlikeye karşı uyarmıştır. Dolayısıyla insan Ahirette iki farklı durumla karşılaşabilir. Hayatları boyunca görünüşte neredeyse birbirleriyle aynı işleri yapan, aynı çabayı harcayıp, aynı azmi gösteren iki insan sırf niyetlerindeki farklılık nedeniyle Ahirette farklı karşılıklar alabilirler. Hesap gününde İhlas sahipleri cennetle müjdelenirken, hayatları boyunca İhlası gözetmeyenler ise sonsuz cehennem azabıyla karşılık görürler. Bu yazının amaçlarından biri hayatları boyunca katıksızca Allah'ın rızası için yasamayan insanları, yaptıkları amellerin boşa gitmesi ihtimaline karsı uyarmak ve hesap günü gelmeden evvel İhlasa davet etmektir. Bunların yani sıra tüm iman edenlere İhlası zedeleyecek düşüncelerin, sözlerin ve amellerin sonsuz Ahiret hayatları açısından ne kadar önemli olduğunu bir kere daha hatırlatmaktır. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun YAHYA&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5056085340898866827?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5056085340898866827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5056085340898866827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5056085340898866827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5056085340898866827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kuranda-ihlas-hayalinizde-iki-insan.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-8737111557840778884</id><published>2008-03-03T12:31:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:31:07.959-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;İyilik Yapan İyilik Bulur&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Allah'ın Kuran'da bildirdiği sırlardan bir diğeri de, iyilikte bulunanların Dünyada ve ahirette mutlaka iyilikle karşılık görecekleridir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın Arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir." (Zümer Suresi, 10)&lt;br /&gt;Ancak, bunun için gerçek iyiliğin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Her toplumda yaygın olan bir iyilik anlayışı vardır; güleryüzlü olmak, dilencilere para vermek veya her şeyi anlayışla karşılamak gibi. Oysa gerçek iyilik Kuran'da bildirildiği gibidir. Allah, bir ayette gerçek iyiliğin ne olduğunu şöyle açıklar:&lt;br /&gt;Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)&lt;br /&gt;Ayette de dikkat çekildiği gibi, bir kişinin iyilikte bulunması, Allah'tan korkup sakınarak, ahiretteki hesabını düşünmesi ve vicdanını kullanarak her an Allah'ı en çok hoşnut edecek davranışı seçmesidir. Allah, imanlarından, Allah korkularından ve Allah'a duydukları sevgiden dolayı sürekli iyilik işleyenleri seveceğini ve onlara iyilikle karşılık vereceğini bildirmektedir:&lt;br /&gt;Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, 148)&lt;br /&gt;...Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)&lt;br /&gt;Bu, iyilikte bulunarak fedakarlık yapanlara, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için ciddi bir çaba gösterenlere Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir müjdedir. Allah, hem dünyada hem de ahirette böyle insanları güzel bir hayatla yaşatacağını müjdelemektedir. Bu, hem maddi hem de manevi nimetlerde bir artıştır. Kuran'da kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülke kavuşan Hz. Süleyman, Mısır hazinelerinin yönetimine geçen Hz. Yusuf bu konuda örnektirler. Allah, Hz. Muhammed için de "Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?" (Duha Suresi, 8) ayetiyle, Peygamberimiz'in üzerine yaydığı nimetini bildirmektedir.&lt;br /&gt;Unutmamak gerekir ki, dünyada güzel ve ihtişamlı bir yaşam yalnızca geçmişte yaşamış müminlere verilmiş bir nimet değildir. Allah her dönemde iman eden kullarını güzel bir hayatla yaşatacağını da vaat etmiştir:&lt;br /&gt;Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)&lt;br /&gt;Müminler hiçbir zaman dünyanın peşinde koşmazlar. Dünya malının, itibarının ve gücünün hırsını yapmazlar. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, onlar ahireti satın almak için canlarını ve mallarını satarlar. Ne alışverişleri, ne ticaretleri onların ibadetlerini, Allah'ı anmalarını, din için hizmette bulunmalarını engellemez. Hatta, açlık ve yoksullukla denendiklerinde dahi, son derece teslimiyetli ve sabırlı olurlar ve asla şikayette bulunmazlar. Peygamberimiz döneminde hicret eden müminler bunun bir örneğidir. Onlar, Allah yolunda evlerini, işlerini, ticaretlerini, tüm mallarını, bağlarını, bahçelerini arkalarında bırakarak, başka bir şehre gitmişler ve çok azla yetinmeyi bilmişlerdir. Bunların karşılığında ise sadece Allah'ın kendilerinden hoşnut olmasını dilemişlerdir. Allah, müminlerin bu samimi, katıksız olarak ahiret yurdunu düşünen kanaatkarlıklarına karşılık olarak onları daima rızıklandırmış ve güzel ve temiz nimetler içinde yaşatmıştır. Bu nimetler ve zenginlikler ise onların dünyaya bağlanmalarına değil, aksine Allah'a şükredip O'nu anmalarına vesile olmuştur. Allah'ın vaadinin bir sonucu olarak, bu ahlaklarına karşılık her mümin dünyada güzel bir hayatla yaşar.&lt;br /&gt;HER İYİLİĞİN KAT KAT ARTIRILARAK SAHİBİNE DÖNMESİ&lt;br /&gt;Allah iyilikte bulunan kullarına verdiği karşılığı kat kat artıracağını da vaat etmiştir. Allah'ın Kuran'da bu konu ile ilgili olarak bildirdiği ayetlerden bazıları şöyledir:&lt;br /&gt;Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (En'am Suresi, 160)&lt;br /&gt;Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir ecir verir. (Nisa Suresi, 40)&lt;br /&gt;Allah'ın iyiliğin karşılığını kat kat kılmasının en güzel göstergesi dünya hayatı ve ahiret hayatı arasındaki farktır. Dünya hayatı ortalama 60 yıl süren çok kısa bir zaman dilimidir. Oysa bu dünyada salih olan, iyilik yapan insanlar, kısacık bir ömürde yaptıkları iyiliklere karşı ahirette sonsuz bir güzellikle karşılık göreceklerdir. Allah bu vaadini bir ayetinde şöyle bildirmiştir:&lt;br /&gt;Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır… (Yunus Suresi, 26)&lt;br /&gt;Bunun ne kadar büyük bir mükafat olduğunu anlayabilmek için "sonsuz" kavramı üzerinde biraz düşünmek gerekir. Dünya üzerinde bugüne kadar yaşamış ve bundan sonra yaşayacak olan tüm insanların, hayatlarının her saniyesini sayı sayarak geçirmiş olduklarını düşünelim. Kuşkusuz bu insanların tümünün saydıkları sayılar ard arda eklenerek bir sayı elde edilse, burada telaffuz edilemeyecek büyüklükte bir sayı çıkar. Ama bu olağanüstü sayı dahi "sonsuz" kavramının yanında sıfırdan farksızdır. Çünkü "sonsuz" demek asla bitmeyen ve tükenmeyen bir süre demektir. Dünyada Allah için yaşayan insanların ahirette yurtları cennet olacak ve orada süresiz kalacak, sınırsızca nefislerinin istediği ve ruhlarının zevk aldığı herşeye sahip olacaklardır. Kuşkusuz bu, Allah'ın rahmetinin genişliğini kavrayabilmek için üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.&lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun YAHYA&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-8737111557840778884?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/8737111557840778884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=8737111557840778884' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8737111557840778884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8737111557840778884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/iyilik-yapan-iyilik-bulur-allahn.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-6217459008580850677</id><published>2008-03-03T12:30:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:30:43.999-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Ahde Vefa!.. Yılmadan, Bozulmadan...&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;“Andolsun, Allah (cc) size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O’nun izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğimiz (zafer) size gösterildikten sonra siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah müminlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır” (Al-i İmran, 152)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Büyük mücadeleler insanlık tarihi boyunca büyük badirelerden geçirilen, türlü zorluklarla sınanan bir karaktere sahiptir. İnsanlığın yaşamında köklü değişiklikler yapacak inkılabî hareketlerin hedeflerine ulaşmaları için geçirilen çok çetin imtihanlar, sonuç itibariyle lehte nihayet bulacaktır. Bu hak veya batıl çizgide tüm oluşumlar için böyledir.&lt;br /&gt;Siyonist globalizmin bu gün yeryüzünde hüküm ferma olmasının temelinde, öncelikle hedeflerine samimi bir şekilde inanmış olması gelir. Akabinde ise, inanılan hedefe kilitlenerek bütün gücüyle çalışması... 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde 258 kişilik Yahudi delegasyonunu toplayan Teodor Herzel isimli Yahudi gazeteci toplantıda “Kısa ve uzun vadede 3 adımlı büyük karar” alınmasına öncülük etti. 100 yıllık plan ve program yaptılar. İlk hedef olan 50 yıl içerisinde Filistin bölgesinde bir İsrail devleti kurmak amacını yerine getirmek için bu çalışmanın alt yapısını gerçekleştirmek üzere İtalya’da profosörlük yapan Emanuel Karasso görevlendirilince evini, makamını, her şeyini terkederek Filistin bölgesine gitti ve orada çalışmalarına başladı. Bu ve benzeri gayretler 1945 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla neticesini verdi.&lt;br /&gt;Albert Einstein’ın dünyada o devrin en büyük fizikçisi olduğu halde kapı kapı dolaşıp İsrail Devleti için para toplaması, Helena Robinson’un “Büyük İsrail” için tüm iş hayatını düzenlediğini ifade etmesi, “Büyük gayeler için yüksek gayretler ortaya koymak gerektiğini” gözler önüne sermektedir.&lt;br /&gt;Kuvveti hak sebebi sayan bu bozuk anlayışın yeryüzündeki negatif tesirlerini elimine etmek ve tüm insanlığı kuşatacak bir “Saadet Düzeni” kurmak amacıyla yola çıkmış çok kutlu, yüce bir oluşumun Allah (cc)’ın vaadi olan güzel günlere ulaşma gayretleri devam edip giderken, saadet ikliminin çiçeklerinin kokuları burunlarımızı okşamaya başlamışken tam bu esnada gösterilen yılgınlık, dünyevileşme, emir hakkında çekişmeler yüreklerimizi dağlıyor, sızı veriyor. Ne oluyoruz, ne değişti! Allah mı değişti?(Haşa) Cennet ve Cehennem, bunu haketmek veya düçar olmanın şartlarımı farklılaştı? İbadet, Cihad gibi hizmetlerin Kur’an perspektifindeki konumları ve değerlerimi başkalaştı?..&lt;br /&gt;Hayır, herşey aynı! Peki, neden böyle? Bunun cevabı açık: Öncelikle, büyük gayelerin himmetleri de büyük olacaktır. Büyük himmetler için cidden zor sınavlara tâbi tutulmak gerekecektir. Tevbe 16’da denildiği gibi “ Yoksa siz zannetiniz mi ki kendi halinize bırakılacaksınız. Allah içinizden cihad edenleri Allah(cc) ve Rasulü’nden ve müminlerden başkasını dost edinmeyenleri bilmeyecek? Halbuki Allah(cc) bütün yaptıklarınızdan haberdardır” hükmü gerçekleşecek, samimi duygularla ancak mantığı yüksek ideallerin tahakkuku için Rabbinin rızasını kazanmak amaçlı yola çıkanlar mümin topluluğundan başkasını dert edinmeyenler ve diğerleri yarışacaktı.&lt;br /&gt;Zayıf karakterli, korkak tıyniyetli, basit amaçlı, dünyalık dertli, sonsuzluk körü olmak yada Ebu Bekirler, Ömerler, Osmanlar Aliler, Sad bin Ebu Vakkaslar, Talha bin Ubeydullahlar, Usameler, Mus’ablar olmak... Ya dünya ve Ahiret saadeti yolunda yürümek yada ateş çukurunun dibinde develenmek! Aslında tüm olgular bu merkezde belirginleşmiş oluyor.&lt;br /&gt;Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Kısacık bir imtihan diyarıdır. En büyük meselemiz ise iman eden kimseler olarak bu hidayet nimetini haketmeye çalışmaktır. Öyleyse servet, şehvet, taht, şöhret gibi tuzaklara kapılmadan sadakatimizi bozmadan, tuttuğumuz eli bırakmadan yolumuzdan yürüyeceğiz. Gelişen olumsuzluklar, (zalim anlayışların planları) mutlaka boşa çıkacak, zira tüm olaylar müminlerin lehinde olarak Allah(cc) tarafından özel olarak planlanır. Şer olarak gördüğümüz şeyler, inşaallah sonuç itibariyle hayra inkılap edecektir.&lt;br /&gt;Dünyaya yeniden gelmek ve tekrar imtihan edilmek gibi bir şık yok. En önemli meselemiz, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından kendimizi kurtarmaktır Herşeyi bir kenara koyup akıl ve vicdan rehberliğinde “Allah’a Koşun” emrine sadık kalacağız. Saçlarının her telini davası için ağartmış, kendisini insanlığın saadetine adamış gül yüzlü sevgiliye verdiğimiz ahde, vefa göstereceğiz. Yılmadan, yorulmadan, bozulmadan, kokuşmadan vargücümüzle... Biz saatlerimizi zafere ayarladık...&lt;b&gt;&lt;i&gt;Sadık ZORLU&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-6217459008580850677?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/6217459008580850677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=6217459008580850677' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6217459008580850677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/6217459008580850677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/ahde-vefa.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3883867944894776416</id><published>2008-03-03T12:30:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:30:17.543-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Beş Başlık Yİrmibeş Hastalık&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;İnsanın yozlaşmasına, yabancılaşmasına ve yoldan çıkmasına neden olan etkenleri beş ana başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar :&lt;br /&gt;&lt;b&gt;A- BİLGİSİZLİK { CEHALET }&lt;br /&gt;B- SEVGİSİZLİK { VAHŞET }&lt;br /&gt;C- İLGİSİZLİK { GABAVET }&lt;br /&gt;D- GAYESİZLİK { GAFLET }&lt;br /&gt;E- GAYRETSİZLİK { ATALET }&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Şimdi bunları maddeler halinde açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;A- Bilgisizlik (Cehalet)&lt;br /&gt;1- Kur’anî gerçeklerden ve ilmi gelişmelerden habersiz ve bilgisiz kalmak, sürekli öğrenme ve kendini yenileme gereği ve gayreti duymamak.&lt;br /&gt;2- Yaratılış amacından ve kulluk şuurundan uzak bulunmak. Allah’a ait özellikleri başka varlıklara yakıştırmak.&lt;br /&gt;3- Dünyanın gerçek değil, geçici ve gölge görüntüler olduğunu anlamamak, görevlerini yaptıktan ve meşru girişimlerde bulunduktan sonra kendi kaderlerine ve kısmetlerine razı olmamak.&lt;br /&gt;4- Bütün alemlerin ve kendisinin, Allah’tan bağımsız ve başı boş bulunduklarını, yaratılıp kendi hallerine bırakıldıklarını sanmak.&lt;br /&gt;5- Allah’ın farkında olmaksızın, her an O’nun huzurunda imtihan edildiğinin ve sonunda cennet ve cehenneme erişeceğinin ciddiyetini taşımaksızın yaşamak.&lt;br /&gt;B- Sevgisizlik (Vahşet)&lt;br /&gt;1- Kendi arzularını ve çıkarlarını her şeyin ve herkesin üstünde tutmak. İnsanlara sadece kendisine yararı ve yakınlığı kadar önem vermek.&lt;br /&gt;2- Başkalarına, Allah için ve karşılıksız merhamet ve muhabbet duymamak. İnsanların derdiyle dertlenmemek.&lt;br /&gt;3- Affetmek, hoş görmek, güzel geçinmek, iyilik etmek yerine; kin beslemek, hor görmek, kabalık etmek ve kötülük düşünmek.&lt;br /&gt;4- İmanın temeli olan “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek” ölçüsüne uygun hareket etmemek.&lt;br /&gt;5- Yetkilerini ve fırsatlarını kötüye kullanarak bilgi ve becerilerini kıskandıkları ve kendilerine rakip saydıkları bazı masum insanlara iftira etmek ve önlerini kesmek.&lt;br /&gt;C- İlgisizlik (Gabavet: Bönlük, Basiretsizlik, Basitlik)&lt;br /&gt;1- Basit meselelerle ve bayağı meşguliyetlerle oyalanıp, önemli ama riskli konulara eğilmemek. Kaba işlere ve kabuk görüntülere saklanıp, ince hikmetlere ve perde arkası gerçeklere yönelmemek.&lt;br /&gt;2- Ülkenin ekonomik, ahlakî sorunlarını, bunların sosyal ve siyasal sonuçlarını, Kur’anî ve insanî çözüm yollarını düşünmemek.&lt;br /&gt;3- Bu sıkıntılı durumlardan dolayı şahsen suçluluk hissetmemek, görev ve sorumluluk yüklenmemek.&lt;br /&gt;4- Bazı hayırlı hizmet ve hareketlere de sadece nefsini tatmin etmek ve dostlar alış verişte görsün diye girmek.&lt;br /&gt;5- “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, nemelazımcı ve vurdum duymaz bir tavır sergilemek.&lt;br /&gt;D- Gayesizlik (Gaflet)&lt;br /&gt;1- Büyük hedeflerin değil, küçük heveslerin peşinde koşmak. Basit ve bencil hesapların adamı olmak.&lt;br /&gt;2- Uhrevi ve ebedi kazançlar yerine, dünyevi ve geçici amaçlar için uğraşmak. Oysa ruh kaptan, beden ise araba konumundadır. Yani ruh asıl, beden araçtır.&lt;br /&gt;3- Günü birlik hizmet ve hareketlerin esiri olup, yüksek ideal ve iddialarda mahrum, bayağı ve aşağı beklentiler için boğuşmak.&lt;br /&gt;4- “İslam’ın galibiyeti ve Hakkın hakimiyeti” gibi kutsal amaç ve sonuçlar konusunda ümitsiz, projesiz ve heyecansız dolaşmak.&lt;br /&gt;5- Devamlı Allah’ın rızasını aramadan, yani her konuda Allah’ın en fazla hoşnut olacağı tavrı takınmadan, boşuna çalışmak.&lt;br /&gt;E- Gayretsizlik (Atalet)&lt;br /&gt;1- Bilgi ve beceri sahibi olmak, ahlaken olgunlaşmak, Hak bir davayı omuzlamak gibi, sabır ve samimiyet gerektiren ciddiyet ve cesaret gerektiren konularda tembel ve uyuşuk davranmak.&lt;br /&gt;2- Mukaddes kurum ve kavramlara ve temel insan haklarına karşı yapılan saldırılar ve ahlaki yozlaşmalar karşısında duyarsız ve tutarsız bir tavır takınmak.&lt;br /&gt;3- Kolaycılığı ve hazıra konmayı, beleşçiliği ve başkalarının sırtından geçinmeyi gözü açıklık saymak.&lt;br /&gt;4- Kendi gururu ve çıkarı için gösterdiği kahramanlık ve fedakarlığın binde birini, dini ve davası için ortaya koymamak.&lt;br /&gt;5- Haklı bir teşkilatı ve hayırlı bir cemaati, nefsî arzuları ve siyasi amaçları için istismara kalkışmak... Umduğunu bulamayınca veya şer cephesi daha fazlasını önüne koyunca, nifak ve tefrika çıkarmak.&lt;br /&gt;Elbette terbiye ve tedavi ile fıtrat (yaratılış) değişmez. Tavuk yumurtasını, kuluçka için tavus kuşunun altına koyarsanız yine civciv çıkar.&lt;br /&gt;İnsan ahlakını dejenere eden ve toplumsal barışı dinamitleyen, ekonomik ve siyasi hayatı kirleten bu yirmi beş hastalık, manevi tedavi ve terbiye ile giderilebilir. Böylece huysuz ve huzursuz bir insan, uyumlu ve uygar biri haline getirilebilir. Zaten hayat, nefsin fani ve fena heves ve hilelerine karşı yürütülen bir mücadele ve mücâhede sürecidir. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Ali METİN&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3883867944894776416?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3883867944894776416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3883867944894776416' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3883867944894776416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3883867944894776416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/be-balk-yirmibe-hastalk-insann.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3549086376166634674</id><published>2008-03-03T12:29:00.005-08:00</published><updated>2008-03-03T12:29:57.187-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kuran�da Tebliğ Ve Tartışma&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;İman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin adı da tebliğdir .Buna karşın,Kuran’a göre inkarcılara ait olan “karakteristik” üslup ise tartışmadır.&lt;br /&gt;KURAN’DA TEBLİĞ: 1-Tebliğ yapan müminin kendini tanıtması.&lt;br /&gt;2-Karşı tarafa güven vermesi. 3- Tebliğcinin tebliği yalnızca bir ibadet olarak görmesi ve karşı tarafı inandırmak gibi bir sorumluluğa sahip olmadığını bilmesi&lt;br /&gt;4-Bir insanın iman etmesi sadece kendisine fayda sağlar. Yani tebliğe olumlu cevap vermesi ile “lütufta” bulunacağını sanmamalıdır. Bu kendisine hatırlatılmalıdır.(Hucurat-17-bak.)&lt;br /&gt;ALLAHIN TANITILMASI: Cahiliye,kendi ilkel anlayışlarına uygun şekilde,çarpık masalsı ve “mitolojik” bir Allah inancı geliştirmiştir. “O’nu arkanızda unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp kuşatandır.”(Hud-92)&lt;br /&gt;AHİRETİN TANITILMASI: Cahiliyye insanları ahireti, varlığı şüpheli bir “ temeni” olarak görürler. “Onlar dünya hayatından yalnızca dışta olanı dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” (Rum-7)&lt;br /&gt;TEVHİD VE ŞİRKİN ANLATILMASI:İnsanın kendi istek ve tutkularını Allahın emir ve yasaklarından üstün tutması, kendi aklını kurandan üstün görmesi başlı başına büyük bir şirktir. Eğer insan evrenin ve tüm varlıkların Allahın sıfatlarının tecellisine mazhar olan birer gölge varlık olduğunu anlarsa o zaman tek gerçek varlığın ve yegane İlahın Allah olduğunu kalben kavrar.&lt;br /&gt;DİNİN ANLATILMASI: 1-Kuran haktır ve değiştirilmemiştir:“ Şüphesiz zikri (Kuranı)Biz indirdik, Onun koruyucuları da gerçekten biziz.”(Hicr-9)&lt;br /&gt;2-Ölçü Kuran’dır. 3-Dünya imtihan yeridir:”O amel ve davranış bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.(Mülk –2)&lt;br /&gt;4-Din kolaydır ve insanın yaratılışına uygundur: “O yarattığını bilmez mi? O latif’tir habir’dir.”(Mülk-14) Amaç, insanların sıkıntı çekmeleri değil, ruhlarına en uygun olan sistem içinde Rablerini tanımaları, O’na kulluk etmeleri ve gerçek kurtuluş ve mutluluğa ulaşmalarıdır.&lt;br /&gt;5-Din kısıtlayıcı ve baskıcı değil özgürlükçüdür:Din özgürlük,dinsizlik ise baskı ve esaret getirir. “Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene andolsun. Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.”(Şems 1-10) Nefsin içindeki bu kötülüğün varlığını kabul edip ondan sakınmak, insana ‘ felahı’ yani kurtuluşu getirmektedir.&lt;br /&gt;TEBLİĞ YAPARKEN İZLENECEK YÖNTEMLER:&lt;br /&gt;1-Tebliğe uygun kişiyi teşhis edebilmek. 2- Kişi hakkında kanaat oluşana dek tebliğ yapmayı sürdürmek gerekir. 3-Kişinin tepkilerini, samimiyetini incelemek. 4- Kişinin imanı güçlenmeden ibadete dair teklifler yapmamak. 5-Müminlerin güç ve ihtişamını hissettirmek. 6- Anlatılanlar hakkında düşündüklerini sormak. 7- Kişinin karakterine en uygun ve en etkili anlatım metodunu kullanmak. 8- Kişiyi düşünmeye sevketmek. 9- Atalarının dininin etkisinden kurtarmak. 10-Cahiliye hayatını tarif etmek ve etkilerini yok etmek. 11- Konuşmalarda yönlendirici olmak: Tebliğci bu konuda dikkatli davranmalıdır. Konuşmanın kontrolünü karşı tarfa vererek onun boş ve yararsız fikirleriyle ya da çözümsüz sorunlarıyla uğraşmak büyük hata olacaktır. 12- Kişiyi yanlış davranışlardan alıkoyucu üslup kullanmak. 13- Dolaylı anlatım yapmak:Karşı tarafa söylenmek istenilen şeyi üçüncü şahıs kullanarak fakat yine de karşıdakine iletilmek istenenlerin söylenmesi sağlanabilir. 14- Vicdanını kullanmaya duyarlı olmaya yönlendirmek. 15- Anlatılanlara kayıtsız kalmamasını sağlamak. 16- Yıkıma uğrayan önceki toplumları anlatmak. 17- Ölümü hatırlatmak 18- İnsanın acizliğini anlatmak.&lt;br /&gt;FARKLI TEBLİĞ YÖNTEMLERİ&lt;br /&gt;1- Sözlü tebliğin yanısıra yazılı tebliğ metodunu uygulamak. 2- Kitle tebliği. 3- Toplumun ileri gelenlerine ve yöneticilerine tebliğ. 4- Tebliğe hazırlık yapmak. 5- Tebliğde uzmanlaşmış müminler yetiştirmek.&lt;br /&gt;TEBLİĞ YAPAN MÜMİNİN SAHİP OLMASI GEREKEN ÖZELLİİKLER&lt;br /&gt;1- İnandırmanın Allaha ait olduğunu bilmek. 2- Samimi ve içten olmak. 3- Sabırlı olmak. 4- Hikmetli konuşmak. 5- Güçlü asil ve tevazulu bir karakter. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun YAHYA'nın Kur'an'da Tebliğ ve Tartışma Kitabından Yararlanılarak Hazırlanmıştır.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3549086376166634674?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3549086376166634674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3549086376166634674' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3549086376166634674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3549086376166634674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kuranda-tebli-ve-tartma-iman-edenlerin.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-361991449035921922</id><published>2008-03-03T12:29:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:29:38.484-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kur'an'a Göre "Din" Çok Ciddi İştir&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Genelde insanlardaki bir yanlış kanı; ufak tefek bazı hayırlar yapılır, kolay tarafından bazı ibadetler de usulen yerine getirilirse ve çok kötü işler yapılmaz, günahlar da alışkanlık haline getirilmezse insanlar cennete girerler. Çünkü bu kanı sahiplerince sadece çok şerli, kötü ve lanetlik insanlar cehenneme girerler. Bu anlayışa göre insanlar için cennete girmek normal, cehenneme girmek ise istisnai bir durumdur. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bu, tamamen sapkın bir düşünce ve büyük bir yanılgıdır; çünkü gerçek bunun tam tersidir. Cennete ancak müstesna insanlar girecekler, cehenneme ise insanların çoğu girecektir! Çünkü Kur’an’a göre cennete girmek çok büyük bir başarı ve çok büyük kurtuluştur. İnsanların pek azının ancak bu büyük başarıyı göstereceği ve bu büyük kurtuluşa ereceği ayetlerde de hadislerde de kesin ifadelerle bildirilmektedir. Bu arada hemen şunu ifade etmek gerekiyor; çünkü çok önemlidir: Bu ifade ettiğimiz gerçek karşısında bir insanın hemen yılgınlığa ve umutsuzluğa kapılarak, “Öyle ise alimlerden, şeyhlerden, müftülerden, vaizlerden, imamlardan ve ünlü dini kişilerden bana sıra gelmez; onlarla yarışamayacağıma göre bu benim başarabileceğim bir şey değil” şeklindeki yanlış bir kanaate kesinlikle varmaması gerekir. Bilinmelidir ki bütün insanların, cenneti kazanma imkânı, fırsatı ve güçlüğü eşittir. Yani bir meyhanede garsonluk yapan bir kişi ile bir camide imamlık yapan kişinin cenneti kazanabilme zorluğu, fırsatı eşittir. Hatta bir evliyanın cehenneme düşme tehlikesi de her an bir şekilde yarıştan elenebilecek bir maratoncu gibidir. Bütün mesele; Allah’tan korkmak ve rızasını kazanmak için azmetmekten ibarettir. Bunun için herhangi bir kişinin hayatının herhangi bir anında Rabbine yönelmeye niyet edip karar vermesi ve gereğini yerine getirmeye azmetmesi yeterlidir. Mutlak adalet sahibi olan Allah, cehennemden kurtuluş ve cennete girme başarısını kimileri için kolay, kimileri için zor yapmış değildir. İsterse insan hiç Allah adının bilinmediği, anılmadığı bir toplumda yaşasın, isterse Mekke’de yaşasın bu güçlük ve imkânın eşitliği değişmez. Mesela, hiç peygamber ve kitaptan haberi olmayan bir insan, Allah’ın varlığını ve birliğini düşünerek idrak etse, bu onun kurtuluşu için yeter. Ancak bir sahabi, bir tek konuda Peygamber’e (sav) itiraz etse ve sonunda tövbe etmese kurtuluşa eremez. Yine bunun gibi, bir din alimi az bir şirk ve az bir nifaktan tepetakla gidebilir. Bu hususun altını çizdikten sonra, gelelim cennete girmenin sıradan bir başarı, cehennemden kurtulmanın ise hiç kolay bir iş olmadığı gerçeğine.&lt;br /&gt;Yüce Allah Ahzâb Sûresi 72. Ayetinde bakın ne buyuruyor: Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da, onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir. Görülüyor ki HAK DİN’in mensubu olmak göklerin, yerin ve dağların yüklenemeyeceği kadar ağır bir yüktür, büyük bir sorumluluktur. Bu yükün, bu sorumluluğun ağırlığını, önemini hissedememek ise gaflettir, korkunç bir aldanıştır. Unutulmamalıdır ki insanın cennete girmesi “olsa da olur olmasa da” şeklindeki bir keyfi tercih değildir; çok büyük bir ihtiyaç ve mecburiyettir. Çünkü cennet, nasıl sonsuza kadar muhteşem bir nimet ve şölen, büyük bir mutluluk ise; cehennem de o derecede dayanılmaz bir azap ve ıstıraptır.&lt;br /&gt;Cenneti hak etmenin ve cehennemden kurtulmanın, başka bir ifade ile “emaneti yerine getirmenin” niçin bu kadar zor olduğunu da Ahzâb Sûresinin yukarıya aldığımız ayetini takip eden 73. ayet açıklamaktadır: Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Cenneti kazanmanın niçin büyük bir zafer olduğunun, cehennemden kurtulmanın niçin büyük bir kurtuluş olduğunun hikmeti, nedeni işte böyle açıklanıyor. Ayette görüldüğü üzere bu yarışta elenip kaybedenlerden olmanın iki nedeni gösteriliyor: NİFAK ve ŞİRK. Nifak içindeki erkeklerle kadınlar, şirk içindeki erkeklerle kadınlar AZABLANDIRILACAK! Demek ki nifak ve şirk, insanlar arasında çok yaygın bir şey... Nedeni de önceki ayette, “Çünkü o çok zalim ve çok cahildir” şeklinde belirtilmiştir. Buradaki “cehalet”, Hakkı tanımamak, bilmemek; zulüm ise bile bile hevai nefsine uyarak, batıla dalarak kendisine kötülük etmektir.&lt;br /&gt;Evet, nifaktan ve şirkten kurtuluş hiç kimse için; ne alimler, ne şeyhler, ne veliler için....asla kolay değildir. Bu tehlike, ölünceye kadar istisnasız herkes için vardır;c kimse bundan asla emin olamaz. Nifaka ve şirke düşme tehlikesinden bir kimsenin emin olması, zaten yarışı kaybetmesinin en belirgin belirtisidir. Çünkü yarışta olduğunun bilincinde olan bir kişi, asla yarışı kaybetme korkusunu ipi göğüsleyinceye kadar içinden atamaz. Bu endişeyi bir yana bıraktığı an yarışı kaybeder. Korku, endişe, sıkıntı ve üzüntüden tam olarak kurtulmanın yeri ancak cennettir. Evet; cennete girmek bir yarış sonunda gerçekleşir ve ancak ipi göğüsleyenler girebilir. Başarı ise insanın kendisini bu yarışa adaması ile mümkündür. Ancak yine de insanın çabası buna yetmez ve mü’minlerin hatalarından sonra tevbelerini Allah kabul edip, onları affederek cennetini ihsan edecektir. Demek ki temel mesele, hakiki bir imandır. Bu ise nifak ve şirkten arınmakla olur.&lt;br /&gt;Madem ki insanların emaneti yerine getirememelerindeki nedenler olarak ayette gösterilmişler; o halde NİFAK ve ŞİRK konusu üzerinde biraz durmak gerekir. Önce hemen şunu ifade edelim ki biz, günümüzde Harun Yahya külliyatı okunmadan, nifak ve şirkin kâmil anlamda tanınabileceğini sanmıyoruz. Bir şeyi tanımadan da, ondan korunmak imkânsızdır. Allah’ın her şeye yeten mutlak gücüne, her şeyi her an varlıkta tutan sonsuz ve kusursuz yaratmasına, her şeyi kuşatan ilmiyle baştan belirlediği şekilde takdir buyurmasına, Allah’ın mutlak hakiki varlık, insan ve diğer yaratılmışların ise bir görüntü ve imgeden ibaret olduğunun şuuruna varmadan, kişi nifak ve şirkten kolay kolay kurtulamaz. Diğer bir ifade ile şirkten ve nifaktan kurtulmak için yüce Allah’ı tanıyıp iyi takdir etmek gerekir. ŞİRK ve NİFAK, Yüce Allah’ı gereği gibi takdir edememekten ve dinini bilememekten kaynaklanır. Çünkü ŞİRK, Yüce Allah’a bir bühtan ve Rububiyetine ihanettir. NİFAK ise, Allah’ın dinine bir bühtan ve müminlere ihanettir.&lt;br /&gt;Peygamberimiz (sav) bir hadisinde, ümmetinin yetmiş küsur gruba ayrılacağını ve sadece bir grubun “fırka-i naciye”, diğer bir versiyonunda “hizbusselamet” olacağını ifade buyurmuştur. Necat ve selâmet eş anlamlı olup kurtuluş demektir. Demek ki cehennemden kurtulup cennete girebilecek olan her asırda bir tek gruptur. İslam’da tefrika çıkaranlar, mümin topluluğunu bölenler inanç itibariyle nifak içindedirler; Hak dine bühtan etmeden de bunu yapamazlar. Allah’tan başkalarının da rızasına talip olanlar; Allah’tan başkalarından da kokanlar ise şirk içindedirler. Allah’a iftira atmadan şirk koşulmaz. Şirk ve nifak içinde olanların dinleri, ibadetleri batıldır. Bir Hadiste de “Mümin topluluğundan bir karış dahi ayrılan dalalettedir” buyrulmuştur. İşte böylece insanların büyük çoğunluğu çok cahil ve çok zalim olduklarından, Yüce Allah’a iftira edip şirk koşarlar ve O’nun Hak dinine iftira ederek nifak çıkarırlar. İnsanların pek azı ise bu cehaletten ve zulümden uzak kalarak büyük kurtuluşa ererler ve Allah’ın rızasını, cenneti kazanırlar.&lt;br /&gt;Şirk ve nifak, cehennemin insanlarla dolmasının asıl nedenidir. Şirk ve nifaktan uzak kalmadan, büyük kurtuluş imkânsızdır. Bu takdirde ise cennet asla ulaşılmayacak bir hayaldir. BEDİÜZZAMAN Said Nursi; “Cennet ucuz değil; cehennem gereksiz değil” diyor. Ne doğru diyor; değil mi? Onun için siz siz olun; Allah’ın ve Resulü’nün bildirdiklerine, BEDİÜZZAMAN gibi azim sahibi şahsiyetlerin beyanlarına itibar edin. Asla ne idüğü belirsiz, hümanist müsvettelerinin ucuz reçetelerine itibar etmeyin. Yoksa yanarsınız; bu işin şakası yok.&lt;br /&gt;Burada itiraza vesile edilebilecek bir husus var ki, onu da açıklığa kavuşturup konuyu noktalayalım. “İslam kolaylık dinidir; ne hakla böyle zorlaştırıyorsunuz?” sorusu... Evet, hiç şüphesiz İslam kolaylık dinidir. Ancak bu kolaylık, amellerde, yani ibadetlerin yerine getirilmesindedir; iman ve itikatta, takvada, ihlasta, ihsanda ve güzel ahlâkta değildir. Bunlarda taviz de olmaz, kolaylık da. Bunlar ne ise odur. İslam’ın emirlerini yerine getirirken ise, gereksiz şekilde zorlaştırmak doğru değildir. Namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerde kolaylık esastır. Yani “ef’al-i mükellefin” olarak sayılan; farz, vacip, sünnet, helal, haram, mekruh, mübah, müfsit gibi yükümlülük ve sorumluluklarda güçlük değil kolaylık esastır. Ancak şirkin, nifakın, yalanın, hilenin, bühtanın, kibrin, ihanetin, kalleşliğin, riyanın... zerresi bile hoşgörülemez.&lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun YAHYA&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-361991449035921922?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/361991449035921922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=361991449035921922' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/361991449035921922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/361991449035921922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kurana-gre-din-ok-ciddi-itir-genelde.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-566772144825562050</id><published>2008-03-03T12:29:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:29:15.891-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kur'an Ahlakını Yaşamak&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İçinde yaşadığımız toplumda son derece çarpık bir ahlak anlayışı vardır. İnsanın ruhundaki bencil tutku ve hırsların bir ürünü olan bu ahlak anlayışı, insanları; kibirli, bencil, alaycı, küstah, acımasız, kaba ve zalim olmaya yöneltir. Herkes, kendi yükselişini sağlamak için diğer insanları ezmek gerektiğine inanır ve bunu her fırsatta uygular. Oysa Allah, yarattığı insana böyle bir ahlakı yaşamasını tavsiye etmemiştir.&lt;/b&gt; Aksine Kuran’da insanlara; asil, mütevazi, güvenilir, şefkatli, fedakar, olgun ve içli olmaları emredilir.&lt;br /&gt;Dünyada ve hatta tüm kainatta hiçbir şey tesadüfen olmaz. Kuran’da bildirildiğine göre, Allah ‘... Her işi evirip düzenler...’ (Enam Suresi, 59). Meydana gelen bütün olayları yaratan, idare eden, bu olayların başlarının ve sonlarının nasıl olacağını tayin eden Allah’tır. Bütün olayları meydana getiren Allah’tır. Bu nedenle, yaşanan her olayda mutlaka müminler için bir hayır vardır. İnsanın dünyada olup biten her olayın bir deneme olarak yaratıldığını unutması, tevekkülsüz bir tavır göstermesine neden olur. Cahiliye toplumunda sık sık duyulan ‘neden böyle oldu, keşke böyle olmasaydı’, ‘işler yolunda gitmiyor’, ‘mahvolduk’, ‘bütün işler ters gidiyor’, ‘şöyle yapmasaydım böyle olmazdı...’ ve bunlara benzer pek çok şikayetçi ifadelerin altında yatan ahlak anlayışı işte yine bu tevekkülsüzlüktür.&lt;br /&gt;Tevekkülsüzlüğün kesin sonucu ise sıkıntı ve mutsuzluktur. Hikmetini düşünmedikleri için aleyhlerinde gibi görünen en ufak bir durumla karşılaştıklarında hemen şikayet etmeye başlarlar. Bunun sonucunda da sürekli olarak huzursuz, mutsuz ve sıkıntılı bir hayat yaşarlar. Oysa insanın üzerine düşen Allah’ın kendisi için yarattığı her andan razı olmasıdır. Ters gidiyor gibi görünen olaylar meydana gelse de, güzel ahlakta ve Allah’a sadakatte kararlı davranması gerekir. En önemlisi yaratılış amacının zaten tüm bunlarla denenmek olduğunu unutmamalıdır. Kuran’da emredilen güzel ahlakı yaşayan kimseler, bu tür olaylarda gösterecekleri sabrın ahirette kendilerine bir güzellik olarak döneceğini bilmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşarlar. İşte bu nedenle, mümin için tek güvenip dayanılacak dost, Allahtır. Tek vekil O’dur. Müminin üzerine düşen, olaylar karşısında sadece Allah’ın istediği tepkileri vermek, sebeplere sarılmak, sonucunu ise Allah’tan beklemektir.&lt;br /&gt;Allah, inanmayanların yeryüzünde yaratılmış olan delilleri görmeden geçip gittiklerini söyler. Müminin farkı ise, Allahın yarattığı delilleri görebilmesidir. Mümin, çevresindeki her incelikte Allah’ın kudretini ve sanatını görür, O’nu tesbih eder ve O’na yakınlaşmaya yol bulur. Allah Kuran’ın bir çok yerinde “düşünmez misiniz?”, “düşünenler için deliller vardır” ifadeleriyle müminlere tefekkürün önemini vurgulamaktadır. Ayrıca üzerinde düşünmek için Allah sonsuz malzeme yaratmıştır. Gördüğümüz, farkına vardığımız herşey, Allah’ın bir tecellisi ve delili olduğuna göre, göklerde, yerde ve bunların aralarında bulunan herşey bizim tefekkür vesilemizdir. Bir ayette şöyle denir:&lt;br /&gt;“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.’’ (Al-i İmran Suresi, 191)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-566772144825562050?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/566772144825562050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=566772144825562050' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/566772144825562050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/566772144825562050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kuran-ahlakn-yaamak-iinde-yaadmz.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5268717428353065030</id><published>2008-03-03T12:28:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:28:58.979-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Cahiliye İnsanlarının Amaçsızlığı&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Günümüzde insanların en büyük eksikliklerinden biri, ciddi bir "amaçsızlık" içinde olmalarıdır. Hemen hemen her insan standart bir yaşam modelini benimser. Karnını doyurmak, barınabilecek bir ev edinmek, aile kurmak ve iş sahibi olmak insanların büyük kısmının elde etmeyi umduğu en yüksek değerlerdir. Bu standart yaşam modelinde, kişilerin en önemli hedefleri ise terfi edebilmek, daha fazla para kazanmanın yollarını bulabilmek ve bir kaç çocuk yetiştirebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Toplumun büyük bir bölümünün hayatına hakim olan amaçsızlığı ve boşluğu daha iyi anlamak amacıyla, insanların bu sayılanların dışında kalan diğer ilgi alanlarına bakmak faydalı olacaktır. İnsanların büyük bir çoğunluğu yaşamlarını oldukça dar bir dünya görüşü üzerine kurmuşlardır. Genellikle günlük hayatlarında en önem verdikleri konulardan biri takip ettikleri televizyon dizilerini veya ünlü bir sinema filmini kaçırmamaktır. Söz konusu kişiler için bunlardan daha büyük bir amaç ise, sosyal etkinlikler gösteren bir kulüpte görev almak olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir insan grubunun zihinleri ise tamamen işleri ile meşguldür. Hayatları boyunca işyerleri ile evleri arasında gidip gelirler.20-25 yaşında iş hayatına başlayan bir insan, yaklaşık 40 sene boyunca aynı işleri yapar; hep Cuma gününün gelmesini, vergi ayını problemsiz geçirmeyi, ev kirasını bir araya getirmeyi ve çocuklarının geleceğini garanti altına almayı hedefler. Bu zaman zarfında ülkesinde ve dünyada meydana gelen olaylar ise onu pek ilgilendirmez. Her şeyin sadece ticaretini etkileyecek kısmı ile ilgilenir. Gelişen her türlü olaya kolaylıkla uyum sağlar ve dünyadaki gelişmeler üzerinde hiçbir zaman düşünmez. En fazla bu olayların kendi işini nasıl etkilediği ile ilgili yakınır ve şikayette bulunur. Veya televizyon programlarında sabahlara kadar tartışır ama hiçbir sonuç elde edemeden ve çözüm getirmeden kaldığı yerden hayatına devam eder.&lt;br /&gt;Gençler de aynı amaçsızlık ve boşluk içerisindedirler. Büyük bir çoğunluğunun, ülkelerini kimlerin yönettiğinden, ülkeyi yönetenlerin hangi düşünceleri savunduklarından, bunun ülkenin savunmasından ekonomisine, eğitim sisteminden adalet sistemine kadar nasıl bir etkisi olabileceğinden haberleri bile yoktur. Dünyada meydana gelen olayların ve gelişmelerin büyük bir kısmını bilmezler. Hatta akıllarını dünya tarihine geçecek kadar önemli olan olayların önemini dahi fark edemeyecek kadar boş ve konularla meşgul ederler. Aralarındaki konuşmalar, bilgisayar oyunları, internette kurdukları arkadaşlıklar, kız veya erkek arkadaşları, okulda olan olaylar, nasıl kopya çektikleri, hafta sonu kimin nereye gittiği ve ne giydiği ya da futbol maçları gibi konulardan öteye gitmez. Zaman zaman bazı dergilerde yer alan anket sonuçlarında da görülebileceği gibi, "En büyük idealiniz nedir?" diye sorulduğunda, ya bir mankene benzemek istediklerini, ya da ünlü bir grubun gitarcısı gibi gitar çalabilmeyi amaçladıklarını söylerler.&lt;br /&gt;Amaçsızlıklarından dolayı kendilerini hiçbir konuda geliştirmeyi düşünmezler. Örneğin daha güzel ve etkileyici konuşmayı akıllarına dahi getirmezler; çünkü anlatıp da insanları etkilemeyi düşündükleri tek bir fikirleri yoktur. Veya hiç kitap okumazlar. Bir fikri ve amacı olan kişi, hem kendi düşüncelerine hem de karşı düşüncelere ait kitapları okur, karşı düşünceyi daha iyi tanımayı ve böylece tüm zayıf yönlerini belirlemeyi hedefler. Ama insanın bir fikri olmayınca, elbette mevcut fikirlerin varlığı onun için bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta bu insanlar, mevcut fikir ve dünya görüşlerinden de haberdar değildirler. Birçok toplumda kitap ve gazete okuma oranının son derece düşük olması, ama bunun yanı sıra dedikodu gazetelerinin ve programlarının büyük rağbet görmesi, pek çok insanın boş vakitleri olmasına rağmen günlerini kendilerine hiçbir şey kazandırmayan dizilerle ve faydası olmayan televizyon programları ile harcamaları bu amaçsızlığın ve yozlaşmanın bir sonucudur.&lt;br /&gt;İnsanlık için asıl tehlikeli olan ise, insanların birçoğunun amaçsızlığının ve dünyadan "bihaber" olmasının yanı sıra, bir fikre ve dünya görüşüne sahip olan insanların büyük bir kesiminin de "batıl" ve insanlık için "zararlı" olan fikirleri savunuyor olmalarıdır. Çünkü bir yanda insanlara zarar verecek düşüncelerin önderleri ve savunucuları, diğer yanda da yanıbaşındaki tehlikenin farkına bile varamayacak kadar boş ve "nereye çeksen gelen" kalabalık bir insan topluluğu bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Anarşi ve terör yanlısı, ülkelerine ve milletlerine zararlı fikirlere sahip kişiler, çevrelerinde örneğin okul kantinlerinde kendi fikirlerine yandaş toplarlarken, amaçsız ve fikirsiz bir genç kantinde oturup boş boş çevresine bakar yada en fazla kağıt oynar. O anda yanıbaşındaki bir insanın, son derece tehlikeli fikirlerle zehirlendiğinin, belki çok kısa bir süre sonra ülkesinin polisine, askerine ve masum insanlarına silahını çevirecek olan azılı bir suçlu olacağının farkına bile&lt;br /&gt;varmaz. Bunun farkına varsa bile bu tehlike onun umurunda olmaz. Zaten bu duruma akılcı bir biçimde müdahale edecek bilinci ve sorumluluğu da gösteremez. Allah bir ayetinde insanların içinde bulundukları bu amaçsızlığa şöyle dikkat çekmektedir:&lt;br /&gt;Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 3)&lt;br /&gt;Dikkat edilirse, üniversitelerde herhangi yeni bir uygulama başlatıldığında tepki veren kesim, doğruyu ve güzel olanı savunmadığı için tepkisiyle çevresine faydadan çok zarar verir. Diğer kesim ise onları doğru olana çağıracaklarına, devlete bağlılığı, isyankarlıktan uzak durmayı öğütleyeceklerine, tepkisiz kalmayı, bu zararlı fikirlere müdahale etmeyip seyirci kalmayı tercih ederler. Bu arada diğerleri de kin ve nefretle ortaya çıkar, sloganlarla, alkışlarla, taş ve sopalarla yürüyerek insanlara zulmün ve dehşetin başka bir yönünü gösterirler. Ancak tüm çabaları boşa gider; çünkü bu kişiler Allah'ın bildirdiği doğruları savunmamakta, aksine Kuran ahlakına uygun olmayan her türlü davranışı göstermektedirler. Allah bir ayetinde inkar eden insanların dünyadaki çabalarının boşa gidişini şöyle bildirir:&lt;br /&gt;Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. (İbrahim Suresi, 18)&lt;br /&gt;İnsanların bu duruma düşmemeleri için tek çözüm ise, onların "sadece kendi hayatlarını sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yaşayan" insanlar olmamalarını sağlamaktır. Bunun için söz konusu kişileri, diğer insanlara hizmet etmeyi, sadece kendi şahsi sorunlarını ya da ülkelerindeki problemleri değil, tüm dünyadaki sorunları çözmeyi hedefleyen ve bu yolda çaba gösteren bireyler olmaları yönünde teşvik etmektir. İnsanlara hedef olarak en doğruyu ve en güzeli gösteren ise Allah'ın insanlar için seçtiği ve Kuran'la bildirdiği dindir:&lt;br /&gt;Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum - 30)&lt;br /&gt;İnsanları yaratan Allah, onların en rahat edecekleri, huzuru ve güveni en fazlasıyla bulabilecekleri dini de yaratmıştır. Dolayısıyla din dışında hiçbir felsefe veya fikir akımı, insanlara aradıkları mükemmelliği ve güzelliği veremez. Bu nedenle hatalı fikirlerin savunuculuğunu yapan insanlara da, fikirlerinin neden hatalı ve geçersiz olduğu delilleri ile anlatılmalı ve bunun yerine doğrusu öğretilmelidir.&lt;br /&gt;Kuran ahlakının anlatılması, hem amaçsız ve başıboş insanların hem de yanlış fikirlerin peşine körü körüne takılmış olanların, dünyanın bir amaç uğruna yaratıldığını görüp anlamaları açısından son derece önemlidir. Allah Kuran'da "…insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle insanların yaratılış amacını bildirmiştir.&lt;br /&gt;Her insan bir gün mutlaka ölecektir. Gerçek ve sonsuz hayatı öldükten sonra başlayacaktır. Bu dünyada yaşadığı hayatın amacı ise, gerçek hayatında Allah'ın hoşnut olduğu ve cennetinde ağırladığı bir insan olabilmek için çalışmaktır. Her insanın dünya hayatındaki tavrı, idealleri ve inancı ahiretteki sonsuz hayatının cennette mi yoksa cehennemde mi geçeceğini belirleyecektir. Bu nedenle insanların umursuzca, boş ve değersiz işlerle oyalanmaları, bunlarla ömürlerini tüketmeleri, sanki bu dünyada bulunmalarının bir amacı yokmuş gibi davranmaları, bu insanların acilen uyarılmaları ve içinde bulundukları gafletten uyandırılmaları gerektiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;Dünyadaki amacının Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak olduğunun bilincinde olan bir insan ise çevresinde olup biten hiçbir olaya karşı duyarsız ve kayıtsız kalamaz. Her olayın Allah'ın rızasını kazanmak için bir fırsat olduğunu bilir ve her zaman bunun bilincinde hareket eder. Çevresinde ve tüm dünyada gördüğü bozukluklar veya zulüm vicdanını rahatsız eder. Örneğin zorluk içinde yaşamlarını sürdüren, kışın soğuğunda sokaklarda yaşamak mecburiyetinde olan, ailesiz her çocuğun sorumluluğunu üzerinde hisseder. Allah'ın "Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme. İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma." (Duha Suresi, 9-10) ayetinde bildirdiği gibi, onlara güzellikle davranır. Onların içinde bulundukları durumdan kurtulabilmeleri için çaba harcar, çözüm arar. Ancak sadece kendisinin veya çevresindeki bir kaç kişinin güzel ahlaklı davranmasıyla bu durumdaki çocukların kurtulamayacağını bilir. Bu nedenle tüm insanların Kuran ahlakını yaşamaları için çaba harcar. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Harun YAHYA&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5268717428353065030?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5268717428353065030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5268717428353065030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5268717428353065030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5268717428353065030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/cahiliye-insanlarnn-amaszl-gnmzde.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-886337862929295734</id><published>2008-03-03T12:28:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:28:38.153-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Eğer Siz...&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;1. Çığımızda yasama, yürütme, yargı kuvvetlerinin de önüne geçerek bir numaralı güç haline gelen medya sahanında, karşıtlarınızdan ve düşmanlarınızdan daha üstün hale gelemezseniz, yâni ülkenin en yüksek tirajlı, en tesirli, en nüfuzlu gazeteleri, dergileri, televizyonları sizin elinizde ve kontrolünüzde olmazsa.&lt;br /&gt;2. Eğitimcilerin, öğretmenlerin, lise ve kolejlerin büyük kısmı sizden ve sizin olmazsa.&lt;br /&gt;3. Bütün üniversitelerde ders veren ve idare eden kadroların ezici çoğunluğu sizin kimliğinizi paylaşmazsa, sizden olmazsa.&lt;br /&gt;4. Ülkenin ticaretini, sanayiini, ithalat ve ihracatını, finans işlerini siz kontrol etmezseniz.&lt;br /&gt;5. Lisan, edebiyat, tarih, sanat, kültür, mimarlık, geleneksel sanatlar konusunda siz daha vasıflı, daha güçlü, daha üstün olmazsanız.&lt;br /&gt;6. Ülkenin en büyük ve güçlü şâirleri, hatipleri, edipleri, romancıları, fikir adamları, sanatkârları sizin içinizden çıkmıyorsa.&lt;br /&gt;7. Ülkenin gerçek aydınlan, seçkinleri, idareci sınıfı sizden değilse.&lt;br /&gt;8. Bilgi bankalarınız, stratejik araştırma enstitüleriniz. dokümantasyon merkezleriniz, gerekli bütün, konularda çağ seviyesinde ve uluslararası standartlarda ilmî araştırma enstitüleriniz, uzmanlarınız yoksa.&lt;br /&gt;9. Yaptığınız cami, okul, hizmet binaları, meskenler, hanlar, evler, apartmanlar mimarlık ve sanat açısından karşıtlarınızı bile hayran ve şaşkın bırakacak bir güzellikte ve üstünlükte değilse.&lt;br /&gt;10. Bağlı bulunduğunuz İslâm dinini ve dünya görüşünü hakkıyla anlayıp idrak edememişseniz; kışırda (yüzeyde), kuru lafta kalmışsanız.&lt;br /&gt;11. İçinde yaşadığınız çağın gerisinde, başka bir tabirle tarihin rnarjında (kenarında veya dışında) iseniz.&lt;br /&gt;12. Dininiz, Şeriatınız size "Bir ve beraber olun. içinizden ehil olan birini başkan olarak seçin, ona itaat edin, sakın ayrılıp parçalanmayın, birbirinize düşmeyin, istişare edin, aranızda fitne, fesat, nifak ve şikak çıkmasın; “siz iyilikle emreden ve kötülükten alıkoyan bir Ümmetsiniz" diye emrederken siz paramparça olur, bir sürü derebeyliğe veya baronluğa ayrılır, birbirinizle çekişirseniz.&lt;br /&gt;13. Dinsizler ve kâfirler sizin Allah'ınıza, Peygamberinize, Kur'an’ınıza, mukaddesatınıza hakaret eder, birtakım uğursuz güruhlar meydanlarda ve caddelerde "Kahrolsun Şeriat!" diye ulurken siz tepki gusletmez, yasal yollardan haklarınızı korumak için çalışmaz; buna mukabil kendi cemaatinize, şeyhinize, liderinize, hizip veya fırkanıza saldırıldığı vakit küplere biner, havalara çıkarsanız.&lt;br /&gt;14. İçinizden birtakım yiyici, hortumlayıcı, götürücü, maddeci, menfaatperest, ahlâksız, faziletsiz, alçak, haysiyetsiz, hedonist, arivist, yalancı, emânet haini, verdiği sözden dönen haşarat çıkar ye yüce İslâm dinini ve dâvasını kendi çıkarları ve nüfuzları uğrunda âlet ve istismar ederler ve siz onları bertaraf etmezseniz.&lt;br /&gt;15. Kendi cemaatinizi, kendi hizip ve fırkanızı, kendi meşrebinizi dinin ve ümmetin üzerinde tutarsanız.&lt;br /&gt;16. Bütünü parça içine sığdırmak gibi bir mantıksızlık ve ahmaklıkta ısrar ederseniz.&lt;br /&gt;17. Birtakım din baronlarına bol keseden mehdilik, kutubluk, gavslık, hatâ etmez büyük kurtarıcılık, kocaman mücahidlik gibi payeler ve rütbeler verirseniz.&lt;br /&gt;18. Şeriatın ve fıkhın hakikî şahıslara ve öncelikle fakir ve miskin Müslümanlara verilmesini farz kılmış olduğu zekatları, fitreleri, sadakaları tüzelkişilere, cemaatlere verirseniz. Kurban paralarını da bu şekilde dinin cevaz vermediği yerlere verirseniz.&lt;br /&gt;19. Günde beş vakit Ezan-ı Muhammedi okunduğu zaman camilere gidip de cemaat halinde, sarsılmaz bir birlik olarak topluca Allah'a ibadet etmezseniz.&lt;br /&gt;20. Birtakım sahte şeyhler, uyduruk mürşidler, zındıklar Kitabullah'a, Sünnet'e, Şeriat'a aykırı fetvalar, ruhsatlar verir, haklan olmayan yanlış içtihadımda bulunur ve siz bunlara karşı gelmezseniz.&lt;br /&gt;21. İslâm dini kanaati, iktisadı, tevazuu, alçakgönüllülüğü, orta halli bir hayat sürmeyi emrettiği halde siz kuduz bir tüketim hırsına kapılır, Nemrud'lar, Firavun'lar, Neron'lar gibi sefihâne yaşarsanız.&lt;br /&gt;22. Kafirler, müşrikler, tağuti'ler gibi parayı tek değer haline getirirseniz. Birinci gaye ve hedefiniz para kazanmak, çok zengin olmak olursa.&lt;br /&gt;23. Sizin mukaddes Şeriatınız size faizi, ribayı, faizciliği, bâtıl alışverişleri, servet iddiharını, kenz yapmayı, ihtikârı, vurgunculuğu yasakladığı halde siz bunları utanmadan, arlanmadan irtikâb ederseniz.&lt;br /&gt;24. Lüks meskenleri, lüks eşyaları, lüks otomobilleri, altın ve gümüşü, dolar ve markı, malı ve mülkü, dünyanın konfor, lüks ve rahatını, hayatın fâni oyalanmalarını Allah'tan, Resulünden, Kur'an’dan, Şeriattan daha fazla severseniz.&lt;br /&gt;25. İlme, irfana, sanata, kültüre, medeniyete arka çevirirseniz.&lt;br /&gt;26. Bozuk düzenin önlerine attığı kemiklere koşuşan birtakım tıynetsiz ve cibilliyetsiz köpeklerin peşlerine düşerseniz.&lt;br /&gt;27. Dinî hizmet ve faaliyetleri birer hobi haline getirirseniz.&lt;br /&gt;28. Mukaddes camileri ışıldaklar, fırıldaklar, zırıldaklar ile doldurur; kıymetli ve el dokuması halıları atar, yerlerine pis ve çirkin makine dokuması yaygılar sererseniz; ecdad yadigarı ve sanat eseri hüsn-i hat levhalarını, çinileri, şamdanları korumaz, eşkıyaya peşkeş çekerseniz.&lt;br /&gt;29. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılır ve âhireti ihmal ederseniz.&lt;br /&gt;30. Oğullarınızın ve kızlarınızın iyi Müslümanlar, iyi insanlar, iyi vatandaşlar olmaları için değil de; çok para kazanan, lüks bir hayat süren, dünya nimetlerinden çok yararlanan insanlar olması için didinir durursanız.&lt;br /&gt;31. İslâm'ın esasını ve ruhunu bırakır da aklınızı cami hoparlörlerine, üç şerefeli upuzun ve çok çirkin minarelere, takunyalara, abdest ibriklerine takarsanız.&lt;br /&gt;32. Sizin meşrebinizden olmayan, sizin tercihlerinizi paylaşmayan farklı görüşlere sahip Müslüman kardeşlerinizi dışlar, onlara hakaret eder, hattâ bazen onları tekfir edecek kadar aşırı gidereniz.&lt;br /&gt;33. Nefs-i emmârelerinizi kontrol ve terbiye edeceğinize onları büsbütün azdırır ve varlığınızın yularını onların eline verirseniz.&lt;br /&gt;Evet siz bu durumda iseniz kesinlikle kurtuluş, felah, necat, izzet, hürriyet beklemeyiniz. Çünkü böyle yapanların hakkı zillet, esaret, ezilmek, sürünmektir. Kendi düşen ağlamazmış.&lt;b&gt;&lt;i&gt;22.12.1998, M. Şevket EYGİ, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-886337862929295734?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/886337862929295734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=886337862929295734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/886337862929295734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/886337862929295734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/eer-siz.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5712514853818249996</id><published>2008-03-03T12:27:00.005-08:00</published><updated>2008-03-03T12:27:53.157-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Erbakan was born in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Sinop" title="Sinop"&gt;Sinop&lt;/a&gt;, at the coast of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Black_Sea" title="Black Sea"&gt;Black Sea&lt;/a&gt; in northern Turkey. After the high school education in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul_Lisesi" title="İstanbul Lisesi"&gt;İstanbul Lisesi&lt;/a&gt; &lt;i&gt;(İstanbul Erkek Lisesi)&lt;/i&gt;, he graduated from the Mechanical Engineering Faculty at the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Istanbul_Technical_University" title="Istanbul Technical University"&gt;Istanbul Technical University&lt;/a&gt; (İTÜ) in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1948" title="1948"&gt;1948&lt;/a&gt;, and received a &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/PhD" class="mw-redirect" title="PhD"&gt;PhD&lt;/a&gt; degree from the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/RWTH_Aachen_University" class="mw-redirect" title="RWTH Aachen University"&gt;RWTH Aachen University&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Germany" title="Germany"&gt;Germany&lt;/a&gt;. After returning to Turkey, Erbakan became lecturer at the İTÜ and was appointed professor in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1965" title="1965"&gt;1965&lt;/a&gt; at the same university. After working some time in leading position in the industry, he switched over to politics, and was elected deputy of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Konya" title="Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt; in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1969" title="1969"&gt;1969&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;As well as his political career Necmettin Erbakan had his success in mechanical engineering and has invented several devices. He was the chief engineer in the team that designed German Leopard 1A tanks.&lt;sup class="noprint Template-Fact"&gt;&lt;span title="This claim needs references to reliable sources since September 2007" style="white-space: nowrap;"&gt;[&lt;i&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia:Citation_needed" title="Wikipedia:Citation needed"&gt;citation needed&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;]&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Political_activities" id="Political_activities"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;&lt;span class="editsection"&gt;[&lt;a href="http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Necmettin_Erbakan&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=2" title="Edit section: Political activities"&gt;edit&lt;/a&gt;]&lt;/span&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Political activities&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;A mainstay of the religious wing of Turkish politics since the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1970s" title="1970s"&gt;1970s&lt;/a&gt;, Erbakan has been the leader of a series of political parties that have risen to prominence only to be banned by Turkey's secular authorities. In the 1970s, Erbakan was chairman of the "Milli Selamet Partisi" (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/National_Salvation_Party" title="National Salvation Party"&gt;National Salvation Party&lt;/a&gt;) which, at its peak, served in coalition with the "Cumhuriyet Halk Partisi" (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Republican_People%27s_Party_%28Turkey%29" title="Republican People's Party (Turkey)"&gt;Republican People's Party&lt;/a&gt;) of Prime Minister &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/B%C3%BClent_Ecevit" title="Bülent Ecevit"&gt;Bülent Ecevit&lt;/a&gt; during the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Cyprus" title="Cyprus"&gt;Cyprus&lt;/a&gt; crisis of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1974" title="1974"&gt;1974&lt;/a&gt;. In the mid 1974 Prime Minister Ecevit visited England to discuss escalating violence. There was no agreement between Ecevit's CHP and Erbakan's MSP (National Salvation Party)on military intervention to the Island, which was proposed by MSP. During Ecevit's visit to London, Erbakan gave the order of military operation to the army.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;In the wake of the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Military_coup_in_Turkey%2C_1980" class="mw-redirect" title="Military coup in Turkey, 1980"&gt;1980 military coup&lt;/a&gt;, Erbakan and his party were banned from politics. He reemerged following a referendum to lift the ban in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1990" title="1990"&gt;1990&lt;/a&gt;, and became the leader of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Refah_Partisi" class="mw-redirect" title="Refah Partisi"&gt;Refah Partisi&lt;/a&gt; (Welfare Party). His party benefitted in the 1990s from the acrimony between the leaders of Turkey's two most prominent conservative parties, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mesut_Y%C4%B1lmaz" title="Mesut Yılmaz"&gt;Mesut Yılmaz&lt;/a&gt; and &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tansu_%C3%87iller" title="Tansu Çiller"&gt;Tansu Çiller&lt;/a&gt;. He led his party to a surprise success in the general elections of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1995" title="1995"&gt;1995&lt;/a&gt;. He became Prime Minister in &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1996" title="1996"&gt;1996&lt;/a&gt; in coalition with Çiller's &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dogru_Yol_Partisi" class="mw-redirect" title="Dogru Yol Partisi"&gt;Dogru Yol Partisi&lt;/a&gt; (True Path Party), and attempted to further Turkey's relations with the Arab nations. In addition to trying to follow an economic welfare program, which was supposedly intended to increase welfare among Turkish citizens, the government tried to implement multi-dimensional political approach to relations with the neighbouring countries.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Necmettin Erbakan's ideology is called &lt;i&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mill%C3%AE_G%C3%B6r%C3%BC%C5%9F" title="Millî Görüş"&gt;Millî Görüş&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; (National View). The organisation uphelds nowadays that the word "national" is to be understood in the sense of &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Monotheism" title="Monotheism"&gt;monotheistic&lt;/a&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ecumenism" title="Ecumenism"&gt;ecumenism&lt;/a&gt;.&lt;sup id="_ref-0" class="reference"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan#_note-0" title=""&gt;[1]&lt;/a&gt;&lt;/sup&gt;&lt;sup id="_ref-1" class="reference"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan#_note-1" title=""&gt;[2]&lt;/a&gt;&lt;/sup&gt; Erbakan's image was seriously damaged by his famous speech making fun of the nightly demonstrations against the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Susurluk_scandal" title="Susurluk scandal"&gt;Susurluk scandal&lt;/a&gt;. Even though his government had no responsibility for the scandal, he was nevertheless widely blamed at the time for his indifference. At last, the Turkish military gradually increased the harshness and frequency of its public warnings to Erbakan's government, eventually prompting Erbakan to step down &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1997" title="1997"&gt;1997&lt;/a&gt;. At the time there was a formal deal between Prime Minister Erbakan, and the leader of Dogru Yol, Tansu Ciller, for a "period based premiership". According to this, Erbakan was to act as the Prime Minister for a certain period (a fixed amount of time, which wasn't made absolutely clear to the public), then he would step down, and Tansu Ciller would become the Prime Minister for a comparable period of time. However, Ciller's party was the third in the parliement, and when Erbakan stepped down, the President Suleyman Demirel, assigned the leader of the second largest party, who successfully formed the government. Since this whole act was orchestrated by the military (who was extremely hostile to the Erbakan government), this is usually known as the "postmodern coup" of Turkey.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Refah was subsequently closed down by court order, and Erbakan was banned once again from politics.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Despite being under constant political ban, Erbakan nonetheless acted as a mentor and informal advisor to former Refah members who founded both &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fazilet_Partisi" class="mw-redirect" title="Fazilet Partisi"&gt;Fazilet Partisi&lt;/a&gt; (Virtue Party) and the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Saadet_Partisi" class="mw-redirect" title="Saadet Partisi"&gt;Saadet Partisi&lt;/a&gt; (Felicity Party). Erbakan is currently the leader of the Islamist movement &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mill%C3%AE_G%C3%B6r%C3%BC%C5%9F" title="Millî Görüş"&gt;Millî Görüş&lt;/a&gt;, which he also founded.&lt;sup id="_ref-2" class="reference"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan#_note-2" title=""&gt;[3]&lt;/a&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;He also received a prison sentence as government allocated political funds into his party were embezzled or improperly spent. He is sentenced to two and a half years to stay under house arrest.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Views" id="Views"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;&lt;span class="editsection"&gt;[&lt;a href="http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Necmettin_Erbakan&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=3" title="Edit section: Views"&gt;edit&lt;/a&gt;]&lt;/span&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Views&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Erbakan is a well-known personality, especially as an ingenious politician. Erbakan feels that science and history prove that Islam is the only salvation for humanity. He alleges that the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/West" title="West"&gt;West&lt;/a&gt; is being ruled by a "racist &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Imperialism" title="Imperialism"&gt;Imperialism&lt;/a&gt; and &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zionism" title="Zionism"&gt;Zionism&lt;/a&gt;".&lt;/p&gt; &lt;p&gt;In a television interview aired July 1, 2007, Erbakan gave a number of controversial opinions. He stated that not only the West, but all the "200 countries" of the world are controlled by "racist, imperialist Zionism;" that Jews control the world's monetary system; that amongst the "four principles" of the "children of Israel" include the safety of Israel, which requires Israel "rule the 28 countries from &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Morocco" title="Morocco"&gt;Morocco&lt;/a&gt; to &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Indonesia" title="Indonesia"&gt;Indonesia&lt;/a&gt;," and that the &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Al-Aqsa" title="Al-Aqsa"&gt;Al-Aqsa&lt;/a&gt; mosque be destroyed and replaced by a new Jewish temple; that the Jews control the international airline trade group (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/IATA" class="mw-redirect" title="IATA"&gt;IATA&lt;/a&gt;) and "airlines must give them [the Jews] 9% of the ticket proceeds"; that "it was Zionism that established the sect of Protestantism ... the Evangelical sect was built by the Jews "; "China's and India's industrial development is being carried out with Jewish capital. Japan's too"; that Bush's plan for Iraq is, 'I will take Iraq. I will build Greater Israel, so that Jesus can return.'&lt;/p&gt; His foreign policy had two main pillars: Close cooperation and unity among Muslim countries and struggle against Zionism. He created "D-8" or The Developing Eight, to achieve a strong economic and political unity among Muslim countries. It has eight members including Turkey, Iran, Malaysia, Indonesia, Egypt, Bangladesh, Pakistan and Nigeria. These countries make about % 14 of world's population with a total of more than 800 million people.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5712514853818249996?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5712514853818249996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5712514853818249996' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5712514853818249996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5712514853818249996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/erbakan-was-born-in-sinop-at-coast-of.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3689138583840166547</id><published>2008-03-03T12:27:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:27:26.563-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Dünyanın Huzurunu Kaçıranlar&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Dünyanın her yerinde patlamalar oluyor. Bir iki kişiden tutun da 200 kişiye kadar insanlar ölüyor. Dünya siyasetinde fazla yer tutmayan "istikrarlı" ülkelerden birinde, Finlandiya'da dahi böyle bir eylem olursa ve yedi kişi ölürse varın siz hesab edin gerisini. Yemen'de, Malezya'da... Müslüman halka çıkarılmak istenen fatura, neyse ki suçlanan bağımsızlık örgütünün lideri tarafından püskürtüldü.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;"Bunu biz yapmadık. Burada kullanılan silâhlar çok profesyonelce. Bunu Amerika yaptı ve müttefikleri!"&lt;br /&gt;Müttefiklerden kimin kastedildiği anlaşılıyor elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terörle ilgili bu hadiselerin yaşandığı haftada biz de eski bir terör acısını hatırladık. Çünkü hadisenin yıldönümüydü. Muavenet zırhlımızı bir tatbikat sırasında ve "yanlışlıkla" vuran Amerikan gemisi vesilesiyle, uçak düşürülmelerinde ve vurularak öldürülen, bir de faili meçhullere kurban giden askerlerimizi, paşalarımızı hatırladık. Eşref Bitlis Paşa ve yanındakiler, BahtiyarAydın Paşa ve konuşulması nerdeyse yasak olan Cem Ersever olayı! Oysa Cem Ersever, Eşref Bitlis Paşa'nın en güvenilir adamlarından biriymiş.&lt;br /&gt;Bunun ardından da "Çekiç Güç"e atıf yapılmaması mümkün değildi. O da hatırlandı ve Çekiç Güç'ün bugünkü Kürt parlamentosuyla ilişkisi konuşuldu. Bugünkü suikastlerde, terör eylemlerinde de böyle bir "saik"in aranması hiç de yanlış olmaz. "Yeni Dünya Düzeni", dünyanın toparlanmasından rahatsız oluyor besbelli!***Epeydir dünya gündeminde olan ama bizim pek ayırdetme taraftarı olmadığımız bir gelişme de ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin bağımsızlıktan yana, sömürü karşıtı, millî politikalar üretmekte oluşları yahut ülkelerde bu eğilimlerin güçlenmesi. Millî Gazete'nin 14 Ekim Pazartesi sayısından bir alıntı. ABDİslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Salah Sultan:&lt;br /&gt;"ABD'nin dünyayı kendi emeline göre şekillendirme girişimlerinin başarıyla sonuçlanacağına inanmayanlar gibi ben de ABDyönetimi içinde aksi yönde bir akım olduğunu savunanlar arasındayım" diyor.&lt;br /&gt;Bu, ABD'de dahi bağımsız siyaset ve yönetim yanlılarının artmakta olduğunu gösteren bir izlenimdir ve dünya barışı adına sevindiricidir. ABD'deki CFR'leri bilmeden dünya siyasetini anlayabilmek mümkün değildir. CFR'ler, B'nai Brith'ler, Round Table'ler, Bilderberg'ler, Trelateral Komisyonlar, Cahattam House'lar, ADL'ler... Bunların fikir babalarının, destekleyicilerinin, yürütücülerinin kim olduğunu bilmeden ne 11 Eylül'e bir anlam verilebilir, ne Muavenet'in vurulmasına, ne de yapay Kürt parlamentosuna!***Beri yandan Suriye ve İran; Irak'ın içindeki "muhaliflerin de muhalefeti" olan grupların varlığı, İsrail'in işinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. Üstelik Pakistan ve Fas'taki seçimlerde Müslüman partilerin gösterdiği başarılar ve Pervez Müşerref'in seçimlere hile karıştı demeye kalkışan AB temsilcilerine verdiği kişilikli cevap, ülkelerin kendi ulusal bağımsızlıkları konusunda nasıl bir zihniyet değiştirmekte olduğunu gösteren güzel bir işaretti.***Bizim açımızdan haftanın en dikkate değer hadisesi ise, "Ekonomik İşbirliği" toplantısı ve bunun yönetiminin iki yıllığına Türkiye'ye geçmesiydi. Türk Cumhuriyetleri, İran, Pakistan ve Afganistan'ın bu toplantıya heyetler ve devlet başkanları düzeyinde katılmaları da AB yenilgisinin veya illüzyonunun yanında, bize yakışan bir başarı ve prestij olarak değerlendirilebilecek bir gelişmeydi.***Gündemle çok yakından ilişkili olan ama pek dikkati çekmeyen başka bir olay da Carter'a NobelBarışÖdülü'nün verilmesi olsa gerek. ABDbaşkanlarının iktidarları daima dikkate değer ayrıntılar içerir. Lobilerin gözleri bunların üstündedir. En ufak bir yanlışlık yapmalarına izin verilmez. Üstelik bunların tümü de CFR veya onun yan örgütlerinden birinin, yani İttifak'ın üyesidirler. Carter'ın da vaktiyle:&lt;br /&gt;"İsrail'i güçlendireceğime siyasî hayatımı tehlikeye atarım" veya buna benzer bir itirafta bulunduğu söylenir.&lt;br /&gt;Carter ayrıca "Ulusal Güvenlik Danışmanı" Z.Brzezinski ile de hatırlanır.&lt;br /&gt;Brzezinski bir Polonya Yahudisi, elbette CFR üyesi, Trelateral komisyonun fikir babasıdır. Brzezinski'nin bir lâfı da J. Carter'ınki gibi, unutulmazlar arasına kaydolmuştur.&lt;br /&gt;"Marksizm aklın iman üzerine bir zaferidir."&lt;br /&gt;Bu lâfı duyanlar bu zatın veya onun hâmisi Kissinger'in veya finansmanı sağlayan Rockefellar hanedanının Marksizme çok bayıldıklarını sanmasınlar. Doksanların başında, ibre "Doğu-Batı"dan "Kuzey-Güney"e dönerken, "Demirperde" ülkelerindeki başkanların nasıl alaşağı edildiğini, yaşı elverişli olanlar hatırlarlar. Emperyal hedefler bu değişikliğin yapılmasını gerektiriyordu.***Avrupa'nın sekülerleştirilmesi tamamlandığına göre şimdi "Güney'in en büyük gücü, İslâm ülkelerine savaş açmaya sıra gelmişti. Çünkü iman bir bakıma, bağımsızlığı, özgürlüğü temsil eder ve sömürüye itikadi olarak karşıdır. İşte son kargaşanın anlamı budur ve görünen odur ki, "terör, sömürü, yayılmacılık ve esaret"i temsil eden güçler yenilme, mağlup olma telâşı içindedirler.***Bu arada, Uşşakizâde dergah ve mescidinin yıkılması gibi bir manevî, kültürel ve tarihî cinayeti şiddetle tel'in ve takbih ettiğimi bildirmek istiyorum. Çok acı ve korku verici bir hadiseydi.&lt;b&gt;&lt;i&gt;16.10.2002, Afet ILGAZ, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3689138583840166547?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3689138583840166547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3689138583840166547' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3689138583840166547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3689138583840166547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/dnyann-huzurunu-karanlar-dnyann-her.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3640254029892574660</id><published>2008-03-03T12:27:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:27:10.485-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Hadis-i Şerifin Açıklaması&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından, Körfez savaşından, Yahudilerle yapılan savaşlardan haber veren hadis-i şerifleri açıklayan dipnotların son kısmını da nakledelim:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(12) Irak lideri Saddam Hüseyin’i hem ismi, hem ceberutu ve hem de suretiyle haber verir.&lt;br /&gt;(13) Saddam lugatte şiddetli vuran, tecavüzkar demektir. Sarihî manasıyla Saddam Hüseyin’den haber vermektedir.&lt;br /&gt;(14) Yani ‘Kuveyt’te. Çünkü Kuveyt, Kût’un esm-i tasgiri olup ‘Küçük kût’ manasında, ‘Kûtcuk’ demektir.&lt;br /&gt;(15)1991’deki Irak harbini haber vermektedir ki, aynen vuku bulmuştur. Saddam Hüseyin Amerika ve İngiltere tarafından aldatılarak Kuveyt’e sokulmuş, daha sonra 37 devlet Irak’ı vurmak için birleşmişlerdir.&lt;br /&gt;(16) Yani onun kanunlarında hiçbir hayır yoktur. ..O hem hayırdır; çünkü kafirlere karşı çıkmaktadır. Hem şerdir; çünkü ahkam-ı şer’iye ile âmil olmamaktadır.&lt;br /&gt;(179 Mehdi çıktığında, Saddam’da hiçbir hayır kalmayacağı ve Mehdi’ye karşı hain olacağını bildirmekle beraber, Mehdi’nin bu tarihlerde zuhur edeceğine de işaret eder. Nitekim hadisin devamı bunu göstermektedir.&lt;br /&gt;(18) hicrî 1420 ve 1430 tarihleri etmektedir ki, içinde bulunduğumuz zamanı haber vermektedir. Hz. Mehdi’nin bu tarihler arasında zuhur edeceğini müjdelemektedir.&lt;br /&gt;(19) Hıristiyanlar&lt;br /&gt;(20) Yahudiler&lt;br /&gt;(21) Alem-i İslamın başındaki Süfyaniler ile onlara fetva veren bir kısım ulema-is-sû’&lt;br /&gt;(22) Hz.Mehdi’ye karşı bütün dünya toplanıp vurmasından murad, onun temsil ettiği şahs-ı manevi olan şeriat-ı garra-yı Muhammediyi müdafaa eden hakiki mü’minlerin cemaatinin vurulmasıdır. Bu tarihlerde Hz. Mehdi’nin de bizzat bu cemaat-i nurânînin başına geçeceğini haber verir. ‘Meciddun’ ise Filistin’de bir dağdır. Hadis, Meciddun dağlarında bütün kafirlerin Müslümanlar için toplanacağını bildirmekle işaret ediyor ki; bu harb Yahudilerin Meciddun’a hakim olabilmeleri için bizzat kendileri tarafından çıkarılan bir harbtir. Yani Yahudiler Kudüs’e hakim olmakla, oradan bütün dünyaya hakim olacaklarına inanmaktadırlar.&lt;br /&gt;(23) Hadiste Amerika’nın şahsiyet-i maneviyesi ‘zaniye bir melike’ olarak tasvir edilmiştir. Bunun sebebi ise, Amerika kelime olarak müennes olduğu gibi zaten kendisi de hürriyet anıtı dedikleri heykelleriyle kendilerini kadın suretiyle temsil etmişlerdir. Hem Amerika bütün dünyada hürriyet ve adalet namı altında fuhşiyatı ve zulmü ve dalaleti terviç ederek hakimiyetini bunun ile idame etmektedir. Bu manaya işareten ismi ‘zaniyedir’ denilmiştir. Hem bu sebeple İncil’de dahi Amerika, bu hadiste olduğu gibi zaniye ve fahişe ünvanıyla haber verilmektedir.&lt;br /&gt;(24) O asırda uçağın icad edilip Müslümanların başına bomba yağdıracağına işaret eder.&lt;br /&gt;(25) Soğuk beldelerden murad İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkeleridir. Sıcak beldelerden murad ise Güney Afrika’dır. Haber verildiği gibi aynen vuku bulmuştur. Amerika ve İngiltere’nin riyasetinde Birleşmiş Milletler Afganistan’ı vururken, bu beldedeki devletler bu harbe iştirak etmemişlerdir.&lt;br /&gt;(26) Müslümanların zahiri kuvvet itibariyle kafirlere nisbeten zaif olacaklarını, fakat kudret-i İlahiye harikulade hallerle onlara yardım edip, semavi ve arzi musibetlerle kafirleri helak edeceğini ve Müslümanları galip edip İslamiyeti hakim edeceğini haber vermektedir. İncil’de de aynen böyle haber verilmiştir. Haber verildiği gibi küffar alemine semavi ve arzi musibetlerin geldiği de aynen görülmektedir ve daha dehşetlileri de görülecektir.&lt;b&gt;&lt;i&gt;23.09.2002, Burhan BOZGEYİK, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3640254029892574660?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3640254029892574660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3640254029892574660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3640254029892574660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3640254029892574660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/hadis-i-erifin-aklamas-birinci-ve.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-7501867347180228291</id><published>2008-03-03T12:26:00.005-08:00</published><updated>2008-03-03T12:26:53.206-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;İslam Ahlakını Yaşamak İçin Daha Fazla Beklemeyin!&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;İnsanlar bu dünyaya Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerini ahiret hayatına hazırlamak gayesiyle gelirler. Allah dünya hayatındaki imtihanın gereği olarak insanları nefis ve vicdanla yaratmıştır. Nefsi insana sürekli olarak kötülüğü, fıskı ve çirkinliği emrederken vicdanı doğruyu, güzeli emreder. Her insanın içinde kötülükle iyilik yanyanadır. Ahirete hazırlanmak ise insanın tercihini sürekli olarak iyiden yana yapması ve kendisini cennet için eğitmesiyle olur. Nitekim Allah müminleri Kur’an’da “arınmayı içten arzu eden” insanlar olarak tanıtmıştır. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ancak insan zaman zaman nefsine uyar, hatalar yapar. Bunu ya bilerek yapar ya da unutup yanılarak. Her insanın mutlaka bir çok hatası, kusuru ve eksikliği olur. Allah’ın kullarından istediği ise, bu kusurlardan arınması, ahlakını ve davranışlarını düzeltmesidir.&lt;br /&gt;Bunu yaparken insanın elini çok çabuk tutması gerekir. Oysa insanların bir çoğunda ahirete hazırlanma konusunda bu acelecilik yoktur. Bir çok kişi ölmeden önce kendisini çeşitli konularda düzeltmesi, ahlakın güzelleştirmesi ve eğitmesi gerektiğini kabul eder, ancak bunun için aceleye gerek olmadığına inanır. Herşeyin zamanla yola gireceği ve yıllar geçtikçe bir çok konuda olgunlaşabileceği düşüncesindedir. “Zamanla bu hatalarımı da aşarım, zaman herşeyin en iyi ilacıdır” gibi mantıklarla vicdanını kullanmayı sürekli erteler. Din ahlakını yaşlandığında yaşamasının yeterli olduğuna inanır. Halbuki bu çok yanlış bir düşüncedir. Çünkü en uzun yaşayan insan için bile aslında hayat çok kısadır. Üstelik insanlar genellikle bu kadar uzun da yaşamaz. Nitekim bugüne kadar milyonlarca kişi daha önünde çok uzun yıllar olduğunu sandığı bir sırada aniden ölmüştür.&lt;br /&gt;Allah her insana hatalı yönlerini bir anda düzeltebileceği bir imkan vermiştir. Bir insanın kendisini bütünüyle değiştirmesi ve bambaşka bir insan olması, samimi olarak niyet etmesi ve karar vermesiyle bir saniye içinde gerçekleşebilir. Bir insanın bir anda bütün hayatını değiştirecek bir karar alıp, bütünüyle bambaşka bir insan olmasının en güzel örneği Kur’an’da “Firavun’un büyücüleri” olarak anlatılan kişilerin durumudur.&lt;br /&gt;Firavun Hz. Musa’nın mucizelerine karşı kendi büyücülerini sarayına çağırmıştır. Büyücüler o güne kadar Firavun’u kral olarak benimseyen ve onun emrinde olan insanlarken, Musa peygamberin mucizelerini gördükleri anda Allah’a iman etmişlerdir. O güne kadar belki de dini hiç tanımayan, geçimlerini büyüyle kazanan bu insanlar, bir anda Müslüman olmaya karar vermişlerdir. Hatta o kadar kararlı bir şekilde değişmişlerdir ki, Firavun’un onları öldürme tehdidine karşı bu kararlarından vazgeçmemiş ve ölümü göze alarak nasıl olsa Allah’a döndürüleceklerini belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;Bu olay Şuara Suresi’nde şu şekilde anlatılır: Anında büyücüler secdeye kapandılar. (Ve:) “Alemlerin Rabbine iman ettik” dediler. “Musa’nın ve Harun’un Rabbine.” (Firavun) Dedi ki: “Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım.” “Hiç zararı yok” dediler. “Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz. Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” (Şuara Suresi, 46- 51)&lt;br /&gt;Bir insanın tek bir an içinde bütün hayatını, karakterini, ahlakını bütünüyle değiştirmesi mümkündür. Sadece vicdanını kullanarak buna karar vermesi gerekir. Örneğin bütün hayatı boyunca Allah’ı inkar ederek ve dinsiz bir sistemi savunarak yaşamış olan bir insan, bir anda Allah’a iman etmeye karar verip dünyanın en samimi müminlerinden biri haline gelebilir.&lt;br /&gt;Bu konuda diğer bir yanılgı da insanın çocukluğundan getirdiği bazı karakter bozukluklarının onun fıtratı olduğu ve bu nedenle değiştirmesinin mümkün olmadığı inancıdır. Halbuki bu son derece yanlış, batıl bir inançtır. Çünkü insanın vicdanını kullanarak değiştiremeyeceği hiçbir yönü yoktur. Bir insanın Allah’a dayanıp güvenerek karakterinde ve ahlakında her türlü değişikliği yapması mümkündür. Bu değişiklik, ancak çok büyük bir Allah korkusu ve Allah sevgisi ile olabilir.&lt;br /&gt;Bediüzzaman Said Nursi, zamanını iyi değerlendiremeyen ve dünya hayatını çok uzun zanneden insanların, ölüm melekleriyle karşılaştıklarında neler söyleyeceklerini bir eserinde şöyle ifade eder: Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzeran-ı hayat, bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzar gibi açar gider. (Sözler, s. 193)&lt;b&gt;&lt;i&gt;07.09.2002, Gülay PINARBAŞI, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-7501867347180228291?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/7501867347180228291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=7501867347180228291' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7501867347180228291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/7501867347180228291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/islam-ahlakn-yaamak-iin-daha-fazla.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-1946180554049889121</id><published>2008-03-03T12:26:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:26:33.716-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;1869... Haham Reichorm&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;"Türkiye binbir fikir akımının at oynattığı bir memleket oldu. Ki-min doğru, kimin yalan söylediği meçhul zannedilen memleketimizde oynanan oyunların perde arkası güdücüsü Yahudi'yi tanımadan doğru hükme varamazsınız"&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İşte bu giriş paragrafı 1978'de basılmış "Tehlike'nin eşiğinde" isimli kitaptan bir bölüme ait. Yazı, Haham Reichorm'un 1869 yılında Prag şehrinde Hahambaşı Simon-Ben-Yuhada'nın mezarı başında söylediği nutku konu ediniyor. Haham Reichorm'un nutkunu Ge-neral Sami Sabit Karaman, Gringoire gazetesinden tercüme etmiş. Bakın ne diyor Haham:&lt;br /&gt;" Biz İsrail Hükeması, Allah'ın bize vadettiği dünya hakimiyetine doğru kaydettiğimiz terakkiyi ve Hıristiyanlara karşı kazandığımız zaferleri gözden geçirmek üzere, her yüz senede bir, şûra halinde toplanmayı itiyat edinmişizdir.&lt;br /&gt;Bu sene, bizim muhterem Simon-Ben-Yuhada'nın mezarı ba-şında toplanan bizler geçen asrın bizi hedefimize yaklaştırdığını ve ona ulaşmamızın çok yakın oldu-ğunu iftihar ile temin edebiliriz.&lt;br /&gt;Altın her zaman mukavemet edilemez bir kudrettir. Hep öyle kalacaktır. Mütehassıs ellerin kul-landığı altın, ona sahip olanlar İçin en faydalı bir manivela olacak ve ondan mahrum kalanları imrendirecektir. Altınla en müstakim vicdanlar satın alınır. Kıymetlerin bedenleri, bütün mahsullerin rayiçleri tespit olunur. Akdedecekleri istikrazlar temin edilmek suretiyle devletlere tahakküm edilir.&lt;br /&gt;Başlıca bankalar, bütün dünya-nın borsaları, bütün hükümetlerin kredileri bugün elimizde bulunu-yor.&lt;br /&gt;Büyük kuvvetlerden biri de ba-sındır. Basın, istenilen herhangi bir fikri tekrar ede ede nihayet doğ-ruymuş gibi kabul ettirir.&lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;Hıristiyanların gurur ve hama-katlarını istismar ederek harplere sürükleyeceğiz, onlar birbirlerini boğazlayarak bizimkilere yer aça-caklardır.&lt;br /&gt;Toprağa sahip olmak daima nü-fuz ve kudret doğurmuştur, içti-mai adalet ve müsavat namına bü-yük çiftlikleri parçalayacağız. Bu parçaladığımız toprakları candan dileyecek olan köylüler, az sonra işletme hesabına borçlanacalar ve sermayelerimizin esiri olacaklardır. Büyük malikaneler sahibi olmak sırası bize gelecek.&lt;br /&gt;Piyasada altının yerine kağıt pa-rayı geçirmeye çalışalım. Altını kasalarımıza çektikten sonra kağıda kıymet verecek de biz olacağımıza göre bütün hayata hakim olacağız demektir. "&lt;br /&gt;İnşallah Haham Reichorm'un bu nutkunu 1869'dan bu yana yeryüzünde gelişen tüm olayları, değişen dengeleri ve ucu IMF'ye kadar va-ran ve banka-borsa ve dolar üçgeni üzerine kurulan global sömürü dü-zenini dikkate alarak okumuşsunuz-dur. Bu nutuktan çıkarılacak onlar-ca ders var biz Müslümanlara...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-1946180554049889121?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/1946180554049889121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=1946180554049889121' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1946180554049889121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1946180554049889121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/1869.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5868273396436474610</id><published>2008-03-03T12:26:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:26:20.128-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Din Allah İçin Şuurlu Yaşamaktır&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Şüphesiz Yüce Allah, bütün canlı ve cansız varlıkları insan için yaratmış ve hizmetine amade kılmıştır. İnsanı ise ancak Kendisine kulluk etsin diye yaratmıştır. Kulluktan kasıt belli birtakım törensel, şekilsel hareketlerden ibaret değildir Elbette ki ibadetlerin şekil itibariyle de en mükemmel olarak yerine getirilmesi oldukça önemlidir.&lt;/b&gt; Ancak ibadetin özü ve gayesi bu değildir. Şekilsel ve törensel ibadetler kulluğun özünü yerine getirmek için bir eğitimden, talimden ibarettir. Nasıl ki askerlikte eğitim ve talim mutlak gereklidir ama amaç değildir; amaç bu eğitim yoluyla kazanılmış becerileri ve yetenekleri savaşta kullanarak, düşmandan korunmak ve fetihler yapıp zaferler kazanmaktır. Bunun gibi şekilsel ve törensel ibadetler de mutlak surette gereklidir ama bunlardaki amaç mücerret olarak yapılması, yerine getirilmesi değil; böylece onlar sayesinde kazanılmış yetenek ve istidatlarla şeytan ve nefs-i emmare ile mücadele etmek, nefis tezkiyesi ve terbiyesi yapmak ve Allah rızasını kazanmak için fedakarlıklarda bulunabilme, O'na kendini adayabilme ve sadece kulluk yapmakla yükümlü olduğunun bilincine varabilme imkanı elde etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir asker düşünün ki en iyi şekilde eğitimini yapıyor ve gerekli her şeyi yerine getiriyor. Eğitim sahalarında her emri en mükemmel düzeyde yerme getirip başarıyor; ama sıra savaşa gelince bir şekilde kaytarıp yan çiziyor. İşte böyle bir askerin yapağı eğitim bir tiyatro, bir ritüel olmaktan öteye geçmez; amacına yönelik de hiç bir işe yaramaz, kısacası beş para etmez. Bir iş amacına yönelik şuurla yapılmadığı takdirde ondan bir hayır hasıl olmaz.&lt;br /&gt;Bu hususta da ERBAKAN'ın verdiği çok güzel bir örnek vardır. Şöyle demişti ERBAKAN: Bir fabrika düşünün ki her gün yıkanıyor, yağlanıyor, temizleniyor, pırıl pırıl yapılıyor... Ama bu fabrika bir türlü üretim yapmıyor, imalat gerçekleştirmiyor. Böyle bir fabrikanın ne anlamı olabilir? Bir Müslüman da her şeyi ile pırıl pırıl, tertemiz ve mükemmel şekilde ibadet ediyor, taatta bulunuyor... Ama asıl gaye ve hasılat olan Allah rızası için fedakarlığa, riske katlanmaya, sabretmeye, azim ve cehd göstermeye, kendini Allah'a ve O'nun dinine adamaya gelince hiç bir varlık gösteremiyorsa ve nefs-i emmaresinin isteklerine karşı direnemiyorsa...Bütün bunların hiç biri bir değer ifade etmezler.&lt;br /&gt;Bir işi şuurla yapmak demek ne yaptığını, niçin yaptığını bilmek demektir. Düşünün ki bir Müslüman günde kırk rek'at namaz kılıyor. Her rek'atta Fatiha okumazsa olmaz; çünkü fatiha okumak vaciptir hatta bir görüşe göre farzdır. Fatiha Kur'an'ın özü, dinin hülasasıdır. Bir Mü'min namazda fatiha okumakla, her türlü hamd ve senanın ancak Allah'a mahsus olduğunu. Allah'ın, bütün alemlerin Rabbi olduğunu, Allah'ın (Rahman ve Rahim olduğunu, Allah'ın, Din gününün tek Maliki olduğunu, sadece ve sadece Allah'ın ibadete layık olduğunu, bunun için de yalnız Allah'a ibadet ettiğim, her şeyin sahibi olarak, her şeye gücü yeten olarak yalnızca Allah'tan her şeyi beklediğini ve istediğini, bir tek Allah'ın rızasını gözetip, Allah'ın emrini yerine getirmeye amade olduğunu dile getirip ikrar ettikten sonra bu kez Allah'tan istediklerini sıralar. İsteki eri ise yine Allah tarafından belirlenmiştir ve şunlardır: Ey Rabbim, beni dosdoğru hidayet yoluna ilet ve bu sırat-ı müstakim üzere bulundur, beni nimetine erdirdiklerinin yoluna ilet. Gazabına uğrayanların (Yahudilerin), sapıklığa düşmüş olanların (Hıristiyanların) yolundan gidenlerden eyleme.&lt;br /&gt;Şimdi her namazda fatiha okuyarak bütün bunları her gün kırk kere tekrar edip, fakat ağzından çıkanları kulakları duymayan bir sözde Müslüman, bir Siyonist-Haçlı ittifakı olmaktan başka bir şey olmayan Avrupa Ekliğine 70 milyonluk Müslüman Türk Milletinin dahil olmasını canı gönülden istiyorsa... O kıldığı namaz ve okuduğu fatihanın bir ritüel. bir mizansen yani bir tiyatro olmaktan öte ne anlamı var?&lt;br /&gt;Kulluk şuuru içinde ibadet eden bir mümin, ne yaptığını, niçin yaptığını bilir. Tek gayesi Allah rızasıdır. Allah rızası ise şeytanın telkinlerine ve nefs-i emmarenin isteklerine daima aykırı bir yerde ve konumdadır. Bunun için kulluk da mutlaka Allak için fedakarlığı ve riski göze almayı gerektirir. Allah için fedakarlık ise bencilce şahsi çıkar sağlama gayretinden, nefsani arzuları yerine getirme çabasından geri durmayı gerektirir. Allah rızası için özveride bulunmayı, risk almayı, gözünü daldan budaktan esirgememeyi, sıkıntıya katlanmayı gerektirir. Netice itibariyle bunlar müminin kendini Allah'a adamasını mümkün kılar. Ve sonuçta Allah'ın rızasına mazhar olur. Namaz bunun içindir, oruç bunun içindir, zekat bunun içindir, cihat bunun içindir, emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker bunun içindir... Bütün bunlar... Allah için fedakarlıkta bulunmayı. Allah için vermeyi, Allah'ın emrettiklerini ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi, Allah'ın yasakladıklarından ne kadar zorda kalırsa kalsın sakınmayı, yalnızca Allah için yaşamayı, yalnızca Allah'tan istemeyi, yalnızca Allah'ın rızasını gözetmeyi mümine kazandırmıyorsa ne anlamı olabilir?&lt;br /&gt;Evet her şey Allah'ın rızasını kazanmak için. Allah'ın rızası... Önce bir kere Allah'ın rızasının ne demek olduğunu bilmek gerekir. Allah'ın rızasını gerçekten kazanabilmiş bir kişinin artık başka hiç bir şeye ihtiyacı olmaz. Dünyada da ahirette de Allah ona yeter. Hem de nasıl yeter!.. Öylesine yeter değil, şöyle böyle yeter değil, âlâ külli hal yeter değil... Allah rızasını kazanmış bir kimse için her türlü izzet, her türlü zevk ve lezzet, her türlü ihtişam ve mutluluk, her türlü üstünlük ve gıpta edilmeye değer nimet söz konusudur. Allah rızasını kazanabilmiş bir kimse için artık Allah'ın sonsuz güç ve kudreti, sonsuz nimet hazineleri, sonsuz himayesi söz konusudur. Bütün bunlardan öte, Allah katında hoşnutluk ve itibar sahibi olmak yok mu? İşte hiç bir şey onun kadar haz verici olamaz.&lt;br /&gt;Evet çoğu zaman ağzımızda geveleyip durduğumuz, dilimize pelesenk ettiğimiz, olur olmaz yerde dil ucuyla deyiverdiğimiz ALLAH RIZASI, işte böylece insan için yaratılmış olan ne varsa hepsinden üstündür. Sakın Allah rızası derken ne dediğimizden habersiz gafilce telaffuz etmeyelim ve olur olmaz her konuda dilenciler gibi itibarsız bir şekilde dilimize almayalım.&lt;br /&gt;Şimdi bu kadar büyük değeri ve önemi olan Allah rızası için fedakarlık yapmamak, risk göze almamak, hayatının tek gayesi yapmamak, kendini adamamak akıl kârı mıdır? Sadece bazı şekilsel ibadetleri, törensel ritüelleri yerine getirerek kulluk yapmış olmak ve Allah'ın rızasını kazanmak mümkün müdür? Böyle düşünen ve yapan kendini aldatmış olmaz mı?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5868273396436474610?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5868273396436474610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5868273396436474610' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5868273396436474610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5868273396436474610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/din-allah-iin-uurlu-yaamaktr-phesiz-yce.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-4938143755249007776</id><published>2008-03-03T12:25:00.004-08:00</published><updated>2008-03-03T12:26:03.420-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Allah, İnsanları Denemek İçin Dünyada Belirli Bir&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Allah tüm insanlara dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak belirli bir süre tanır. Bu süre içerisinde de kendisini hatırlatacak çeşitli vesileler yaratarak, insanların kendisine yönelip yönelmeyeceğini dener. Örneğin, kimi zaman bir hata işlediklerinde günlük hayatta karşılarına çıkan birtakım olaylarla, konuşmalarla, küçük uyan ve hatırlatmalarla onları doğru yola yönlendirir. Bu şekilde hatalarını anlamalarını ve kendisinden korkup sakınmalarını ister. Allah'tan gerçekten korkan iman sahibi Mü'minler bu uyanlarda hemen bir hikmet ve hayır arar, Allah'a sığınır, tövbe edip O'ndan bağışlanma dilerler. Hatalarını düzeltme konusunda asla diretmezler.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Allah'tan gereği gibi korkmayan insanlar ise bu küçük uyarıları gaflet gözü ile değerlendirir ve hatalarından bir ders almazlar. Yaptıklarına o an içerisinde "şiddetli ve belirgin" bir karşılık görmedikleri taktirde de bu hatalarında ısrarcı davranırlar. Oysa yaptıkları bir kötülükten dolayı kesin olarak şiddetli bir bulacaklarına, en azından aynısıyla karşılık göreceklerine gerçekten inansalar mutlaka sakınırlar. Bu, insan psikolojisinin bir gereğidir. Örneğin bir kişi çalıştığı işyerinde işini iyi yapamadığı taktirde işten atılacağını ve bunun sonucunda da zarar göreceğini bilirse bunun, iş yerinin tüm kurallarına riayet etmesinde ve titizlikle görevini yerine getirmesinde motive edici bir etkisi olur. Ancak insan dünya da Allah'ın kendisine tattırdığı küçük uyarıların farkına varamadığı gibi ölümden sonra bir hesap günü olduğu da unutur. Allah'ın gücünü ve kudretini kavramadığı için korkup sakınmaz, onun yasakladığı haramlardan ve kötü fiillerden uzak durmaz.&lt;br /&gt;İman etmeyen insanlar Allah'a karşı çirkin bir cesaret içinde olur ve işledikleri suçlardan dolayı en ulak bir vicdan azabı dahi hissetmezler. Allah'a karşı isyankar bir ahlak içerisinde olurlar. Hem ölümü ve ahiret gününü çok uzak görür hem de yaptıklarından dolayı Allah katında hesap vereceklerini düşünmezler. Allah'ın rahmeti ve nimeti ile başlarına her an bir bela gelmiyor olması onları bir tür şımarıklığa ve büyüklenmeye kaptırır. Oysa bu çok büyük bir akısızlıktır. Bu dünyada Allah, inkar eden insanı azap içerisinde yaşatmazsa da ölüm meleği ile karşılaştığı andan itibaren başına gelecek ve sonsuza kadar sürecek olan çetin ve zorlu azaptan hiçbir şey onu kurtarmaz. Bu kişilerin gösterdikleri ahlak asırlardır tüm inkar edenlerin gösterdikleri ahlakın bir parçasıdır. Kuran da Allah'a baş kaldıran kimselerin Peygambere "söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya !" (Mücadele suresi -8) dediklerini bildirmiştir. Görüldüğü gibi bu kimseler Allah'ın yaptıklarından dolayı onları hemen azaplandırmıyor olması nedeniyle yanılmaktadırlar. Oysa Allah'ın insanları yaptıkları nedeniyle hemen cezalandırmamasının pek çok hikmeti ve hayrı vardır. Allah esirgeyen, koruyan, affeden ve merhameti çok bol olandır. Allah'ın insanlara bu dünya hayatında iman etmeleri ve ahlaklarını düzetmeleri için süre vermesi büyük bir nimettir.&lt;br /&gt;Bununla birlikte verilen bu süre Mü'minler için büyük bir nimet iken inkar edenler içinde büyük bir beladır. Allah inkarcıların bir bölümüne hemen azap tattırırken bir bölümünü ise âhirete erteler. Sadece inananları değil inkarcıları da dünya hayatında az bir süre yararlandırır. (Bakara-126) taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına belli bir süre izin verir. (Bakara-15) ancak kuranda da bildirildiği gibi bu kişiler kendilerine tanınan bu süreyi hayırlarına sanmamalıdırlar, çünkü Allah günahları da artsın diye onlara süre vermektedir. Daha sonra ise aşağılatıcı azaba uğratılacaklardır. (Âl-i İmran-178)&lt;br /&gt;Nitekim Kur'an'da: ''eğer kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı. Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman artık şüphesiz Allah kendi kullarını gönderir." (Fatır-45) şeklinde buyrulmuştur. Allah kuranda ayetlerini yalanlayanları bilemeyecekleri bir yönden azaba derece derece yaklaştıracağını haber vermektedir. (A'raf-182)&lt;br /&gt;Hiçbir insan Allah'ın beğenmeyeceği bir tavır içerisinde iken bir belanın kendisine doğru yaklaşmadığından emin olmamalıdır. Kur'an'da "şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz." (Mearic-28) şeklinde bildirilmiştir. Bu nedenle insanlar Allah'ın azabını iyi düşünmeli ve Allah'ın her an azap vereceğini akıllarından çıkartmamalıdırlar. İnsana verilen bu süre tanınan her fırsat bir tür denemedir. Mü'mine düşen ise bu denemenin farkında olup Allah'tan gereği gibi korkup sakınmaktır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-4938143755249007776?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/4938143755249007776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=4938143755249007776' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/4938143755249007776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/4938143755249007776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/allah-insanlar-denemek-iin-dnyada.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-8968112364709501768</id><published>2008-03-03T12:25:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:25:44.647-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kur'an'a Göre Gerçek Akıl&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Akıl hakkında bugüne kadar sayısız tanım yapılmıştır. Ancak bunların hiçbiri aklın gerçek anlamı hakkında insanlara tam bir fikir vermeye yeterli olamamıştır. Çünkü bu çıkarımları yapan kimseler aklı tanımlarken doğru bir kaynağa başvurmamış, aklı sadece kendi mantıklarıyla değerlendirmeye çalışmışlardır. Oysa aklın ne olduğu konusunda bize bilgi verebilecek kaynak sonsuz akıl sahibi olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'tan korkan ve samimiyetle Kuran'a uyan her insan akıllıdır. Ancak insanların çoğu böylesine büyük bir nimeti kolaylıkla elde etme imkanına sahip olduklarından habersizdirler. Aklın, insanların doğuştan kazandıkları zihinsel bir yetenek olduğunu sandıkları için, sahip olduklarının ötesinde bir kavrayış kazanabileceklerine ihtimal vermezler. Bir örnekle açıklayacak olursak bu, küçük bir çocuğun, dünyanın sadece kendi evi, sınıfı, öğretmeni ve oyuncakları ile sınırlı olduğunu sanması gibidir. Kuşkusuz küçük çocuğun kendi çevresinin dışına çıkıp da dünyaya yetişkin bir insan gözüyle bakması mümkün olmaz. Bu nedenle de tüm idealleri, tüm tasalan ve tüm faaliyetleri kendi dünyası ile sınırlı kalır. Oysa çocuğun yaşamını izleyen yetişkin bir insan onun aslında ne kadar kısıtlı bir dünyada yaşadığını çok açık bir şekilde görür. Çünkü yetişkin bir insan dünyanın bir ev, bir sınıf ve birkaç oyuncakla sınırlı olmadığını kavrayabilecek bir tecrübeye ve bilgiye sahiptir. İşte akıl için de buna benzer bir durum söz konusudur. Akılsız bir insan herşeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini, en akıllı kişinin kendisi olduğunu, en güzel hayatı kendisinin yaşadığını, dolayısıyla da en doğru yolda olanın kendisi olduğunu sanır. Daha mükemmel bir hayat şeklinin, zihin yapısının varlığına ihtimal vermediği için, kıyas yapması ve aradaki farkı tespit edebilmesi mümkün olmaz. Oysa Kuran'da insanlara, çok üstün bir hayat tarzı, çok ileri bir kavrayış ve düşünme yeteneği sunan "akıl" gibi büyük bir nimetin varlığından bahsedilmiştir, insana düşen Kuran'ın açıklamaları doğrultusunda aklı tanımlamak ve aklın insana keskin bir şuur açıklığı ve kavrayış yeteneği kazandırdığını ortaya koymaktır.&lt;br /&gt;"İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır." (İbrahim Suresi, 52)&lt;br /&gt;"Akıl" kelimesi toplumda genellikle insanların zeka düzeyini ifade etmek amacıyla kullanılır. Oysa akıl, zekanın çok üstünde ve çok daha derin bir kavrayış şeklidir. Zeka, en bilinen anlamıyla insanın düşünme, gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamıdır. İlk kez karşılaşılan ya da ani olarak gelişen olaylara uyum sağlayabilme, anlama, öğrenme, analiz yeteneği, beş duyunun, dikkatin ve düşüncenin yoğunlaştırılması, ayrıntılara dikkat edilmesi hep zeka sayesinde gerçekleştirilir. Örneğin zeki bir profesör olayların fiziksel işleyişini çok seri olarak kavrayabilir, bunları formülleştirebilir. Ya da hafızası güçlü olan zeki bir insan olaylardaki girift noktaları ve detay sayılabilecek pek çok konuyu anımsayabilir.&lt;br /&gt;Pratik zeka sahibi biri ise, karşılaştığı olaylara pratik ve kolaylaştırıcı çözümler getirebilir. Akıllı bir insan ise, zekanın sağladığı tüm bu avantajları kullanmasının yanında, zeki bir insanın sahip olmadığı bir kavrayış ve yeteneğe de sahiptir. Zeki bir insan, ancak belirli bir konuda çalışarak ya da kendisini eğiterek, edindiği bilgi ve birikimlerle bir şeyler başarabilir. Ancak tüm bunlar sadece öğrenmeye, ezbere ve tecrübelere dayalı becerilerdir.&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu insan, belirli bir noktada tıkanıp kalma, çözüm bulamama, giriştiği bir işi sonuçlandıramama gibi durumlarla karşılaşabilir. Akıllı bir insan ise eğitim almadığı, tecrübeli olmadığı, hatta ilk kez karşılaştığı bir konuda dahi, yıllarca o konuda eğitim almış bir kimseden daha keskin ve daha isabetli sonuçlar elde edebilir. Çünkü akıllı kişi, bir konuda kendi teknik bilgisi olmasa da hemen en pratik çözümü bulur, gerekirse o konudaki en tecrübeli kişiyi tespit eder ve yapılması gereken işi ona yaptırarak sonuca ulaştırır.&lt;br /&gt;Kısacası akıl, insana zekanın çok üstünde bir anlayış kazandıran, derin düşünebilme, doğruyu bulabilme ve her konuda çözüm getirebilme yeteneğidir. Dahası akıl, hayatın her alanına hakim olan ve pek çok konuda başarı sağlayan bir yetenektir. İnsana bu yeteneği kazandıran yegane özellik ise imandır. Allah, iman edip Kendisi'nden korkup sakınmalarına karşılık insanlara, katından özel bir anlayış verir. Kuran'da Allah korkusunun insana kazandırdığı bu anlayış şöyle ifade edilmiştir:&lt;br /&gt;"Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakmırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazi sahibidir." (Enfal Suresi, 29)&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi akıl, Allah'ın iman eden kimselere vicdanlarını kullanmaları sonucunda an an doğruyu ilham etmesiyle ortaya çıkmaktadır. İmanın kazandırdığı bu özellik, kişinin doğruyu yanlıştan ayırabilmesini ve böylece yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini sağlamaktadır. Akıl sahibi bir insan, karşılaştığı olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilir, ince teşhisler yapabilir ve olaylardan en doğru ve en hikmetli sonuçları çıkarabilir. İleriye yönelik projelerde çok aşamalı düşünebilir, karşılaşılabilecek durumları önceden tespit edebilir ve kusursuz planlamalar yapabilir. Aynı şekilde geçmişteki tecrübelerini de en iyi şekilde değerlendirerek, bunları en gerekli yerlerde en akılcı şekilde kullanabilir. Olayları berrak bir akılla değerlendirebildiği için yaptığı her iş hayırlı, konuştuğu her söz hikmetli ve gösterdiği her tavır olabilecek en ideal niteliktedir. Tüm bunların yanında akıl aynı zamanda da kişinin ruhunda, güzelliklerden çok fazla zevk alabilmesini sağlayan bir derinlik oluşturur. Bu nedenle çoğu insanın sıradan karşıladığı ve büyük bir alışkanlıkla baktığı pek çok şeyin ardında gizlenen güzellikleri, akıl sahibi insanlar hemen görebilirler. Aklın tanımını bu kadarla kısıtlamak elbette ki mümkün değildir. Çünkü akıl, insanın hayatının her alanında kendini belli eden bir ayrıcalık ve Allah'ın verdiği bir üstünlüktür.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-8968112364709501768?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/8968112364709501768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=8968112364709501768' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8968112364709501768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/8968112364709501768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kurana-gre-gerek-akl-akl-hakknda-bugne.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-5309169689555372484</id><published>2008-03-03T12:25:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:25:27.366-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Kıssadan Hisse&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Öykümüz herkes, birisi, herhangi biri ve hiç kimse adlı dört kişi hakkında... Yapılması gereken önemli bir iş vardı. Ve herkes, birinin bu işi yapacağından emindi. Gerçi işi herhangi biri de yapabilirdi. Ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş her-kesin işiydi. Herkes, herhangi birinin bu işi yapabileceğini düşünüyordu. &lt;/b&gt;Ama hiç kimse herkesin yapamayacağının farkında değildi.&lt;br /&gt;Sonunda herhangi birinin yapabileceği işi hiç kimse yapmadığı için herkes birisim suçladı.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Genç adam, göz alabildiğince uzanan sahillere vurmuş deniz yıldızlarını tekrar okyanusa at-mak için birinden diğerine yarışıp duruyordu. onun bu telaşını gören yaşlı bir adam, yavaşça yanına sokularak ne yaptığını sorunca genç adam:&lt;br /&gt;-Dün gece fırtına vardı. Dalgalar, deniz yıldızlarını karaya savurmuş. Onları ölmeden önce tekrar denize atıyorum, dedi.&lt;br /&gt;Yaşlı adam gülümseyerek :&lt;br /&gt;-Ama evlat, sahil kilometrelerce uzun, deniz yıldızları ise sayısız denecek kadar fazla, sonun-da ne fark edecek ki ?&lt;br /&gt;Genç adam, ayakları dibinden alıp, okyanusun derin sularına bıraktığı deniz yıldızını işaret ederek dedi ki :&lt;br /&gt;-Bunun için çok şey fark edecek...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bir elinde fener, omzunda da ağır bir testi taşıyan kör bir adam, karanlık bir sokakta yürüyordu. Onu gören birisi:&lt;br /&gt;-Ey akılsız adam, diye çıkıştı. Senin için gece ile gündüzün ne farkı var ki, elinde fener taşıyorsun?&lt;br /&gt;Adam yürüyüşünü hiç bozmadan :&lt;br /&gt;-Bu fener kendim için değil, senin gibi kör kalpliler içindir, dedi. Bana çarpıp da testimi kırmanızı istemem.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ey kardeş! Düşün ki, balık avlayan biri, büyükçe bir balığı yakalayınca, ağ iple kopacağından korkarsa ne yapar? Balık atıklıkça ipini gevşetir, sakinleştikçe, yavaş yavaş kıyıya çeker ve onu ele geçirir... Günahkar kişilerin de durumu böyledir. Onlar, doğru yoldan çıkmışlar, kendileri ile ilahi emirler arasına bir duvar çekmişlerdir. Bu yüzden ibadet ve kulluk lezzetini duyamıyorlar. Balığın suya alıştığı gibi onlunu iletişleri de günah denizine alışmış ve onu sevmiştir, ibadet sahiline çıkmaktan hoşlanmazlar, işte bunları da iri balık gibi şefkatle sahili doğru çekmek gerekir. Zira alışık olmadıkları tarafa birden bire meyletmezler. Günahkarların, ibadet edenlere düşman olmasının sebebi budur.&lt;br /&gt;İmam Birgivi&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Arifin birine sormuşlar:&lt;br /&gt;-Yoksulluk kaç gündür?&lt;br /&gt;-Kırk gündür, diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;-Peki kırk günden sonra ne olur?&lt;br /&gt;-Alışırsınız.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Adamın birisi sahabeden Ebu Hureyre'ye:&lt;br /&gt;-Ben ilim öğrenmekten çekinmiyorum, çünkü onu daha sonra kaybetmekten korkuyorum, deyince kendisinden şu cevabı almış:&lt;br /&gt;-İlim öğrenmek zaten "kaybetmek"tir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-5309169689555372484?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/5309169689555372484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=5309169689555372484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5309169689555372484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/5309169689555372484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/kssadan-hisse-ykmz-herkes-birisi.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-3624222377743773162</id><published>2008-03-03T12:24:00.004-08:00</published><updated>2008-03-03T12:25:04.777-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Geçti Artık&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Küçüklüğümden beri dar yerlerden sıkılır ve buralardan adeta feryat ederek kaçardan. Daha sonra bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki o dar mekanlara şimdi ister istemez girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremi dolaşanların sesini gayet iyi duyuyor, gözlerim kapalı olmasına rağmen her nasılsa onları görebiliyordum.&lt;br /&gt;"Genç yaşta öldü zavallı" diyorlardı. "Halbuki yapacak ne kadar çok işi vardı."&lt;br /&gt;Gerçekten de bir çok işim yarım kalmıştı. Mesela oğluma iyi bir iş kuramamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim.&lt;br /&gt;Birden kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu sözler beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:&lt;br /&gt;- Geçti artık geçti, diyordu.&lt;br /&gt;İçimden: "Keşke geçmemiş olsaydı," diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.&lt;br /&gt;Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken dostlarımın çevremi sardığını ve üzerimi örtmek için tabutun kapağını kaldırdıklarını farkettim. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde, ne kımıldayabiliyor ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlık içinde kalinis ve gözlerimi tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde:&lt;br /&gt;- Aman Allah'ım, dedim. Ne olacak şimdi halim?&lt;br /&gt;Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Biraz sonra omuzlara kaldırılmıştım. Sallara sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor, su damlacıklarının sesi tabutumun gıcırtısına karışıyordu. Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık. Cami deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına rağmen nedense bit türlü elim değip gidememiştim. Ama elli yaşına gelince namaza başlayacak, arada bir yudumladığım içkiyi ve diğer kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Ahh! Şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım.&lt;br /&gt;Daha önce duyduğum ses: "Geçti artık geçti," diye tekrarladı. "Bitti artık."&lt;br /&gt;Biraz sonra namazım kılınmış ve imam, cemaate, nasıl bir insan olarak bilindiğimi sormuştu. Ben cemaatın arasındaki 8-10 kişinin bu soruyu olumlu cevaplamayacağını gayet iyi biliyordum. Evet, bu insanlara kötülük ettiğimi kabul ediyorum. Fakat şu kaza olmasaydı, onlarında gönlünü alacak ve yaptığım haksızlıkları telafi edecektim.&lt;br /&gt;Yine aynı ses: "Geçti artık geçti," dedi&lt;br /&gt;Camideki işimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Tabutumun eğik olarak taşınmasından mezarlığa giden yokuşu tırmandığımızı anlıyordum. Şiddetle yağan yağmurun çatlaklardan içeri girerek kefenimi yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki dur-gunluk ve enflasyondan, bir kısmı maaşların yapılacak artıştan bahsediyor; diğer bir kısmı da geçen akşam televizyonda oynayan kovboy filmini methediyorlardı. Tabutumun bir ucundan tutan birisi de, yanındakine fısıldayarak:&lt;br /&gt;- Yani tam da ölecek günü buldu rahmetli, diyordu. Bunun yüzünden sırılsıklam olduk birader. Üstelik bu gidişle kupa maçlarını da kaçıracağız. Gel de kızma.&lt;br /&gt;Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar uykularımı onlar için kaçırdığım dostlarım değil miydi?&lt;br /&gt;Yolculuğum bir müddet sonra sona ermiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve güçsüz vücudumu kucaklayan kollar beni dibinde su toplamış olan bir çukura doğru indirdi. Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Evet, burası bir mezardı. O ana kadar buraya gireceğimi, neden hiç düşünmemiştim... Sessiz feryatlarımı kimse duymuyor ve dostlarım, kalın tahta ve beton plakalarla üzerimi kapamak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün zerrelerimle dua etmeye başlamıştım:&lt;br /&gt;- Ya Rabbi, bir fırsat daha yok mu? Ne olur bir fırsat daha ver ki senin istediğin gibi bir kul olayım, diyordum. Ne olur Allah'ım bir fırsat daha ver, bir fırsat daha... Daha önce duyduğum ses aynı şeyleri tekrarladı:&lt;br /&gt;- Geçti artık geçti. Her şey bitti artık.&lt;br /&gt;Vücudumu örten tahtaların, üzerime kürekle atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu.&lt;br /&gt;Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki rahat yatağımda yatıyor fakat korkunç bir kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım başucumda duruyor ve:&lt;br /&gt;- Geçti artık geçti, diye tekrarlıyordu. Geçti bak, bir şeyin kalmadı.&lt;br /&gt;Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki yirmi kilo birden vermiştim.&lt;br /&gt;Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyordu.&lt;br /&gt;Rabb'im, sana zerrelerim adedince hamd ve senalar olsun. Ya bir de geçmiş olsaydı &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-3624222377743773162?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/3624222377743773162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=3624222377743773162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3624222377743773162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/3624222377743773162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/geti-artk-kklmden-beri-dar-yerlerden.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-2036502438666439885</id><published>2008-03-03T12:24:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:24:46.765-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2 style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsrail Karşıtı Yahudiler&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;MAXIM GHILAN adlı Yahudinin "How Israel Lost its Soul" (İsrail Ruhunu Nasıl Yitirdi? Penguin Books, 1974) adlı kitabını karıştırıyorum. Ghilan 1931'de doğmuş bir Fransız Yahudisi. 1944'te İsrail'e gelmiş. İsrail otoriteleri tarafından ayrı zamanlarda üç kere tutuklanmış, sonunda ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. Bu zat Yahudi olmasına rağmen İsrail'in saldırgan, milliyetçi, paramiliter ve temelde antidemokratik bir devlet olduğunu iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın yayınlandığı 1974 yılında Maxim Ghilan İsrail'in bu zihniyeti ve yapısı yüzünden Ortadoğu'da âdil ve kalıcı bir barış kurulmasının mümkün olmadığını yazmış ki, kehanetleri doğru çıkmıştır. Yahudiler ve Siyonistler barışın karşısındaki en büyük engelin Filistinliler ve Arafat olduğunu ileri sürmektedir. Nice antisiyonist Yahudi ise aksi kanaattedir. Bugün Ortadoğu'daki buhranın ana sebebi İsrail'in ve onun başındaki Şaron'un siyasetidir.&lt;br /&gt;Ghilan kitabında Ortadoğu'nun bir gün sekter olmayan, mülti-kültürel (çok kültürlü), çok ırklı bir Ortadoğu Birleşik Devletleri şeklinde bir federasyon olacağı hayalini besliyor. Böyle bir hayal gerçekleşir mi bilmem ama, gidişat Filistin-İsrail anlaşmazlığının üçüncü dünya savaşına ve insanlığın toptan felaketine yol açacağını gösteriyor.&lt;br /&gt;Bütün Yahudilerin siyonist olduğunu sanmak vahim bir hatâdır. İsrail devleti kurulmadan önce de, kurulduktan sonra da nice Musevî din adamı, Yahudi düşünür siyonizme karşı olmuştur.Bunlar birkaç gurupta toplanır:&lt;br /&gt;1. Dinî açıdan siyonizme karşı olanlar. Mesih-i Mev'ud (Vaad edilmiş, beklenen Mesih) gelmeden Yahudi devletinin kurulması yanlıştır.Bunun sonu Yahudilerin felaketi olacaktır... İsrail'deki Naturei Carta tarikatı veya cemaati, başka dindar Yahudiler böyle düşünmektedir. Hattâ bazıları, Yahudilerin selâmeti için İsrail devletinin ortadan kalkmasını istemektedir. Mesih gelmeden devlet kurmak onlara göre büyük bir günah ve isyandır.&lt;br /&gt;2. Siyaset açısından karşı olanlar. Dün olduğu gibi bugün de çok sayıda Yahudi fikir adamı, filozofu, aksiyon adamı Siyonizme şiddetle karşı çıkmıştır. Bunlardan biri, Osmanlı devletinin son başhahamı Hayim Nahum'dur.Bu zat, Lozan'ın gizli protokollarının mimarıdır ve Türkiye'nin canına okuduktan sonra burada kalmayı uygun görmemiş ve Mısır'a gitmiştir. Orada Hahambaşı olmuş, Arap Akademisi üyeliğini kazanmış ve rivayete göre diktatör Cemal Abdünnasır'a özel danışmanlık yapmıştır.Benim kütüphanemde Fresco adında bir Osmanlı Yahudisinin Siyonizm aleyhinde İstanbul'da 1909'da basılmış Fransızca bir kitabı bulunmaktadır. (Bu yazıyı yazlıkta yazdım, kitabın bibliyografik künyesini bu yüzden veremiyorum). Ury Avnery ve De Haan gibi Yahudi düşünürler de anti-siyonisttir.&lt;br /&gt;Biz Türkiyeliler komşularımızı, bu arada İsrail'i tanımıyoruz. Bilgilerimiz kulaktan dolma yalan yanlış, yüzeyseldir. İsrail'de çok güçlü bir türkoloji araştırmaları olmasına mukabil bizde İsrail, Yahudiler ve Sabataycılar hakkında ilmî araştırma yapılmıyor. Bu çok büyük ve vahim bir eksikliktir. Zaten biz komşularımızı tanımaktan geçtim, kendimizi bile tanımıyoruz.&lt;br /&gt;İsrail aleyhinde şimdiye kadar yüzlerce kitap yayınlandı. Bunların bir kısmını Maxim Ghilan, Ury Avnery gibi Yahudiler yazmıştır.Bir araştırıcı çıksa da, bu kitapların bibliyografyasını yapsa, çok kısa da olsa özetlerini verse, ne iyi olacak. Bir gayr-i Yahudinin İsrail karşıtı olmasının çeşitli tevilleri yapılabilir ama bizzat Yahudilerin ve Musevilerin İsrail'e karşı olmalarının ayrı bir mânası ve önemi vardır.&lt;br /&gt;İsrail zâhirde bir demokrasidir. Hiçbir Arap ve İslâm ülkesinde orada olduğu kadar hürriyet ve temel haklar yoktur. Lakin madalyonun bir de arka tarafına bakmak gerekir. İsrail'de bizde olduğu gibi bir derin devlet vardır. Şu anda Başbakanlık yapan General Şaron ülkenin en zengin adamıdır. Orada gırtlağa kadar kokuşma mevcuttur.&lt;br /&gt;İsrail'de inanmış, ibadet eden, sofu ve ortodoks Yahudilerin miktarı yüzde 10 ile 15 arasındadır. Laikler ve dinsizler çoğunluktadır. Hele Rusya'dan gelen sözde Yahudiler ayrı bir âlemdir. Onlar, Musevî şeriatının yasak kılmış olduğu domuzu İsrail'e sokmuşlardır.&lt;br /&gt;Kurulmasını yıllardan beri tavsiye ettiğim Yahudileri ve Sabataycıları Araştırma Enstitüsü kurulsa da halkımız, aydınlarımız, bilhassa gençliğimiz bu konudaki gerçekleri öğrenseler, bilgi ve kültür sahibi olsalar.&lt;br /&gt;İlmî araştırmalarda mümkün olduğu kadar duygusallıktan, tarafgirlikten, aslı ve esası olmayan iddialardan uzak kalınmalıdır. İlmî araştırmalar sağlam belgelere, sahih bilgilere istinad etmelidir. Esas olan düşmanlık etmek değil, anlamaktır.&lt;br /&gt;Türkiye'de yirmi beş bin Yahudi olduğu söyleniyor. Hakikî rakam bunun altındadır. Çünkü Yahudiler hem az çocuk yapıyor, hem de bir kısmı göç ediyor.&lt;br /&gt;Türkiye Yahudilerinin bu yirmi beş bin kişilik cemaatten ibaret olduğunu sananlar saflık etmiş olur. Türkiye'de hayli Crypto-Yahudi de bulunmaktadır. Tanzimat'tan beri bunlar birçok inkılap, ihtilal, köklü değişimde büyük rol oynamışlardır. Benim bir gazete köşeyazısındaki ididalarımın fazla ağırlığı olmaz. Araştırıcılar çıkacak, yıllarca emek verecek, Türkiye'nin ve başka devletlerin arşivlerini didik didik edecek, binlerce kitabı, belgeyi gözden geçirecek ve bu konuda müdellel, ilmî, ciddî araştırmalar hazırlayıp yayınlayacaklar ki, gerçekler gün gibi ortaya çıksın.&lt;br /&gt;Tarihimizde Torlak Kemal adında, Osmanlıya baş kaldırmış, isyan çıkartmış bir kişi vardır. Bu zat Yahudidir. Fatih'i, yalancıktan Müslüman olmuş Venedikli Yahudi doktor Maestro Iacobo zehirleyerek öldürmüştür. Sabataycılar Bektaşilik, Mevlevilik, Melamilik gibi İslâmî tarikatlara sızmaya çalışmışlardır. Gayeleri kaleyi içten fethetmek, camiyi mihraptan kontrol etmektir.&lt;br /&gt;Yahudilerle, Sabataycılarla ilgili binlerce önemli bilgi, binlerce ayrı kitapta yazılıdır. Bunları arayıp bulmak, toplamak, bir araya getirmek o kadar zor bir iş değildir. Ancak bu gibi kültür, ilim, araştırma çalışmaları gecekondu, kırsal kesim, varoş kafasıyla ve zihniyetiyle yapılamaz.&lt;br /&gt;İsrail kurulduğundan bu yana o ülkede bizi ilgilendiren hayli kitap ve makale çıkmıştır. İbranice bilen araştırıcıların bunları dikkatle incelemesi gerekir.&lt;br /&gt;Çok önemli ve hayatî bilgiler Çince bir metinde yazılı olsa, Çince bilmeyenler, onları Çinceden tercüme ettirip okumayanlar o gerçekleri öğrenemez.&lt;br /&gt;Müslümanlardan her yıl milyarlarca dolar hizmet parası toplayan birtakım din baronları ilmî araştırmalar için fonlar ayırsalar ve gerçekleri ortaya koyacak çalışmalar yaptırsalar olmaz mı?&lt;br /&gt;07.09.2002, M.Şevket Eygi, Milli Gazete&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-2036502438666439885?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/2036502438666439885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=2036502438666439885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/2036502438666439885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/2036502438666439885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/israil-kart-yahudiler-maxim-ghilan-adl.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-1479389005615441568</id><published>2008-03-03T12:24:00.001-08:00</published><updated>2008-03-03T12:24:20.482-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2 style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Batı Medeniyetinin Arka Planı&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"İslâm Medeniyetine ABDBombası" diye bir başlık atmış bizim gazete. Alttaki haberde, ABD'nin sivil, asker ölümleri bir yana, Yemen, Pakistan, Afganistan, Irak'ta medreseleri ve camileri bombaladığını yazıyor.&lt;br /&gt;Cuma günkü yazımda yılbaşı sebebiyle yapılan programlarda "pagan" eğilimli "bereket" anlayışına dikkat çekmiş ve eleştirmiştim. "İman"a karşı, çağdaş hurafeler üretiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Felsefe Taşı" adlı romanın ve filmin adının orijinalinde "Büyü Taşı" olduğunu öğrendim bu günlerde. Amerika'da film, bu adla oynamış. Bunun da, başka ülkeleri bilmiyorum ama ülkemizde "pagan kültürün" yaygınlaşması yahut aklanması anlamında bir işlevi olmalı.***Geçen yıl okurlarıma tanıttığım bir kitabı, "Mabet ve Loca"yı tekrar okuyorum bu günlerde. Bu kitap, iki İngiliz araştırmacı tarafından yazılmış objektif ve ciddi bir eser. Her okuyuşumda da bildiğim bazı şeylere dair yeni örneklerle karşılaşıyorum. Bu sefer okuduğum bir dipnot da bana aklımı kurcalayan bu "pagan" kültür hakkında şaşırtıcı, ilginç bilgiler verdi.&lt;br /&gt;"Olayların en iyi kullanıldığı ve Rönesans sanatının Hermetik (gizli gizemli) arka planı, Francis Yates'in çeşitli kez basılan "Giordano Bruno and Hermetic Triadition"da görülebilir. Kendisi burda, örneğin Rönesans ustalarının, uygun etkinliklerini çizerken, uygun olmayanları dışladıkları görsel görüntülerin uygun aranjmanlarıyla, "dünyayı etkilemeye çalıştıkları" ve bu pek pratik nedenler için inşaa edilen Rönesans sanatının birçok örneği, "karışık tılsımlardı" diye açıklanmaktadır. Boticelli'nin "İlkbahar"ı, kesinlikle bu tür bir amaç için tasarlanmış bir nesneydi."&lt;br /&gt;Biliyorum siz de şaştınız bu okuduklarınıza. Bu şaşkınlıkla da:&lt;br /&gt;"Tamam da Rönesans ressamlarının eserleri mükemmeldir ama" dediniz.Ben de aynı fikirdeyim. Hatta ben daha da ileri gideceğim ve "Felsefe Taşı"nın gerçek adı olan "Büyü Taşı"nda konu olan büyü okullarının da vaktiyle Mata Hari, Lawrens gibi çok "mükemmel" casuslar yetiştirdiğini ileri süreceğim. Tamplier'nin yani Tapınak Şovalyeleri'nin, İskoçya'ya sığındıktan sonra geliştirdikleri "büyü", "occultizm" faaliyetlerinin, zamanla Gül-Haç (Roskrua), Mason teşkilatları haline dönüştüğü ve ne yazık ki Batı Medeniyet tarihinin, her sayfasında ve her adımında bu öğretilerin sembollerini ve izlerini taşıdığı bilinen bir şeydir. İtalyan romancı ve Orta Çağ tarihi uzmanı U.Eco da Foucould Sarkacı adlı romanında, bir kahramanına, aydınlanmacı bilim adamlarının sabah laboratuarlara, öğlenden sonra da occultizm seanslarına gittiklerini söyletir. Yani bu durumda Nagazaki ve Hiroşima'ya atılan bombaların da Rönesans eserleri gibi çok "yetkin" olduğunu söylemek yalan olmayacaktır. Hatta Afganistan'a, Irak'a, Filistin'e atılan bombaların da hiçbir kusuru olmadığı iddia edilebilir! İşte galiba bizim gazete, bunu sorgulamak istiyor. Peki ama bu medeniyet, nasıl bir medeniyettir?***Dünya resmî tarihinin yeniden yazılmasını isteyen yazar ve tarihçiler var. En çok da Lâtin Amerikalılar. İşin en çok farkında olanlar onlar galiba. Marquez de bunlardan biri mesela. Diyorlar ki:&lt;br /&gt;"Gerçek tarih, insanın, kültürün, uygarlığın fiziksel yaşamıdır."&lt;br /&gt;Meselâ, aylar önce bir defa daha yazdığım gibi, Washington şehrinin, bizzat, bir "büyük üstad" olan G.Wasgington tarafından sekizgenler halinde oluşturulduğunu biliyor muydunuz? Beyaz Saray da bu sekizgenlerden biri. Kitabın arkasında bu şehrin planı, krokisi var. Bible Moralisee'den 13. yüzyıla ait bir fotoğraf da var. Hazreti İsa masonik bir tâbir olan İlâhi mimar olarak gösteriliyor.***Selahattin Eyyubi'nin karşısındaki kumandan olarak karşımıza çıkan ve Batılıların dahi büyüklüğünü kabul ettikleri Selahattin'den aşağı kalmaması için aynı ayarda bir kahraman olarak tanıtılan Aslan Yürekli Richard da Tapınakçılara çok yakındı. Hatta Kıbrıs'ı onlara satan da Richard'dı. Sonradan Kıbrıs bu Tapınakçıların resmî merkezi oldu. Kıbrıs konusunda İngiliz ve Siyonist ısrarının sebepleri arasında, bütün güncel ayrıntılar gözden geçirillirken, bu ayrıntıyı da unutmamak lazım. İngilizlere, neden Osmanlı'dan kiraladıkları o Ada'da hâlâ üslerinin bulunduğunu da! Yoksa orayı Tapınakçıların mirası mı sayıyorlar? Osmanlı o "Ada'yı İngilizler'den veya Tapınakçılardan değil, Venediklilerden, fetih yoluyla almıştı.***Bu arada ABiçin "bir nedeniyet projesi" tanımını kullananlara da bunun nasıl bir medeniyet olduğunu sormak lazım gelir.&lt;i&gt;05.01.2003, Afet ILGAZ, Milli Gazete&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5016687287965622813-1479389005615441568?l=erbakan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erbakan.blogspot.com/feeds/1479389005615441568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5016687287965622813&amp;postID=1479389005615441568' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1479389005615441568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5016687287965622813/posts/default/1479389005615441568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erbakan.blogspot.com/2008/03/bat-medeniyetinin-arka-plan-islm.html' title=''/><author><name>cihatcan2002</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5016687287965622813.post-2363375473988692574</id><published>2008-03-03T12:23:00.003-08:00</published><updated>2008-03-03T12:23:55.907-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h2&gt;Net ve tavizsiz duruşun simgesi&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Millî Gazete, 31 yıllık yayın hayatında hedef ve istikametinden sapmadı&lt;br /&gt;Net ve tavizsiz duruşun simgesi&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;Yaşadığımız &lt;/b&gt;dünyada, basının fonksiyonunu bilmeyen yok. Hele bizim ülkemizde basın, iktidarları indirip yerine yenisini koyma becerisini sergiliyor. Koskoca bir toplumu kendi dar kalıplarına sokmak için bütün gücüyle seferber oluyor. Kimi basın kuruluşları müstehcen yayınlar yaparak ahlâkî yozlaşmayı teşvik ediyor. &lt;b&gt;Bedii Faik’&lt;/b&gt;in yıllar önce söylediği &lt;b&gt;“Kanalizasyonlar dünyanın her yerinde alttan, bir tek Babıâli’de üstten akar.”&lt;/b&gt; sözüne hak verdirecek ölçüde... Bazı yayın kuruluşlarının, sermaye ve patronlarının sözlüğünü yapması da işin tuzu biberi...Böyle bir basın anlayışının revaçta olduğu Türkiyemiz’de, bu ülke gerçeklerine uygun yayın yapan basın kuruluşlarına duyulan ihtiyacın büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor. İşte, bu atmosfer içinde, 31 yıldır bıkmadan, usanmadan milletin sesi olmaya çalışan, hak ve hakikati haykıran müstesna bir basın kuruluşumuzu görüyoruz: Net ve tavizsiz duruşun simgesi &lt;b&gt;Millî Gazetemiz...&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Millî Gazete yayın hayatına başladığından beri hedef ve istikametinden şaşmamış, değerlerinden kesinlikle taviz vermemiştir. Nabza göre şerbet vermek, değişen kontjonktüre ayak uydurmak basitliğine düşmemiştir. Tiraj kaybı ve benzeri endişelerle hak ve hakikatı savunmaktan vazgeçmemiştir. &lt;b&gt;“Hak geldi, bâtıl zâil oldu.”&lt;/b&gt; ilkesine sadık kalmıştır. Hiçbir takıntı ve komplekse kapılmamış, orijinal mesajını seslendirmeye devam etmiştir.Her zaman Millî Görüş dâvâsının pervasız savunucusu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MİLLÎ GAZETE GÜÇLÜ OLMALI&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Millî Görüş’ün muhterem ideri Prof. Dr. &lt;b&gt;Necmettin Erbakan,&lt;/b&gt; problemlerini çözmüş bir Türkiye’ye ulaşmanın yolunu üç maddede formülleştirir: &lt;b&gt;“Müsbet medya, müsbet sermaye, müsbet siyaset.”&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Muhterem &lt;b&gt;Erbakan&lt;/b&gt; 28.05.2001 günü Elazığ’da yapılan &lt;b&gt;Millî Gazete Gecesi&lt;/b&gt;’nde yaptığı konuşmada şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Millî Görüş’ün temeli olan sevgi, şefkat ve sadakati tüm insanlığa yaymak için güçlü ve müsbet medyaya büyük ihtiyaç var.&lt;br /&gt;30 yıllık geceli gündüzlü çalışmasıyla müsbet medyanın öncüsü Millî Gazete olmuştur. Bu yolda her türlü engellemeye rağmen en hayırlı hizmetleri yapmaktadır. Onun için Türkiye’de insanların saadetini isteyen herkes Millî Gazete’nin güçlenmesi için elinden geleni yapmalıdır.”&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;BİZDEKİ MEDYA&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Fakat, bizdeki medya, dünyadaki genel medya anlayışından biraz daha farklı... Bugün içinde bulunduğu konum medyayı &lt;b&gt;“en büyük güç”&lt;/b&gt; haline getirmiş.Yılların gazetecisi &lt;b&gt;Mehmet Şevket Eygi,&lt;/b&gt; medyadaki bu çarpıklığı sık sık dile getirenlerden biri... Bir yazısında şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Bizde medya şu anda ülkenin birinci gücüdür. Medya dördüncü güç olursa, ülkeye, halka, devlete hizmet eder, aksi halde mafyalaşır, kartelleşir, tekelleşir. Türkiye yıllardan beri sorumsuz bir medyanın sıkıntısını çekiyor. Bu konuda çözüm ve çare bulunmalı, medya birincilikten dö
